Atasözü deyip geçmeyin! Atasözleri ayni zamanda bir toplumun aynasıdır! Bu sözler toplumların yüzyıllık yaşantılarını bir cümlede yansıtan özlü sözlerdir. Söylenişleri hep doğruluk ve gerçeğe dayanır! İçinde aldatmacaya dayanan bir yanı varsa, zaten o söz, atasözü sayılmaz!.. "İt ürür, kervan yürür" atasözü de doğru yolda olan devlet ve devlet adamları için söylenilmiş bir söz olsa da, kötü örnekler için de söylenen bir söz dizimi olarak da yorumlana bilir!..
Devlet adamlarını kötü yönde eleştirmek cezayi müeyideler konusudur! Gerçi yanlışı doğru gibi göstermek de dalkavukluktan öteye gitmez! Eskide saraylarda padişahların dalkavukları da varmış! Günümüzde bu işi yapan sözde gazeteci ve politikacı olan insanlar da yok değil!.. Ben yine de doğru yolda olanlar için yapılan yersiz eleştiri ve dedikodulara veya engelleme çabalarına aldırmadan işlerine devam etmesi gerektiğini "İt ürür, kervan yürür" atasözü ile vurgulamak isterim!.. Köpeklerin havlamasının ise kervanın gidişini durduramayacağını da söylemek lazım. Doğru nedir? Herkese göre de bir doğru olamaz!. Doğru olan da atasözdeki anlam vurgusudur!..
Sözler, kapalı kutudaki kelimeler hazinesi gibidir! Bir sözden başka bir söz ve anlam çıkarmak her zaman olağandır! Başlıktaki atasözü hedefine odaklanan bir kişinin, çevresindeki olumsuz sesleri veya eleştirileri görmezden gelerek yoluna devam etmesi durumunda kullanılır. Ayrıca bir işin yapılmasına engel çıkarmak isteyenlerin dedi-kodu ve yaygara koparmasına rağmen, biri doğru yolda kendini görüyorsa, o işin hedefine ulaşacağını da ifade eden bir anlam taşır!..
Bugünkü Türkiye’de at izinin, it izine karıştığı bir ortamda doğru veya yanlışı tesbit etmek insanlara göre değişir!.. Doğru olan nesne bir tane ise, ikincisinin doğruluğu her zaman tartışma konusudur!.. Kervan denilince günümüzdeki gençlerin çoğu ne olduğunu bile belki bilemezler! Çünkü günümüzde kervan diye bir şey yok! Adı bile kalmamış! Motor icat edilmeden önce, tarih boyunca özellikle de çöl ve zorlu arazi şartlarında dünyada ticaret ve taşımacılık alanlarında deve, at, katır ve eşek gibi hayvanlarla yük ve yolcu taşıyan kafilelere kervan adı verilirmiş. Asya kıtasındaki kervan yolları Mekke, Medine’den başlayıp Şam, Halep, Antep, Malatya’dan Orta Asya’ya ve uzak doğuya kadar uzanan kervan yolu, ticarete hayat veren bir can damarıydı!.. Kervanların güvenliğini genellikle devletlerin yanısıra, kervanların güvenlik ve işbirliği için bir araya gelen bölge tüccarlarından oluşurmuş! Kervanların kendilerine özgü silahlı görevlileri de her zaman kervanlarla birlikte yol alırlarmış. Bir günlük mesafelerde de han ve kervansaray adı verilen konaklama yerlerinde hem dinlenme, hem de alış-verişler yapılırmış!..
At izinin, it izine karıştığı şu günlerde bu kervan meselesi de nereden çıktı demeyin! Günümüzde kimin eli kimin cebinde olduğu bile belli değilken ne yazılabilinir?!. Devlet Ana ya da Devlet Baba bazan canavarlaşıp da kendi yavrularını yemeye başlayınca halk daha başka kime güvenilir ki?!. Ya da bizler gibi ömürleri asra doğru yükselen insanlar bir gün bile hiç bir yerde huzur bulamamışlarsa, bunun sorumlusu elbette ortada kaynaşan çeteler değildir!.. Çeteleri çete yapan devlet bunun tek sorumlusudur!
