Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN
Çağdaşlık, adalet-hukukun üstünlüğü, demokrasi, eşitlik, insan hakları gibi kavramların rafa kaldırıldığı, dahası pervasızca çiğnendiği döngüsel bir zaman aralığından geçiyoruz.
Uluslararası hukuk ve diploması yerine büyük devlet, güçlü ordu mefhumu tahvil edilmiştir. O yüzden Yerküre düzeni serseri rulmana döndü. Dünya mayınlı düzleme sürüklendi.
Kürt tehcirin birinci nedenini bugünkü Dünya’nın bulunduğu yörüngede aramak gerekir. Çünkü yerkürenin hiçbir yeri Kapitalist-Emperyalist devletlerin küresel politikası dışında değil, olamaz da. Açıktır bütün sorunlar da Küresel politikanın oluşma tarzından ve muhtevasından kaynaklanmaktadır.
Daha önceki makalelerimde de yer yer belirttiğim gibi Yerküre, hiçbir tarihte bugünkü düşürüldüğü yörünge kadar gayri insani, ceberut ve insanlık açısından tehlikeli bir yörüngeye düşürülmedi.
Bugün birinci ve ikinci dünya savaşları arifesinde yaşanan atmosfere benzer girift bir hava dünyayı sarmıştır. Bir farkla ki bugün Kapitalist-Emperyalist devletlerin en büyüğünden en küçüğüne kadar her bir devletin elindeki silahlara bakıldığında dünyanın hali ve pürmelalini anlamak hiçte güç değildir.
Gelişmiş bütün çağdaş eğilimlere ve insanlık adına kazanılmış bütün haklara rağmen, adalet, hukuk, insan hakları, tarihin en karanlık dönemini hiç aratmayacak ölçüde pervasızca yadsınmaktadır. Bir yandan emperyalist ve sömürgeci devletlerin pervasızca estirdiği şiddet ve katliamlar, diğer yandan Cihatçı çetelerin kural ve sınır tanımaz insanlık dışı eylemleri sonucu yerküre yaşanmaz hale gelmektedir.
Büyük Ortadoğu projesinin neme nem şey olduğu bölgenin tam bir yangın yerine dönmüş olmasından anlaşılıyor. Burada dramatik pek çok olay yaşanmaktadır. İnsanlığın başına musallat olmuş bir Kara Bela olan IŞİD ve onun paralel örgütü HTŞ, Amerika Devletin Onayı ve T.C. Devletin lojistik desteğiyle mazlum Kürt halkına soykırım yapmakta ve yüzbinlerce (ki medyada okunan rakam 300 bin) Kürdü yerinden yurdundan göçertti. Böylece bir yandan bir insanlık dramı yaşanırken diğer yandan aleni olarak HTŞ, el atında IŞID güçlendirilmektedir, çünkü Amerika, HTŞ’e “YÜRÜ ASLANIM” demiş bir kez! T.C Devleti de Amerika’nın bu politikasını bir fırsata çevirmiş bulunuyor.
Bütün bunlar olup bitmekteyken sözde bir Birleşmiş Miletler (BM) var, ama işlevsiz bırakılmış, dolayısıyla uluslararası politika ve diplomasi tümden Amerika ve İngiltere devletleri ve de büyük bölge devletlerin keyfine kalmıştır. Oysa sözde Avrupa yerkürenin çağdaş dengesini oluşturan merkez olarak biliniyor.
Birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında olduğu gibi bugün Emperyalist-kapitalist devletler, yine en evvel mazlum hakların yaşadıkları topraklara göz diktiği görülmektedir. Az yukarıda değindiğim gibi Rojava’da Gré Sipı, Afrin ve Halep’te yüzbinlerce Kürd’ün yerinden yurdundan, evinden, arsasından, arazisinden göçertildi! Yetmedi hala Türkiye destekli HTŞ, Batı Kürdistan’ını Kürtlerden arındırmak için kitle katliamlarını sürdürmekte ve Kürtlerin tümünü göçertmeye çalışmaktadır.
Yanı sıra Filistin Arapların evlerinin harabe haline getirilmesi yetmedi ki onları Gazze’den tehcire zorlanması da bununla izah edilebilir ancak.
Daha açık söyleyeyim. T.C devletin Afrin’e askeri müdahale bulunmasına ve oranın otokton milleti olan Kürtlerin Afrin’den tehcir edilmesine o günün ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya devlet başkanı Vladimir Putin onay verdiler! Savaş uçaklarına hava sahasını açtılar! Yoksa Afrin’in Kürtlerden boşaltılması o kadar kolay olmayacaktı. Bugün Rusya yok, ama HTŞ’nin bugün Batı Kürdistan’da gerçekleştirdiği tehcir ve soykırım o günkü trajedinin kaynaklandığı mefhumun bugüne yansıması olduğunu söylemek taşı gediğine oturtmaktır.
