Kurtlar Sofrasında Kürdistan

Diyar Budak

Türk devletinin Kürd halkinin kazanımlarına yönelik yürüttügü sıcak savaş, saldırı ve katliamlar giderek büyümekte, ağır bir ekonomik yıkım ve insani felakete yol açmaktadır. Böyle bir durumda Efrin dişında bir konu yazmak gelmiyor aklıma.

T.C’nin bir ayı aşan bu kanlı saldırısı son hız devam etmektedir. Türk devleti, Kürde düşmanlığını “Zeytin Dalı“ ifadesiyle yumuşatmaya, Kürdü ve dünya kamuoyunu kandırmaya devam etmektedir. Devlet olma imkanını elde edemeyen Kürdistan halkı her çepheden T.C.’ nin saldırılarına maruz kalmaktadır. Bu yetmezmiş gibi, Türk halkında Kürde karşı ciddi bir düşmanlık yarıtılmaya çalışılmaktadır.

Kürdistan coğrafyası, son 50 yıldır bölge devletlerinin ve uluslararası güçlerin meydan muharebesi olduğu bir alana dönüşmüştür. Kürdün kendi arasındaki sorunlar ve birlik olmamaları tüm devletlere onları kullanma fırsatı ve olanağı vermektedir.

Temmuz darbesinden sonra Türk ordusunun tüm degerleri ve kurumları alt üst olmuş durumdadır. Eski derin devlet ile parti devleti güçlerinin bir anlaşmaya vardıkları görülmektedir.

T.C. ordusu ve devleti tüm kurumlarıyla deri değiştirmek moduna girmiş bulunmaktadır. Bu sancılı değişimin bedeli ise her türlü zulme maruz bırakılan Kürd ulusuna ödetilmektedir. 

T.C.’nin yürüttüğü savaş, tamamen Kürde statü istiyenleri yoketme savşıdır. 

Alah-u ekber naraları atılarak Kürdü katletme savaşıdır. Bu Kürd evinin içine yönelik askeri, siyasi, ekonomik, islami bir ilhak ve işgal savaşıdır.

Böyle bir savaşta kenarda durmak, tavır koymamak, bunu PKK’nin hata ve eksikleriyle izah etmek büyük bir sorumsuzluk ve tarihi bir korkaklıktır. “Afrin’de PYD ve YPG’yi desteklemek ihanettir” demek T.C. devletini, ortak vatancılardan daha fazla savunmaktır.  Bunu tasvip edeilecek, Kürdperver bir tavır degildir. Ayrıca Afrin’e saldırılara karşı çıkmak, PYD’yi veya PKK’yi desteklemek anlamına gelmemektedir.

Kastım, Türkiye’de yaşayan sıradan insanlar değildir. Siyasette risk almayan kişi ve partiler sadece halkını ve kadrolarını kandırırlar. Bunun açık örneği, en başta Sur sürecinde Kürdün yurdundaki “şehir savaşına “ tavır koyamayan HDP olmuştur. 

Kürd kurumlarının tümünün karşı çıkmasına rağmen, bu çevrelerin hiç umursamaması bilinmektedir. HDP gibi legal zemini kullanan bir parti, devletin gözüne baka baka zımni bir anlaşmaya girmiş gibi mevcut ortamı hem kendisi hem de Kürd halkı için militarize etmekten sakınmamıştır. Seçilmiş belediyelere atanan kayyum ve tutuklanan siyasetçilere yönelik tepki böylece dünden engellenmiştir. Selahattin Demirtaş gibi on binlerce legal mücadele içerisinde olan insanımız tutuklanmıştır. Bügün de en ağır işkence ve baskı koşullarında tutulmaktadırlar.

Türk devletinin bu koşullar için her zaman hazır ve nazır olduğu bilinmektedir. Mevcut ortamın zehirlenmesi için T.C. devletinin özel çaba harcadığı, gizli elleri devreye koyduğuna şüphe yoktur. Ancak kendi öz gücüne güvenen bu çevreler, kendileri dışında hiç kimseyi dinlememekte direnmektedirler. Kürdistan’daki örgütlerin bir kısmı ülkemizin sadece kendilerine ait olduğunu zannetmekte veya güçlü olmanın verdiği bir benmerkezci tutum sergilemektedirler. Biz güçsüzler ve örgütsüzler T.C. ve bunların arasında kayıtsız kalmaktansa, Kürd olan her şeyi desteklemekteyiz.  Doğru olan tavır budur.