Ben oldum olası bu çete meselesini kanımca şöyle özetlerim:Her taraf çetelerce kaynaşırken en büyük çete devletin ta kendisidir! Devlet diğer çeteleri hep kontrolunda tuttuğu için devlettir. Dikkat edildiğinde de çete liderleri hep devletle iyi geçinen kişilerdir! Halkın başına bela edilen çeteler, hep devletle uyumlu ve dirsek temeslıdırlar! Devletler bazı kanun dışı işlerini bu çetelere de havale eder! Çetelere havale edilen işler de en kısa zamanda da bitirilir! Nedir bu işler? Bu işler arasında örgüt kurmak, işleri bittiğinde de o örgütü dağıtmak!.. Partileri birbirine rakip ederek, birisini de devlet partisi olarak korumak ve kollamak devletin görevleri arasında sayılırlar! Hele bir de devlet çıkardığı kanunlarına kendisi bizat itatsizlik yapıyorsa, o zaman da karagaşa ortamı memelekette huzursuzluğa yol açar!..
Hele devlet dernek ve örgütlerdeki bu işi partilerde de yapıyorsa, o zaman devlet, devlet olmaktan çıkar! Devlet, İstihbarat Devleti olur! Bunun örnekleri dünyada çoktur! Orta-Doğu’da buna geçmişte iki örnek verecek olursak, bunlardan biri General Hafız Esad’ın kurduğu Suriye Cumhuriyeti ile Sadam Hüseyin başkanlığında kurulan faşist Baas Rejimi idi! Her iki rejim de tarihin çöplüğüne atıldılar! Geride kalan sefaleti çeken halk, halen yoksulluk içinde kıvranırken, kardeş kardeşi boğazlamaktan da vaz geçemez hale getirildiler!..
Tarihsel olarak anımsanıldığında Lübnan'ın Suriye kontrolündeki Bekaa Vadisi, egemen devletlerin cirit attıkları bir yerdi! 1980'li ve 1990'lı yıllarda bu bölgede Kürdistan İşçi Partisi lideri Abdullah Öcalan'ın yönetim merkezi olarak kullandığı bir yerdi. Burası birçok Kürt liderin ya da güya Türk sol örgüt temsilcisinin ziyaret ettiği bir bölge olmuştu. Bu adı geçen dönemde Bekaa Vadisi'nde toplanan veya Öcalan ile görüşen başta Kürt ve Türk örgüt temsilcileri olmuştu. Kürtlerin önemli bir birlik toplantısında başta Öcalan, Celal Talabani, Kemal Burkay, Hamdi Turanlı (Henreş Reşo) ve diğer bazı temsilciler biraya gelmişlerdi! Toplantıda nahoş olayların sonunda Kürdistan Demokrat Partisinin Kuzeydeki başkanı Hamdi Turanlı‘yı güvenilmez kişi diye toplantıdan kovmuşlardı!.. Tarih toplantıya dahil edilmiyenin kişinin diğer katılanların hepisinden daha yurtsever olduğunu yıllar sonra kanıtlar gibi!..
Bu bölgeye sıkça giden Türklerden (Hatay Arap kökenli) Yalçın Küçük, Doğu Perinçek gibi şayibeli insanlar Abdullah Öcalan’ın akıl hocalarıydı! Yalçın Küçük, 1993 yılında Bekaa Vadisi'nde Abdullah Öcalan ile görüşen ve bu görüşmelerini "Kürt Bahçesinde Söyleşi" adıyla kitaplaştıran sözde bir bilim adamıydı!.. Çıkarılan bir mahkemede savcıya derki:“ Ben Türkiye’de yaşıyan Kürtleri Bazani’leşmekten alıkoydum! Yoksa onlar da toprak talebinde bulunurlardı! Yakın zamanda demokratik Türkiye için mücadele edecek ve ölecekler!.. (Bu ayni zamanda Kürtlerarası bir savaş diye de yorumlanır!) Bu hepimizin hayal ettiği değil mi? Savcı bey!.. Benim adım „Küçük“ ama, ben bu devlet için büyük işler başardım!“ der!.. Bu kendisine göre adamın en doğru itirafıdır!..
