Kürt Ulusal Mücadelesi’nin Söylemsel Temelleri: Qazî Mihemed’in Son Söylevi Üzerine Bir İnceleme

Hüsamettin Turan

20. yüzyılın ortaları, Ortadoğu ve Yakındoğu’daki jeopolitik dengelerin, imparatorluk kalıntısı sınırların ve bölgesel ulus devletleşme süreçlerinin en sancılı dönemlerinden birine tanıklık etmiştir.

Bu dönemin en somut, stratejik ve kurumsal tecrübelerinden biri olan Mahabad Kürt Cumhuriyeti, kısa süren varlığına rağmen Kürt Siyasal Tarihi’nin en kritik hafıza mekanizmasını oluşturmuştur.

Cumhurbaşkanı Qazî Mihemed’in 31 Mart 1947 tarihinde Çarçira Meydanı’nda idam edilmeden hemen önce kaleme aldığı son söylev, sıradan bir vedaname veya hissiyat beyanı olmanın çok ötesindedir.

Metin, Kürt uluslaşma sürecinin ideolojik, sosyolojik, tarihsel ve etik kodlarını barındıran, toplumun farklı kesimlerine doğrudan mesajlar ileten bağımsız ve bütüncül bir siyasal bildirge niteliği taşımaktadır.

Metnin kurucu retoriği ...

Allah'a yapılan atıf ve halka yönelik kapsayıcı bir hitapla biçimlenir. "Gaza son adımları" atan bir liderin toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, söyleve yüksek bir ahlaki meşruiyet kazandırır.

İlk andan itibaren vurgulanan ana unsur; düşmanlıkların, iç çekişmelerin ve kıskançlıkların bir kenara bırakılarak ulusal birliğin ve dayanışmanın tesis edilmesidir.

Birlik oluşturamayan, kendi içinde kenetlenemeyen her milletin tarihsel süreçte hezimete uğramaya, baskıcı ve müstebit güçlerin egemenliği altında kalmaya mahkûm olduğu gerçeği, yalın ama sarsıcı bir tonla ifade edilir.

Kürt milletinin yiğitlik, cömertlik, insanilik ve cesaret bakımından özgürleşmiş diğer dünya uluslarından hiçbir eksiğinin bulunmadığı; bilakis pek çok açıdan öncü bir niteliğe sahip olduğu tespitiyle, toplumsal özgüvenin yeniden inşası hedeflenir.

Tarihsel ve sosyolojik açıdan bakıldığında, özgürlüğünü kazanan diğer ulusların da benzer süreçlerden geçtiği, ancak onların başarısının temelinde ulusal birlik fikrine sadık kalmaları yatmaktadır.

Bu noktada metin, iç parçalanmışlığı hem bir özeleştiri hem de tarihsel bir uyarı olarak işler. Kürt milletinin düşmanlarının çok sayıda, merhametsiz ve sözüne sadık olmayan yapılardan oluştuğu tespiti, siyasal bir gerçeklik olarak kurgulanır.

Düşmanın temel stratejisinin Kürtleri birbiriyle kırdırmak, yalan ve aldatmayla onları birbirine düşman etmek üzerine kurulu olduğu; bu tuzağa düşmemenin biricik yolunun ise kolektif kenetlenme olduğu vurgulanır.

Söylevin en sert ve stratejik kısımlarından birini Fars devlet aklı ve bürokrasisine yönelik tarihsel çözümlemeler oluşturur. Metinde Fars egemenliği; Kürt milletine karşı en baskıcı, en zalim, en hilekar ve ahlaki değerlerden en uzak yapı olarak konumlandırılır.

Kürt ulusuna karşı beslenen nefretin ve kinin tarihsel köklerine dikkat çekilirken, soyut çıkarımlardan ziyade somut tarihsel figürler üzerinden bir bellek aktarımı gerçekleştirilir.

Simayîl Axayê Şikakî (İsmail Ağa Simko), onun kardeşi Cewher Ağa, Hemze Axayê Mengur ve diğer pek çok Kürt liderinin öldürülüş süreçleri bu durumun kanıtı olarak sunulur.

