Kürt klasik müziği
ROJ YİĞİT
“Ses hafızada yaşar; kayıt ise o hafızanın geleceğe ulaşması için yeni bir yol açar.”
Kürt müziği, sözlü kültürün güçlü damarlarından biri olarak kuşaktan kuşağa aktarılan geniş bir repertuvar taşıyor. Kılamlar, stranlar, dengbêjlik geleneği ve farklı müzik formları; aşkı, ayrılığı, göçü, toplumsal hayatı ve insanın gündelik deneyimlerini ses aracılığıyla bugüne taşıyor.
Bu kültürel mirasın önemli başlıklarından biri de Klasik Kürt Müziği. Eserlerin derlenmesi, arşivlenmesi, özgün yapılarına bağlı kalınarak icra edilmesi ve yeni kuşaklara aktarılması, müziğin geçmişle bugün arasındaki bağını güçlendiren çalışmalar arasında yer alıyor. İsmail Beşikci Vakfı bünyesindeki İbrahim Gürbüz Kültür ve Sanat Merkezi de Klasik Kürt Müziği’ni çalışmalarının temel alanlarından biri olarak tanımlıyor ve bu alandaki çalışmaları Sebahattin Xoce yönetiminde sürdürüyor.
Müzisyen Sebahattin Xoce ile Kürt klasik müziğinin kaynaklarını, sözlü kültürle ilişkisini, hafızasını, repertuvarını ve gelecek kuşaklara aktarılma biçimlerini konuştuk.
“İnsan, ilk ezgisini hafızası henüz bir isim taşımadan duyar; yıllar sonra o ses, kendine giden yolu yeniden açar.”
Müzikle kurduğunuz ilişkinin ilk yıllarına döndüğünüzde, sizi bu alana yönelten ilk kaynaklar nelerdi? Aile içinde duyduğunuz ezgiler, dengbêjler, düğünler, meclisler ve sözlü anlatı geleneği sizin müzik anlayışınızın oluşumunda nasıl bir yer tuttu? Bugün geriye baktığınızda, o ilk dönemden bugünkü çalışmalarınıza ulaşan hangi sesleri duyuyorsunuz?
Müzikle kurduğum ilişki belki de annemin karnındayken olmuştur. Derler ki annenin o dönemdeki ruhsal yapısı, konuşmaları, şarkıları, ninnileri vb. şeyler bebek tarafından hissedilir.
Annem Kürt sözlü anlatımının, dolayısıyla müziğinin (destan, hikâye, masallar, fabllar, düğün şarkıları) iyi bir taşıyıcısıydı. Kendimi bildikten, yani hafızamın geriye doğru hatırladıkları kadarıyla, akşamları herkes etrafına toplanır (geniş bir aileydik), bize Mem û Zîn’i, Siyabend û Xecê’yi, Mîrza Mihimed’i, fablleri ve daha birçok farklı hikâye, masal, destan ve bu destanlarda geçen şarkıları da (Mem û Zîn gibi) söylerdi. Annem dindar bir kadın olduğu için bizlere dini müzikler de söylerdi.
Diğer yandan Serhatlı olmamız nedeniyle evimizde bolca dengbêj dinlediğim olmuştur. Şakiro, bizim Muş’taki köyümüz Seqawî’ye (Mercimekkale) geldiğinde bize defalarca misafir olmuştur. En son Diyarbakır’ın Bismil’ine taşındığımızda burada da misafirimiz olup onu canlı dinleme şansına erişmiştim. O dönem Almanya’dan getirilen teypler vardı. Onlardan bolca dengbêj dinlediğim olmuştur.
Çocukluğumda, 3 veya 4 yaşındayken, unutamadığım bir ses vardır ki babamın sanırım köyde aldığı ilk radyodan akşam saatlerinde herkesin etrafında toplanıp dinlediği Erivan Radyosu’ndaki Kawis Axa’nın o ünlü nidalarıyla söylediği şarkılardı.
70’li yılların ünlülerini – Aşık Mahsuni, Aşık İhsani, Zamani, Orhan Gencebay, Neşe Karaböcek vb. – evimize aldığımız pikaptan plaklarını epey dinlemişliğim olmuştur.
Ortaokul yıllarımda bambaşka bir müzikle tanıştım ki beni çok heyecanlandırmıştı. Şivan’ın “Way Li Min” stranını ezberleyip DDKD derneğinde söylediğimde beni yere göğe sığdıramıyorlardı.
Sonraları Mihimed Şêxo, Aram Tigran ve Tehsîn Taha sanırım müzik rotamda çok daha etkili oldular.
Ve abim bana ikinci el bir tarcüş aldı. Ardından kendi harçlıklarımı biriktirip bir cümbüş aldım. (Abimin mağazasında ona yardımcıydım.) Daha yeni yeni tarcüşümle şarkılar söylemeye başlamıştım ki bir gün Vedat Aydın bana, “Sebahattin, senin sesin Aram’ın şarkılarına iyi gidiyor. Onun şarkılarını söyle.” demişti.
