Kürtlerin Sen Ben Siyasetin Aklıyla Yeni Lozanların Neresinde?

Hüseyin Akıncı

Hüseyin Akıncı

Kürt siyaseti mevcut çizgisinde ısrar ettiği sürece, dünden kalan Lozanların çok daha karmaşık ve ağır faturalar doğuracağından kimsenin şüphesi olmasın. Kürtler her zamanki gibi hedeflenen yarının altyapısını oluşturmadan, dünün yaşanmışlıklarına hararetli dalışlar yapıyorlar. Örneğin, son günlerde ve özellikle Kürtleri saf dışı bırakan Lozan Antlaşması etrafındaki tartışmalar yine hız kazandı.

Bırakalım yüz yıl önceki Lozan Antlaşması'nı; daha dün Suriye Arap Cumhuriyeti ile Kürtler arasında ikinci bir Lozan anlaşması imzalanmadı mı? "Terörsüz Türkiye" adı altında yürütülen barış maratonunun ise nasıl yeni bir Lozan anlaşmasına dönüşeceği meçhu

Oysa günün ağırlaştırdığı krizler ortadayken bile Kürt siyasi aktörlerinin, Kürt toplumunun öncelikli ortak paydalarında buluşmaktan "öcü gibi" korktuğu bilinen bir gerçek. Dolayısıyla, sonu gelmez konferanslar veya birtakım şekilsel toplantılardan önce, Kürt halkının ortak paydasına giden yoldan neden bu kadar korkulduğu masaya yatırılmalı; asıl toplantılar bu cesur yüzleşme üzerine kurulmalıdır.

 Bu bağlamda; Kuzey coğrafyasında anlamını gün geçtikçe yitiren silahlı mücadelenin akıbetinin nasıl bir barışa evrileceğini bir konferans konusu olarak ele alınma ihtiyacı veya Güney Kürdistan’da bunca imkâna rağmen KDP ve YNK’nin her an çatışabilirlik sendromunun barındırdığı riskler acilen tartışılmalıdır. Özgürleşmek ve medeni halkların seviyesine erişmek, Kürt halkının en temel, olmazsa olmaz önceliktir. Ancak Kürt toplumunun kendi gerçekleriyle buluşabilmesi için gereken "zihniyet temizliğinden" tazıdan kaçan tavşan gibi kaçılmaya devam ediliyor!

Gönül isterdi ki, halkının geleceğinden kendini sorumlu hisseden Kürt partileri, tarihsel talihsizliklerin ve geçmişin acılarının üzerine gidebildikleri kadar, "sen-ben" kavgalarının Kürt halkına kaybettirdiklerinin de üzerine gidebilsinler. Hangi Kürt partisi kendini haklı gördüğü açılır bir kutunun içinde hapsederse hapsetsin; "ben doğruyum" merkezli bu dar yaklaşımlarla bir yere varılamayacağı aşikardır.

Ellerini suya sabuna değdirmeden, sadece birkaç popüler istemi dillendirerek Kürt halkının geleceğiyle kumar oynamanın bir anlamı yoktur.

Zira Kürtler arası ilişkilerin, bir "ben-sen" güç gösterisi arenasından çıkarılıp evrensel hukuki ve demokratik kriterlere oturtulması şarttır. Aksi takdirde, "Kürdü Kürde kırdırma" projeleri hız kazanır; siyasal güçler arasındaki bu güvensizlik iklimi yarına dair hiçbir umut vermez ve veremez.

Kürtler kendi aralarında bu kadar bölünüp parçalanmışken, aralarındaki kopukluk bu derece tırmanmışken; bırakalım eski Lozanları, çok daha katmerli ve tehlikeli "yeni Lozanlar"ın kapımızı çalacağından emin olmalıyız.

Bunun farkında olan aydın ve sorumluluk sahibi Kürtler, iç çatışmaları ve düşmanlığı körükleyecek manevralara karşı hazırlıklı olmak zorundadır. Aksi takdirde Ankara, Bağdat, Şam ve Tahran’ın yeni bölgesel dizaynları (yeni Lozanları), Kürt siyasetinin bu yetmezliklerinden ve dağınıklığından nemalanarak hayata geçecektir.

Kürtlerin Lozan’ı hatırlaması ve buradan geleceğe ışık tutacak dersler çıkarması elbette son derece doğal ve doğrudur. Ancak "dostlar alışverişte görsün" mantığından öteye geçmeyen ağlamaklı gösterimlerle varılacak bir yarın yoktur.

Dolayısıyla, genel stratejiler ve öncelikler bağlamında kolektif bir mücadeleden yoksun hiçbir hareketin başarı şansı yoktur. Kürt halkının iradesini temsil ettiğini iddia eden herkes, önceliklerini halkın yararına dönüştürmek zorundadır. Dünün "Lozan sendromu" ağlaklığından çıkıp, yeni dünya düzeninin dayattığı çok daha karmaşık tehlikelerin önüne geçme hazırlığı artık bir tercih değil, hayati bir zarurettir.

Velhasılkelam; Kürt halkının geleceğini kendi parti ve kişisel çıkarlarıyla ipotek altına alan YNK ve KDP’nin sorumsuzlukları ile Kuzey coğrafyasında belirsizliklere koşan barış sürecinin belirsizlikleri kolektif bir akılla masaya yatırılmadığı sürece, geçmişteki Lozanları bin kez anmak Kürtleri hiçbir yere ulaştırmayacaktır.