Bu açıklamaları okurken birçok Kürdün içinde aynı sızı büyüyor:
Bunca yılın acısı, bunca ölüm, bunca sürgün ve yıkım yalnızca “demokratikleşme” başlığına mı sığdırılacaktı?
Bir halkın adı, hafızası, dili, toprağı ve ulusal talepleri neden yine cümlelerin dışına itiliyordu?
Cumhuriyet kurulduğundan beri Kürtlerin isyanları bir hevesin, bir maceranın sonucu değildi. Şeyh Said’den Ağrı’ya, Dersim’den günümüze kadar yükselen her itirazın temelinde inkâr vardı.
“Kürt yoktur” denildiği için insanlar ayağa kalktı.
Anadilleri yasaklandığı için ayağa kalktı.
Kendi kimliğiyle yaşamak istediği için ayağa kalktı.
Bu halk yalnızca ekmek için değil, onur için bedel ödedi.
Binlerce genç dağlarda öldü.
Binlerce anne mezarsız acılarla yaşlandı.
Köyler boşaltıldı, milyonlar göç yollarına sürüldü.
Bir kuşağın çocukluğu karakol gölgesinde, faili meçhul korkusuyla geçti.
Hendeklerde ölen gençler de bu tarihin parçasıdır; yanlışlarıyla, acılarıyla, öfkeleriyle… Çünkü hiçbir genç durup dururken ölümü seçmez. Bir halkın umutları yıllarca bastırılırsa, geriye bazen yalnızca öfke kalır. Kürtler ne zaman meşru haklarını talep etmişlerse devletin baskıcı şiddetiyle karşılaşmışlardır. Buna rağmen meşru yollardan hak talep etmekten vazgeçmemiş, imkân buldukları her fırsatta bu yolla haklarını aramışlardır. Ancak devletin bu taleplere cevabı her zaman cezalandırma !…
Bugün yapılan açıklamalarda “Cumhuriyetin demokratikleşmesi” vurgulanırken Kürtlerin milli haklarının açıkça anılmaması büyük bir kırgınlık yaratıyor. Çünkü mesele sadece Türkiye’nin demokrasi sorunu değildir. Mesele aynı zamanda Kürt halkının varlık sorunudur.
Bir halk kendi adıyla tanınmak, diliyle yaşamak, kültürüyle var olmak ve siyasal iradesini özgürce ortaya koymak ister. Bu, en temel ulusal haktır.
Kürtler yıllardır yalnızca ölmedi; bekledi de…
Belki bir gün acılarının adı doğru konulur diye bekledi.
Belki bir gün çocuklarının neden öldüğü açıkça söylenir diye bekledi.
Belki bir gün “Kürt meselesi” denirken Kürtlerin kendisinin de hatırlanacağı bir dil kurulur diye bekledi. Kürt halkı çektiği acıların diğerleri tarafından bir gün empati ile karşılanacağı umudu taşımaktadır herşeye rağmen.
Çatışma ve baskı olmadan toplumların özgürce bir arada yaşamasına şans verilmedi cumhuriyet tarihi boyunca. Bu nedenle gönüllü olarak bir arada yaşamanın koşulları ortadan kalkmış gibi görünüyor. Bu koşullarının yaratılması gerekiyor Bu ortamın bozulmaması için Kürtler gereğini fazlası ile yapmıştır.
Bu kadar bedelin ardından geriye yalnızca soyut demokrasi cümleleri kalırsa, halk kendi acısının görünmez kılındığını hisseder.
Ve en ağır yara bazen ölüm değil, unutulmaktır.