Evet, dün yapılanlardan sonra sıra daha büyük trajediye gelecekti!
Açıktır ki tuzak büyük kurulmuştu ve adım adım uygulanacaktı!
Ve tehlike devam etmektedir. Çünkü Donald Trump, artık Kürtlere ihtiyacı kalmadığını düşünmektedir. O yüzden bugün “SDG ile buraya kadar” diye buyurdu!
Kürtlerin sayesinde IŞİD belasından sıyıracaksın, sonra dönüp Kürtleri sırtından hançerleyeceksin! Kürdistan Gözleyenleri bunları not ediyor tabii ki! Kürtler senin bu yaptığını unutmayacak! Senin yine Kürtlere ihtiyacın olacağını hiç aklına gelmedi mi? Hani o akıl…
Kürt Düşmanlığı
Sömürgeci dört devletin (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) Kürt düşmanlığı aynı nedene dayanıyor. Onlar, Kürt topraklarını enval-i metruke ve Kürtleri de kendi köleleri sayarlar! Kürtler, kendi ulusal topraklarında Kürt olarak yaşamak istedikleri ve ulusal demokratik haklar talep ettikleri için Kürtleri baskı altına alıp şiddet uyguluyorlar. Kürtler her şeye rağmen demokratik hakları için mücadele ettikleri için, sömürgeci devletler de ittifak içinde Kürtlere saldırılarını daha bir kinle sürdürmektedirler!
(Ama onlar, bu şekilde dananın kuyruğunun daha erken kopacağını ya hesaplayamıyorlar ya da hesaba katmak bile istemiyorlar. Daha uygun koşullarda daha aklı ve mantıklı, haliyle daha insani çözümleri akıllarına bile getirmek istemiyorlar. Böyle kibirli düşünürler ancak.)
Kürt düşmanlığı koalisyonun başını bugün T.C Devleti çekmektedir. Bu devletin Kürt karşıtlığı, devletin kuruluş ideolojisinden kaynaklanmaktadır. Kürtlere karşı politikası da dünden bugüne bu temelde sürüp gelmektedir. Devletin ideolojik ve politik yapısında temel değişiklikler olmadıkça Kürt düşmanlığı dönemin karakterine göre nispi farklılıklarla sürecektir. Kürt de artık bunun farkındadır.
Kemalistler ve politik İslamcılar, T.C devletin kuruluş ideolojisi ve politik tutumumu noktasında bazı açılardan çelişseler ve hatta çatışsalar da Kürtlere karşı etnik kimlik ve dolayısıyla ulus devlet bağlamında uzlaşırlar. Böylece burada çıkar ve amaç birliği kurmaları kolaylaşıyor. Bu iki büyük kategorideki bütün irili ufaklı grupların, nerede olursa olsun Kürtlerle ilgili en ufak bir gelişme odluğunda behemehâl birleşmeleri, tepki göstermeleri, saldırıya geçmeleri bundandır. (Bu çağ dışı düşünce tarzı, çok moda gibi görünse de miadı çoktan dolmuştur.)
Kürtler, gerek dört sömürgeci devletin ve gerekse her bir devletin kendi içlerinde Kürtlere karşı birleşmelerinin nedenlerini gayet iyi biliyorlar. Ezcümle Kürtler, artık çok şey biliyorlar. Bundandır ki dün yeterince olmasa da bugün dört parçada birlikte tepki göstermeye başlamışlardır, çünkü yalnızca yaşamak için bile birlik olmanın zorunluluğunu yangın yüklü süreçler içinde bilince çıkardılar. Özgürlüğün ne kadar hayati olduğunun çok farkındadırlar artık. Bu eğilim daha da gelişecek ve hiçbir güç bunu engelleyemez, çünkü etnik direnişin Kürtler için artık varlık yokluk sorunu olduğunu Kürtler çok iyi kavradılar.
Çözüm Tartışmaları
Savaş, yalnızca çıkarların çatışmasında üremiş bir kavram değil, kötü niyetin üstünlük kurmasının aracı olarak düşünülmüştür. İnsanlığın başına musallat olan en kara beladır. Barış bu kötülüğün durdurulması için düşünülmüş olsa gerek. Barış hak hukuk temelinde düşünülürse adil ve kalıcı çözüme varılır. Ama barış, güç oranına göre bir çözüm platformu olarak düşünüldüğünde masum amaç yozlaşır ve palyatif bir çözüme varılabilir ancak.