Kuzey Kürdistan’da “egemen parti”, kardeşlik ve birliğimiz için gösterdiğimiz bu fedekarlığa cevap vermemekte ısrar etmektedir. Halen Arap ve diğer halklardan unsurların kardeşliğinde ısrarcı olunmakta, zararları pahasına kendilerine Kürd halkının kanı pahasına kazandığı mevzilerin en tepedeki görevleri bunlara verilmektedir. Fransa’da öldürülen üç Kürd kızının olayında olduğu gibi katil, içerde ve azılı bir Türk ıkçısı olduğuydu.

Bu HDP için de halen böyledir. Son HDP eş başkanlığına getirilenlerin, Partinin baraj altında bırakılması için yapılan ‘Temel’li bir müdahale olduğu söylenmektedir.

Bu anlayışlarını PYD’ye de dayatmaları bir felakettir. PYD, Suriye Arplarına devletlerinden fazla yardımcı olmuştur. Rakka’yı DEAŞ’tan kurtarmakla onlara ciddi katkı sunduğu bilinmektedir. PYD veya YPG’nin en üst kurumu olan Kurmaylığa kadar yükselip sözcülüklerini yapan Türkmen kökenli Talal Silo T.C’ nin işbirlikçisi olduğu anlaşılmıştır. Türkiye’ye kaçıp sığındıktan sonra mühimmat ve askeri sığınaklarının yerlerini T.C’ye bildiren bir zattır. Ve Afrin saldırısında askeri koordinatları T.C. devletine veren kişi olduğu söylenmektedir. Kürd bir kez daha iç çelişkilerini, baş çelişkileriyle (baş düşmanları) karıştırmak üzredir. Bunu engelleyecek iki güç var: ya büyük devletler başta ABD olmak üzre, ya da  görünmeyen ilahi  bir güç!

Allahım sen bizim partilerimizi bu yanlıştan koru!

Ve herkesi Kürd bayrağı, Ala Rengin altında birleştirmeyi nasip eyle!

Efrini savunmaya, işgali lanetlemeye çabalarken Kürdistan’daki Roj peşmergelerinin kararlıklarını görmek, ulusal birlik ve dayatılan yalnızlık için de olsa çağırmış değiller. PYD emir komutasını PKK den almamalıdır.

Oysa onların Güney’de ve Kobane’de oldukça kahramanca düşmana karşı destan yazdıklarını herkes görmüştü.

Zora düştüklerinde, ihtiyaçları olduklarında, o cenahta olmayan herkesin de desteğini almaktadırlar. KOBANE’ye giden PEŞMERGE güçlerine, DEAŞ’tan kurtulduktan hemen sonra onlara demediklerini bırakmadıkları gibi. “Efrinde T.C. ve Barzani kaybedecek!“ Daha önce de S.Süreya’nın ‘Güney’de sagcı kürdler kaybetti’ demişti, bu unutulmuş değildir.

Bu anlayış “köprüyü geçene kadar “Kürdün enerjisini kullanma” anlayışıdır.

Köprü geçildikten sonra, eski tas eski hamam! 

T.C.’ den fazla KDP ve Barzani’yi eleştirmek sanki bunların parti programlarında T.C.’nin Anayasasındaki degişmez üç madde gibi…

Bu politikanın yanlış olduğu, ulusal birliğimizi pekiştirmede yardımcı olmadığı, Kürde Özgürlük getirmeyeceği bilinmesine rağmen yapılmaktadır.

21.Yüzyılda Kürd halkının önüne çıkan bu fırsatlara rağmen, kendi devletini kuramaz ve halkını özgürleştirmezse başta, KDP, YNK ve PKK olmak üzere tüm kurumlar Kürd halkının lanetinden kurtulamayacaklardır.

Bu coğrafyada Kürdün ulusal birliği en çok, “bizim beka sorunumuz var” diyenleri korkutmaktadır. Bu korkuyu yaşatmanın zamanı gelmiştir. Dakika dakika, nefes nefes yakınlaşmaktadır. Tüm Kürdistanlılar hazırlıklarını zafere endekslemelidirler.

Dünya devletleri ailesinde yerimizi alacağımız günler yakındır.