Bu isimlerin tamamının antlaşmalarla, Kur’an üzerine edilen yeminlerle, dostluk ve iyilik vaatleriyle aldatıldığı; ancak Fars yönetimi tarafından en namertçe yöntemlerle katledildiği hatırlatılır.

Tarih boyunca Fars yönetimi ve şahlık rejiminin Kur’an’a ve ilahi değerlere el basarak verdiği hiçbir söze, ettiği hiçbir yemine ve imzaladığı hiçbir anlaşmaya (peymana) sadık kalmadığı kesin bir dille ifade edilir.

Fars egemenliğinin Kürtlere bal sunsa dahi içine zehir kattığı benzetmesi, tarihsel tecrübeden süzülen stratejik bir uyarı işlevi görür. Metin, liderlik sorumluluğunun getirdiği vicdani yükü ve fedakarlık olgusunu derinlemesine işler.

Qazî Mihemed, kendi pozisyonunu milletinin küçük bir kardeşi, Allah yolunda bir hizmetkar olarak tanımlar.

Mahabad Cumhuriyeti’nin yıkılışına ve kendisinin darağacına gidişine giden süreçteki aldatmaca açıkça ifşa edilir. Cumhuriyetin yıkılmasından önce, hem Fars devlet yetkilileri hem de aracı kılınan tanınmış Kürt ve Fars şahsiyetlerin gönderdiği mektuplar ve elçiler aracılığıyla büyük vaatler verildiği, Şah’ın kendisinin Kürdistan’da bir damla kan dökülmesini istemediğine dair güvenceler sunduğu aktarılır.

Ancak ...

Gelinen noktada bu vaatlerin koca bir yalan ve aldatmacadan ibaret olduğu, sonuca bakıldığında herkesin bunu kendi gözleriyle gördüğü ifade edilir. Bu noktada iç ihanete ve aşiret reislerinin tutumuna yönelik ağır bir eleştiri geliştirilir.

Aşiret liderlerinin kendilerini satmamış ve ihanet etmemiş olmaları durumunda, Fars egemenliğinin Kürt milletinin ve kurulan Cumhuriyetin üzerine bu derece acımasızca gelemeyeceği belirtilir.

Feodal çıkar ilişkilerinin, mikro kabileciliğin ve şahsi ikbal arayışlarının ulusal dava karşısındaki yıkıcı rolü net bir şekilde mahkûm edilir. Toplumsal dönüşümün ve geleceği inşa etmenin anahtarı olarak eğitim ve bilim kavramları kavramsallaştırılır. Çocukların ve gençlerin okutulması, eğitilmesi vasiyetin en temel sütunlarından birini oluşturur.

Kürtlerin diğer uluslardan tek eksiğinin okumamak ve bilimden uzak kalmak olduğu; halklar kervanından geri kalmamanın tek yolunun okumaktan geçtiği belirtilir. Bilgi ve bilim, düşmana karşı kullanılabilecek en güçlü silah olarak tanımlanır. Birlik, beraberlik ve nitelikli bir eğitimin birleşmesi halinde, düşmana karşı mutlak bir galibiyetin kaçınılmaz olacağı müjdelenir.

Darağacına gidiş vakti yaklaşırken, mücadele uğruna verilen canların bir korku vesilesi değil, bir meşale olması gerektiği fikri işlenir. Kendisinin, kardeşlerinin ve amca çocuklarının katledilmesinin Kürt milletinin gözünü korkutmaması gerektiği; hedeflere ve hayallere ulaşana kadar bu yolda daha pek çok canın feda edileceği realist bir yaklaşımla dile getirilir.

Gelecekte de pek çok insanın Fars aldatmacalarına, ikiyüzlülüklerine kanarak ortadan kaldırılacağı, belki kendilerinden çok daha bilgili ve değerli insanların bu tuzaklara düşeceği öngörülür. Ancak temenni edilen, bu idamların ve verilen bedellerin Kürt milletinin yurtseverleri için ders ve ibret olmasıdır.

Ulusun desteği ve dayanışması, başarının tek yolu olarak gösterilir. Ulusal özgürlük ve refah için yapılan her işte halkın birbirine yardımcı olması gerektiği, ilahi adaletin eninde sonunda tecelli ederek Kürt milletini özgür ve bağımsız yapacağı olan inanç vurgulanır.