Kürtçe’de bir atasözü var! Denilirki:“Ji min re bêje hevalê xwe, tu kî ye, ez jî wê ji te re bêjim!“ Türkçe’deki anlamıyla „Bana arkadaşını söyle! Senin kim olduğunu ben de sana söyliyeyim!“
Bir süre önce Yalçın Küçük’ün ölü ve resmi askeri devlet töreniyle cenazesinin kaldırılışı, O’nun geçmişini de ele vermektedir! Doğu Perinçek’in anti Kürtlüğü ve öldüğünde de O’na da uygulanacak olan resmi devlet töreni hiç de Yalçın Küçük’ünden daha az şatafatlı olmayacağını gösteriyor! Bu adamları yakın dostu olan Abdullah Öcalan'ın Suriye’de Cemil Esad’a bağlı „Muhabarad“ ile çalışmasaydı O’nu Süriye Devleti bir gün bile Süriye’de durduramazlardı!..
Öcalan’ın Süriyeden çıkışı, Türkiye’nin Suriye’ye saldırı tehditlerinin olduğu bir zamana denk gelir! 1998'de Türkiye’nin Suriye'ye yaptığı sert uyarılar sonrası, bölgeden ayrılmak zorunda kalan Abdullah Öcalan, önce Rusya’ya, sonra Yunanistan’a, oradan da İtalya’ya iki bayan korumayla mekik dokur! İtalya’da politik Kürtlerden „Buradan ayrılırsan seni Türkiye’ye teslim edecekler!“ uyarısına hiç aldırmadan uçakla Kenya’ya uçar! Oradan da Hollanda'ya gitmek üzere Yunanistan Büyükelçiliği'ne gider! Elçilikten çıkarken Nairobi Havalimanı'nda yakalanarak özel bir uçakla Türkiye'ye getirilir. Yargılanırken Öcalan, PKK'yı kurduğunu ve yönettiğini itiraf eder! 29 Haziran 1999'da "vatana ihanet" suçundan idama mahkûm edilir! Sonra da cezası ömür boyu hapse çevrilir!..
Gerisi bir yılan hikayesine dönüşür! Adada kendisinin istediği kadar Kürt mahkum da yardımcı olarak kendisine gönderilirler! Sonra bilinen öykü yinelenir! Gelsin heyetler, gitsin heyetler! Sonucunda binlerce Kürt halen ayni davalarda hapiste mahkumlar! Kürtçe ve Kürt adı üzerindeki yasaklar halen duruyor!.. „Anadil, ana sütü gibi helaldir!“ denilir. Halen devlet bunu uygulamamak için her türlü engeli çıkarmaktan çekinmiyor! Sadece Türkiye Kürtlerine değil, Rojava’da kazanılan Kürt hakları Türkiye’nin isteği üzerine Öcalan kanalıyla Mazlum Abdi’ye iletildiğinde tüm kazanımlar aniden yok oldular!.. Kürtler tarihte bir daha hüsrana uğrayıp, moralmen çöküntü yaşadılar!..
Bu gelişen olaylar dizisi Arapların sömürge halinde yüzyıllarca Osmanlılara bağlılığına son veren İngiliz Ajanı Lawrens’i bana hatırlattı! Hikaye biraz da değişik de olsa bir Kürt, Kürtleri egemen uluslara köle yapmak için yıllarca böyle mi eğitilerek yetiştirildi?!. Halen birleşemiyen onlarca, Kürt parti ve örgütleri neden halen bir araya gelip birleşemiyorlar?!. Bunda egemen devletlerin Kürtleri kendilerine göre eğitmenin de bir rolü yok mudur?!. Bu birleşmemede somut olarak göze çarpan Öcalan‘ın Kürt ayırımı, diğer tüm yurtsever Kürt aydın ve halkına kötü bir örnek olarak, Kürtlerin ayni saflarda birleşmesini zorlaştırıyor! Öyleyse tam da Kürtlerin birlik olma zamanı! Kuzey Kürdistan’da Kürdistan ulusal birliğini savunan tek bir „Kürdistan Demokrat Partisi“ne her zamandan çok şimdi ihtiyaç var! Diğer parçalardaki Kürdistan Demokrat Partileri de kendi aralarında birleşerek tek bir parti olarak ULUSAL DEMOKRATİK CEPHE’ye Kürt siyasetçileri olumlu yaklaşmalı! „Aklın yolu birdir!“ derler!.. Başka da bir yol olmadığını herkes bunu çok iyi biliyor! Fakat yapma gücünü kendilerinde bulamıyanlar, birliği hep ertelemekteler! Ya kocaman Kürdistanı kendi aralarında alıp satan simsarlar bu işi nasıl becerebiliyorlar?!.
10.04.2026
Abuzer Bali Han