Savaş ve çatışmaların yarattığı sorunların içinde çözüm yolları düşünmekte kaçınılmazdır. İyi ki çözüm diye bir kavram, kötülerin bile aklına gelebiliyor. İyi ki bedbaht güçleri çözüme mecbur edecek yollar da var. Taraflar arasında çözüm biçimleri üstünde konuşulmaya başlandıktan sonra şu çözüm mü bu çözüm mü derken tartışmalar derinleşir. Derinleşen tartışma hak hukuk platformunda ilerlerse çözüm daha erken gelir. Karşılıklı tarafların güç oranlarına göre süren bir tartışma anlık bir çözüm üzerinde anlaşma sağlayabilir, ama bu köklü bir çözüm olmaz ve dolayısıyla kalıcı bir barış sağlamaz. Haliyle yaranın ağzı açık kalır…
“Terörsüz Türkiye”
Önce şu soruyu soralım: Türkiye’de ne terörü var? ,
“İkinci Çözüm Sürecinde” PKK, silahlı kadrolarını alıp devletin sınırları dışını çıktığını açıklamıştı. Hendek Vakası sırasında gerillanın bu eylemlerde yer almadığını PKK resmi ağızlarınca beyan edildi. Devlet de, terörü bitirdik diye resmi olarak kaç kez açıkladı? O halde söyler misiniz Türkiye de ne terör var?
Eğer Türkiye de terörden söz edilecekse İŞID teröründen söz edilebilir ancak. Eğer şiddetten söz edilecekse devletin göstericilere karşı uyguladığı orantısız şiddetten söz edilebilir ancak. Ki Cumhur İttifak hükümeti (devleti aslında) Kayyum Atamalarına karşı protesto ve nümayişler sırasında birçok kez orantısız güç kullandığı biliniyor.
Eğer Cumhur İttifakı IŞİD’ın böğründen doğan HTŞ’yi Kürtlere karşı destekliyorsa bu bedbahtlık ve gaflete delalet olsa gerek!
Açıktır ki Cumhur İttifakının Kürtlere karşı HTŞ’e askeri-lojistik destek vermesi, Kürt tehcirini ve soykırımını İŞID eliyle gerçekleştirmeye çalışması demektir. Dolayısıyla bu düşmanca politikaları yangına körükle gitmekten başka ne bir anlamı var ne de bir işe yarar.
28 Şubat 2025’de Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Bir Türkiye” diye başlattığı hamleyle bir süreç başlatıldı. İçeriği belirsiz, amacı şüpheli bir süreç olduğu, güven vermekte zayıf kaldığı uzaktan belli olan bu süreç iteklemeyle Rojava’da başlatılan Kürt Tehcirine kadar geldi. Aslında başlatılan bir süreç miydi, çok net değildi. İlginç olan Devlet Bahçeli’nin adeta Kürtlerin hamisi olarak lanse edilmesiydi. Gerçekten öyle olsaydı süreç içerik kazanırdı ve akamete uğraması çok kolay olmazdı. Nasıl söylesem Devlet Bahçeli ve MHP’li Kürtler, çok samimi olsalardı belki buna süreç denebilirdi. Bu haklı şüpheler, Devlet Bahçeli’nin Rojava’da süren Kürt Tehciri ve katliamlarla ilgili yaptığı o bedbaht açıklamasıyla daha bir pekiştiği de su götürmez bir gerçektir.
Ne var ki Cumhur İttifakın (dolayısıyla T.C Devletin) Batı Kürdistan’daki tehcir ve katliamlarda sözde Suriye devletine (daha doğrusu İŞID artıklarına) verdiği askeri ve politik destekten sonra bu süreç bir anlamda akamete düşürülmüş oldu. Sanki sürecin salası okunacak gibi de.
Niye bütün bu zikzaklar?
Eğer Cumhur İttifakı olarak, politik İslami eğilime dayanıp kendi iktidarınızı uzun süreli kılmak gibi bir gayeyle sırtınızı İŞID-HTŞ gibi cihadı gruplara dayayıp yol alacağınızı düşünüyorsanız ayaklarınızın altına kırmızı halı hayal ederken üstüne oturduğunuz çulun altınızdan çekilmesi ihtilamını da şimdiden düşünün derim. Sizin politik uzmanlığınız, duvarlar arkasında olup bitenleri izlemeniz size her şeyi doğru yapma hissi ve cesareti verebilir, ama her şeyi doğru düşüneceğiniz ve hata yapmayacağınız garantisi vermez.
Amerika Kürtleri sattı size fırsat mı doğdu?
Dünyada yaşayan elli milyondan fazla kürdün yok olacağını mı sanıyorsunuz? Ya da ümmet kardeşlerimiz deyip uyanmış Kürtleri kandıracağınızı mı sanıyorsunuz? Veyahut Kürtleri tehcirlerle, soykırımlarla ve baskılarla zapt edeceğinizi mi sanıyorsunuz! İllüzyonlar üstünde kurduğunuz politikalar, sizi Kürtlerin yardımına muhtaç edecek günlere götürecek!
