ABD’nin Suriye politikasında yaşanan yön değişimi, ülkeyi açık savaşın ötesinde daha karmaşık ve tehlikeli bir istikrarsızlık evresine sürüklüyor. Senatörler Lindsey Graham ve Richard Blumenthal tarafından sunulan “Save the Kurds” (Kürtleri Koruma) Yasası, bu yeni dönemde Washington’un karşı karşıya olduğu güvenlik risklerine verilen geç kalmış bir yanıt olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre Suriye bugün, siyasi parçalanma, ideolojik radikalleşme ve silahlı grupların devlet yapısı içine yerleştirilmesi gibi unsurların bir araya geldiği, “savaş sonrası” görünümlü ama yüksek riskli bir sürece girmiş durumda.
Kürt Bölgelerinde Artan Baskı
Son bir yılda, özellikle kuzeydoğu Suriye’de Kürtlerin yönettiği bölgelerde güvenlik dengesi gözle görülür biçimde bozuldu. Kuşatmalar, yol kapatmaları, hedefli saldırılar ve sivil yönetime yönelik baskılar, yerel yönetimlerin kapasitesini zayıflatırken, insani yardım erişimini de ciddi biçimde aksattı.
Bu baskıların, Kürt özerkliğinin hukuki güvence olmaksızın her an geri alınabileceğini göstermek amacı taşıdığı ifade ediliyor. Güvenlik kaynaklarına göre bu durum, Kürt güçlerini IŞİD’le mücadele ve tutuklu kamplarının korunması gibi kritik görevlerden uzaklaştırdı.
Merkezileşme Önceliği ve Haklar Sorunu
ABD’nin son dönemde Şam yönetimiyle hızlı siyasi konsolidasyona öncelik vermesi, Kürtler ve diğer azınlıklar açısından ciddi kaygılara yol açtı. Washington’un, merkezi otorite yeniden tesis edildikten sonra hakların müzakere edilebileceği varsayımı, sahadaki gerçeklerle örtüşmüyor.
Analistlere göre, anayasal güvenceler olmadan sağlanan merkezileşme, meşruiyet üretmek yerine baskı araçlarını güçlendiriyor. Bu durum, geçmişte dışlanan topluluklar için “entegrasyon” ile “boyun eğme” arasındaki farkı ortadan kaldırıyor.
Yeni Ordu, Eski Milisler
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın otoritesi, büyük ölçüde Türkiye destekli silahlı gruplara dayanıyor. Resmî olarak “ulusal orduya entegre edildiği” açıklanan bu yapılar, fiiliyatta kendi komuta zincirlerini ve ideolojik yönelimlerini koruyor.
Eski Suriye Milli Ordusu (SMO) bileşenleri başta olmak üzere birçok grup, devlet üniforması altında milis düzenini sürdürüyor. Uzmanlar, bunun IŞİD döneminden bile daha tehlikeli bir yapı oluşturduğunu savunuyor. Çünkü bu gruplar, radikal ideolojiyi açık terör saldırıları yerine yerel yönetim ve toplumsal baskı yoluyla yayıyor.
IŞİD Sonrası Yeni Tehdit Tablosu
“Save the Kurds” Yasası’nı savunan çevreler, ABD’nin yalnızca IŞİD’i merkeze alan güvenlik yaklaşımının yetersiz kaldığını belirtiyor. Kürt güçlerinin zayıflatılmasıyla birlikte, binlerce IŞİD tutuklusunun bulunduğu cezaevlerinin güvenliği de risk altına girdi.
Son dönemde yaşanan firar vakaları, Suriye’nin sadece kendi içinde değil, komşu ülkeler için de yeni tehditler ürettiğini gösteriyor. Irak ve Ürdün sınırlarında artan hareketlilik, bölgesel istikrarsızlığın kaçınılmaz şekilde yayılacağına işaret ediyor.
Yasa Ne Amaçlıyor?
“Save the Kurds” Yasası, ABD’nin Suriye’ye yönelik siyasi ve diplomatik angajmanını, Kürtler ve diğer azınlıklar için anayasal güvence şartına bağlamayı hedefliyor. Tasarıyı hazırlayan senatörlere göre bu yaklaşım, insan haklarından ziyade uzun vadeli güvenlik çıkarlarına dayanıyor.
Yasa, ABD’nin askeri varlığını artırmayı değil; sahip olduğu diplomatik ve ekonomik kaldıraçları, Suriye’nin yeni bir çöküşe sürüklenmesini önlemek için kullanmayı amaçlıyor.
Uzmanlar, aksi halde Suriye’nin Afganistan benzeri bir senaryoya sürüklenebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durumda Kürtlerin kurduğu yerel yönetimlerin çökmesi, yalnızca Suriye’de değil, tüm bölgede yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabilir.
“Save the Kurds” Yasası, bu gidişatı durdurmak için Washington’un elindeki son araçlardan biri olarak görülüyor. (Irina Tsukerman)