Kürt müziğinde kılamlar ve stranlar, müzikal bir eserin ötesinde tarihsel ve toplumsal hikâyeler de taşıyor. Aşk, ayrılık, göç, savaş, yoksulluk, özlem ve gündelik hayat gibi deneyimler ezgiler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Sizce bir eserin hafıza taşıyıcısı olmasını sağlayan temel unsurlar nelerdir? Bir ezginin hikâyesini bilmek, o ezgiyi icra etme biçimini nasıl değiştirir?
Öncelikle şunu söyleyeyim: “Kılam” Arapça kökenli “kelam”dan geliyor. “Stran” Kürtçe kökenli bir sözcük olup Türkçede yoğurma anlamı taşır. Örneğin bir dengbêj veya stranbêje, “Ka ji me re bistrê.” dendiğinde bize şarkı söyle manasındadır. Ya da “Ka ji me re kılamek bêje.” de diyebilir ve aynı anlamı taşır. Kürdistan’ın bazı yörelerinde şarkıya “dûrik, goranî” de denmektedir. Sanırım bu konuyu fazla uzattım.
Asıl konumuza dönersek, siz zaten yukarıda biraz da belirtmişsiniz. Bir eserin hafıza taşıyıcısı olabilmesi için o toplumda derin izler bırakması gerek. Bu derin izler bir savaş, bir katliam, zorla göçe zorlama, toplumsal zulme uğrama ve bazen toplumsal yapının, törenin onaylamadığı, uğruna inanılmaz acıların çekildiği, canların verildiği bir aşk olabildiği gibi ekonomik yaşam biçimlerini yansıtan anonim şarkılar da olabiliyor. Kürdistan’a baktığımızda bu coğrafyada yaşayanlar bunları bolca yaşamışlar zaten. Kürtlerin bu tarihsel olaylarını kayıt altına alan kurumsal yapıları olmadığı için dengbêjler, çîrokbêjler sayesinde Kürtlerin tarihi hakkında, kültürel yaşam biçimi hakkında birçok bilgiye erişebiliyoruz.
Ama burada önemli bir ayrıntı var. Bu tarihî olaylar, kültürel yaşam biçimi düz bir şekilde aktarılmaya çalışılsaydı başarılı olunur muydu? Bence hayır. Dengbêjin melodisi, edebî sözleri ve ritmi olmasaydı; hikâye veya destan anlatıcısının edebiyatla harmanladığı usta anlatımı olmasaydı bu değerlerimiz bugüne gelemeyebilirdi.
Diğer sorunuza gelirsek, bir yorumcu bir eserin hikâyesine vakıf değilse kendisi hissederek okuyamadığı gibi o hissi dinleyicisine de aktaramaz. Öte yandan hikâyeyi bilmediği için, örneğin hüzünlenmesi gereken bir yerde farklı bir ruh hâliyle söyleyebilir ki bu da melodinin ruhunu parçalar.
“Hafıza, bir kuşağın sesini öteki kuşağa ulaştıran görünmez köprüdür; sözlü kültür o köprünün üzerinde yürür.”
Kürt kültüründe sözlü aktarım uzun bir tarih boyunca müziğin temel taşıyıcılarından biri oldu. Dengbêjler ve diğer sözlü anlatıcılar eserleri hafızalarında taşıyarak yeni kuşaklara aktardılar. Günümüzde ise kayıt, arşiv ve dijital teknolojiler bu aktarım biçimine yeni imkânlar sunuyor. Sizce sözlü gelenekten gelen bir eseri arşivlerken hangi unsurların korunması gerekir? Bir eserin kayda alınması, onun yaşayan kültürel niteliğini nasıl etkiler?
Sözlü aktarımdan bahsetmişken şunu da belirtmek isterim. Evdalê Zeynikê (1803–1913), Serhad Dengbêjliği’nin bilinen ilk dengbêjidir ve kendi sesinden kayıtlı hiçbir eseri yoktur. Ama Evdalê Zeynikê’nin stranları günümüze kadar gelmiştir. Özellikle Resoyê Gopala – ki Şakiro’nun hocası olduğu söylenir; Resoyê Gopala’nın da hocası Hecî Sino’dur – ve Şêroyê Biro gibi dengbêjlerden Evdalê Zeynikê’nin birçok stranını duymaktayız. Bu da Kürt kültürünün sözlü aktarım konusunda ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir.
Sözlü aktarımı kaydederken elbette orijinine sadık kalınmalı. Bu kültürün taşıyıcısı olanlar araştırılıp kayıtları yapılmalı ki biz İsmail Beşikçi Vakfı olarak uzun zamandır bu çalışmaları yürütüyoruz. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor.