Neden başaramadım? sorusuna yanıt arayan zihinlere karşı geliştirilen savunma, varoluşsal bir başarı tanımını içerir. Başarının en büyüğü; halkı, ülkesi ve ilahi rıza uğruna malını, canını ve başını feda edebilmektir. Tanrı’nın, Peygamber’in, halkın ve vatanın huzuruna alnı açık, gururlu ve temiz bir vicdanla çıkabilmek nihai bir zafer olarak nitelendirilir.

Kürdistan, her bir Kürd’ün ortak evi olarak tanımlanır. Bir evde her bireyin farklı bir sorumluluk üstlenmesi gibi, ulusal mücadele’de de görev dağılımına saygı duyulması gerektiği öğütlenir.

Birbirine taş koymama, engel olmama, büyük sorumluluklar üstlenen arkadaşları kıskanmama ve onlara çekememezlik yapmama çağrısında bulunulur. Eğitimi, bilgisi ve yeteneği olan kişilere alan açılması, onların önünün kesilmemesi gerektiği belirtilir.

Eğer sorumluluk üstlenilmemiş olsaydı, şu an darağacının altında durulmayacağı; evde, çocukların yanında tatlı bir uykuda olunabileceği hatırlatılarak, ulus adına üstlenilen ağır yükün tarihsel değeri gözler önüne serilir.

Görev yapmayanların, emirlere uymayanların ve hatta düşmanlık edenlerin şu an evlerinde rahatça yaşadıkları, ancak ulusuna hizmet edenlerin darağacında son sözlerini söylediği gerçeği, bir sitemden ziyade tarihsel bir durum tespiti olarak sunulur.

Söylevin ampirik ve doktrinel kısmını oluşturan 10 maddelik direktifler dizisi, hem bireysel hem de kolektif yaşamı düzenleyen kılavuz ilkelere dönüşür:

Birincisi, Yezdan’a, kutsal metinlere, ibadetlere ve Peygamber’e olan inancın güçlü tutulması, dini vecibelerin eksiksiz yerine getirilmesidir. Bu madde, toplumsal dokunun muhafazakar yapısıyla uyumlu bir manevi zemin sunar.

İkincisi, kendi aralarındaki birliği, sevgiyi ve dayanışmayı korumak; birbirine karşı kötülük yapmamak ve özellikle ulusal hizmet ile sorumluluk alanlarında kıskançlıktan uzak durmaktır.

Üçüncüsü, düşmanın hile ve aldatmacalarına kanmamak adına okumayı, bilimi ve bilgi düzeyini aralıksız geliştirmektir.

Dördüncüsü, düşmanlara, bilhassa da Fars egemenliğine kesinlikle güvenmemektir. Fars yönetimi; ulusal, vatanperverane ve dinsel açıdan Kürtlerin üçlü düşmanıdır. Tarih göstermiştir ki Kürtleri katletmek için en küçük suçları bahane etmekte, her eylemi bir suç unsuruna dönüştürmektedirler.

Beşincisi, bu fani dünyanın değersiz birkaç günü için kendini düşmana satmamaktır. Düşman düşmandır ve hiçbir zaman güvenilecek bir merci değildir.

Altıncısı, birbirine ihanet etmemektir. Siyasi, ruhi, mali veya namusla ilgili hiçbir alanda ihanet kabul edilemez. İhanet eden kişi hem Allah katında hem de insanlık nezdinde değersizleşir; ihanet eninde sonunda yapanın kendisine döner.

Yedincisi, dürüstçe ve ihanet etmeden iş yapan insanlara yardımcı olmaktır. Onlara karşı kıskançlık veya düşmanlık beslememek, Allah korusun işgalcilerin ajanlığına ve ispiyonculuğuna soyunmamaktır.

Sekizincisi, vasiyetnamenin devamında camiler, hastaneler ve okullar için yazılan taleplerin takipçisi olmak, bunların hayata geçirilmesi ve toplumun yararlanması için çaba sarf etmektir.