Açıktır ki Cumhur İttifakı Hükümetin Ortadoğu-Suriye Politikası tam bir FECAT! Çökmüştür! Bu politikayı terk etmekte çok gecikmediniz mi? Kürtlerle barışmakta ağır davranmanız nasıl bir yararı olabilir. Kürtlerle barışa oturmanızda büyük fayda var.
Ancak şark kurnazı politikalarla değil, çünkü kardeşimi öldürüp benimle nasıl barışabilirsin? Devlet, gerektiğinde pardon demesini bilmeli, yoksa devlet olmanın vasıfları nasıl yerine getirilebilir?
Bakın Kürdistan’ın dört parçasında kırk milyonu aşan bir Kürt nüfusu var!
Yüz yıl önce Kürt nüfusu daha azdı! O zaman da Kürtleri tarih sahnesinden atmak isteyen güçler vardı. Ne oldu? Kim, hangi güç Kürtleri yok edebilir?
Kürtler medeniyeti kurarak insanlığın yolunu açan bir millettir. Her gün deneyimleriyle kavrularak, daha bilinçlenerek, büyüyerek özgürlüğe doğru ilerlemekteler!
Kürtler beraber yaşayan ve bütün komşu halklar, Kürtlerle eşit şartlar içinde dostça yaşamayı düşünmekte ve tasarlamakta gecikmemelidir.
Kürtler gecikmeden derlenip toparlanmalıdır
Kürt ulusunun durumu açıktır. Şu anda da çok vahim bir süreç yaşamaktadır.
Elli milyonu aşan nüfusuyla Kürtler, bu kötü kaderi kabul emiyor ve ulus olarak kendi kaderini tayın etmek istiyor. Ama Kürtler gösterdikleri bu istenç ve taleplerinden dolayı topraklarından büyük kitleler halinde tehcir edilmekte ve soykırımla karşı karşıya getirilmişlerdir.
Ne yazık ki bütün dünya buna seyirci kalıyor!
Kürtler, tabii ki bu vurdumduymazlığa, kimi dostların hayırsızlığına kahırlanıyor!
Ama Kürtler, 21. Yüzyıla büyük deneyimlerle ve neredeyse devlet kadar büyük birçok örgütle girdi! Öyle ki Kürdistan’ın dört parçasında örgütlenen büyük gruplar var. Her parçada birden fazla çok güçlü örgütler var. Dahası Güney Kürdistan Federe devleti var.
Milyonlarca okumuş, Kürt tarihi ve Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi tarihiyle ilgili az çok bilgi sahibi Kürt var! Onca Kürt aydını var. Bugün Kürdistan’ın dört parçasında tehcir ve soykırıma karşı on milyonlarca Kürt mücadele meydanlarına dökülmüştür. Kürdistan’ın dört parçasında Kürtler ortak yürek ve bilinçle ulusal direniş içindeler… Bundan daha büyük bir güç olamaz!
Evet, Kürtler bugün varlık yokluk meselesini yaşamaktadır! Bundandır ki Kürtler ulus olarak alanlara dökülmüş, direniş içinde! Müthiş bir ulusal uyanış var ve bu süreç, Kürtlerin demokratik hakları ve özgürlükleri bakımından uygun koşullar ve zengin olanaklar içermektedir.
Bu süreçte ne yapmalı?
Tabanda ulusal birlik fiilen gerçekleşmiş!
Tavanda neler var peki? Kürt örgütleri ne âlemde peki? Kürt aydınları ne yapmakta?
Lütfen kendimize gelelim!
Kimse kimsenin şusuna busuna dokunmamalı. Bugün eleştiri günü değil, büyük belaya karşı birleşme ve ortak akılla hareket etme günüdür.
Bu süreç metanetle göğüslenmeli ve ortak kılla karşılanmalıdır.
Şu grup veya bu örgüt, kendi fikrini, zikrini ve politikasını kitlelere dayatmamalı! Kitlelerin reflekslerine ve beklentilerine bakılmalı. Örgütler ve aydınlar kafa kafaya vermeli, kitlelerin sesine kulak vermeli ve her şeyi dikkate alarak fikir ve politika üretmelidir.
Kinle, nefretle ve düşmanlıkla değil, akıl ve mantık ile hareket ederek ulusal onurumuzu ve topraklarımızı korumayı becermeliyiz!
Kahramanlık kitlesel gücün omurgasında mevcuttur!
Kürtler kendi kendine yetecek kadar güçlüdür! Yeter ki birlik olsunlar!
Kürtler, medeniyet kuran bir millettir. Dün vardı, bugün var, yarın da var olacaktır!
Kürt sahipsiz değil, kendi kendilerine sahip çıktıktan sonra kimse onları teslim alamaz!
Herkes bunu böyle bile!
Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN
Ocak 2026/MUŞ