Dokuzuncusu, diğer uluslar gibi düşman boyunduruğundan kurtulmak için mücadeleden, çalışmaktan ve çabalamaktan asla vazgeçmemektir. Dünya malı geçicidir; bağımsızlık ve özgürlük olduğu takdirde mala da, mülke da, devlete de, onura da, vatana da sahip olunacağı açıktır.

Onuncusu, üzerinde kul hakkı olan kişilerin gelip haklarını talep etmeleridir. Geride bırakılan mal varlığından bu hakların ödenmesi vasiyet edilir. İlahi hakkın dışında kimsede hakkının kalmaması arzulanır.

Metin, zulmün ve haksızlığın kalıcı olamayacağına dair ilahi ve sosyolojik bir kanunla pekiştirilir. Allah’ın zalimleri erken ya da geç ortadan kaldıracağı, zora ve zorbalığa dayalı sistemlerin yıkılacağı, ilahi intikamın gerçekleşeceği vurgulanır. Bizlere düşenin bu tecrübelerden ders çıkarmak olduğu belirtilerek, Kürt milleti Tanrı’ya emanet edilir.

İdam sehpasındaki son sözlerin ardından gelen metinsel katmanlar, bu vasiyetnamenin Kürt siyasal tarihindeki sembolik ve ideolojik sürekliliğini gösterir.

Bana göre, Qazî Mihemed’in vasiyeti kutsal bir metin ve ulusal aşkın ta kendisidir. Metnin ezberlenmesi, her felsefi ve siyasi doğrunun bu metnin içinde yer aldığı inancındayım. Sembolik sürekliliğin zirve noktası ise tarihsel figürlerin ardıllık ilişkisi içinde bir araya getirilmesidir.

Kürt Ulusal Mücadelesi’nin ve Bağımsızlığı’nın mihenk noktaları üç temel sütun üzerinden formüle edilir: Öncü kadın figürü olarak Leyla Qasım, tarihsel ve siyasal lider olarak Pêşawa Qazî Mihemed ve askeri, stratejik gelenek olarak Mela Mistefa Barzanî’nin çizgisi. Bu üçlü sembolik yapı, Bağımsız Kürdistan idealinin taşıyıcı sütunları olarak sunulur.

Söz konusu son söylev ...

Tarihsel belgesiyle, toplumsal özeştirisiyle, düşman algısıyla, eğitim vizyonuyla ve kurucu liderlik mirasıyla Kürt Milliyetçiliği’nin 20. yüzyıldaki En Somut Manifesto’sudur.

Metinde dile getirilen ilkelere yapılan tarihsel atıflar, bu vasiyetin sadece 1947 yılının 31 Mart günü Çarçira Meydanı’nda noktalanan bir hayatın son sözleri olmadığını, aksine gelecek kuşakların siyasal davranışlarını, ulusal bilincini ve özgürlük arayışını şekillendiren canlı bir doktrin olarak varlığını sürdürdüğünü kanıtlamaktadır.

 

Kaynaklar

Çamlı, Kakşar. (2017). Mahabad Kürt Cumhuriyeti ve Kadı Muhammed’in İdamı. İstanbul: Avesta Yayınları.

Emin, M. Ahmed. (2009). Kürt Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Mahabad Deneyimi. İstanbul: Doz Yayınları.

Han, Zeynel Abidin. (2021). "Qazî Mihemed û Felsefeya Têkoşîna Neteweyî". XWENAS: Dezgeha Kovara Felsefeya Kurd, Sayı: 4, s. 12-28.

McDowall, David. (2004). Kürtler: Modern Bir Kürt Tarihi (Çev. Neşenur Domaniç). İstanbul: Doz Yayınları.

Seccadi, Alaaddin. (2012). Çarçıra Meydanı’ndan Günümüze Kürt Siyasal Düşüncesi. Diyarbakır: Lis Yayınları.

Vali, Abbas. (2014). İran'da Kürtler ve Devlet: Kürt Kimliğinin Oluşumu (Çev. Zülfiye Gündoğdu). İstanbul: İletişim Yayınları.

Yassin, Borhanudin A. (1998). Büyük Güçlerin Siyasetinde Kürtler ve Mahabad Cumhuriyeti. İstanbul: Peri Yayınları.