Öte yandan İBV’nin İbrahim Gürbüz Kültür ve Sanat Merkezi departmanında şu anda makamsal Kürt Klasikleri çalışmalarını yürütüyoruz. Buradaki amacımız, nasıl ki yıkılmaya yüz tutmuş tarihî bir yapı aslına uygun bir şekilde onarılıp topluma kazandırılıyorsa bizim de amacımız unutulmaya yüz tutmuş müzikal değerlerimizi bulup aslına uygun onarmak, kaydetmek ve sonraki kuşaklara aktarmaktır. Diğer yandan yeni nesil müzisyenlerin de dikkatini bu yöne çekmektir.
Buradaki diğer bir amacımız da divan şairlerimizden, örneğin Ehmedê Xanî, Melayê Cizirî, Feqîyê Teyran, Şêx Evdilqadirê Hezanî, Mele Mihimedê Nêribî vb. şairlerin şiirlerini makamsal formatta besteleyip şiirlerini gündeme taşımaktır.
Bu konudaki ilk icramızda – konserimizde – çok güzel dönütler aldık. Bu çalışmalarımızı konserlerle hem icra hem de kaydetmeye devam ediyoruz.
Kürt Klasikleri Müziği çalışmasını yürütüyorsunuz. Bu noktada “klasik Kürt müziği” kavramını nasıl tanımlıyorsunuz? Bu repertuvarı oluşturan temel kaynaklar nelerdir? Eserleri klasik olarak değerlendirirken hangi müzikal, tarihsel veya kültürel ölçütleri esas alıyorsunuz? Ayrıca bu repertuvarın oluşumunda farklı dönemlerin, bölgelerin ve müzik geleneklerinin nasıl bir etkisi var?
Öncelikle Kürt Klasik Müziği’ni ikiye ayırmayı daha doğru buluyorum.
Birincisi, sadece vokal – insan sesi – ile yapılan müziklerdir. Bu format Serhat Bölgesi’nde çok yaygın. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Evdalê Zeynîkê’den başlayarak Resoyê Gopala, Ferzê, Şakiro, Huseynê Orkînosî, Zahiro, Sidîqo vb. birçok dengbêjin stranlarını – kılamlarını – örnek verebiliriz.
Diğer taraftan enstrüman eşliğinde icra edilmiş, kayıtları 1900’ların başlangıcına dayanan Xosrof Malol – 1912’de ilk Kürtçe kayıt olarak bilinir –, Seyîd ‘Elî Ezxer, Mela Kerîm Efendî, Elî Xendan, Kawîs Axa, Elmas Muhamed, Meryemxan, Elî Merdan, Seîd Axayê Cizîri, M. Arif Cizîri, Hesen Cizîrî, Hesen Zîrek, Tahir Tofiq ve şu an sayamayacağım birçok Kürt sanatçımız – ki hiçbiri hayatta değil – ud, keman, kanun, nefesli çalgılar ve ritimler eşliğinde değişik makamlarda müzikler besteleyip icra etmişlerdir. Bu kayıtların bir bölümü Elî Merdan tarafından Bağdat Radyosu’nda kayıt altına alınmışsa da iktidar değişikliklerinde bazıları tahrip edilmiştir.
Bir eserin klasikleşmesi, uzun zaman geçmesine rağmen değerinden bir şeyler kaybetmemesi ile ölçülür; tıpkı edebiyattaki klasikler gibi. Bir eserin müzikal değeri, sahaf dükkânına düşmüş bir edebî eserin kıymeti bilinen biri tarafından hazine bulmuşçasına keşfedilmesine benzer.
Klasikleri değerlendirirken o dönemde yarattıkları etkiye ve bugün bile geçerli olan müzikal değerlerine bakıyoruz.
Biz repertuvarı oluştururken Kürdistan’ın her yöresinden eserler almaya çalıştık. Bu anlamda Kurmancî lehçesi ağırlıklı olsa da Soranî ve Zazakî eserlere de yer verdik. Yukarıda da belirttiğim gibi divan şairlerimizin şiirlerinden oluşan şarkılara da.
“Geleneğe sadakat, geçmişi taklit etmekten çok, onun taşıdığı inceliği ve ruhu anlayarak geleceğe ulaştırmaktır.”
Klasik Kürt müziğinin derlenmesi, özgün yapısının korunması ve yeniden icra edilmesi çalışmalarında sanatçı nasıl bir sorumluluk taşıyor? Bir eserin makamı, melodik yapısı, ritmi, sözleri ve icra biçimi arasında nasıl bir bütünlük var? Geleneksel yapıya bağlı kalmak ile eseri günümüz dinleyicisine ulaştırmak arasında nasıl bir yöntem izliyorsunuz?
Sanatçı bu klasikleri derleyip yeniden icra ederken gelişen teknolojiden, yeni enstrümanlardan elbette faydalanmalı ama eserin aslına sadık kalmak şartıyla. Bazen klasik bir eseri özünden uzaklaştırıp makamsal yapısını, ritmini değiştirip yeniden yorum adına sunmaya çalışanlar var. Bunu bilmeyen yeni nesiller eserin aslının böyle olduğunu sanıyor. Buna kimsenin hakkının olmadığını düşünüyorum. Yeni bir şey sunacaksan kendin yap o zaman.
Klasiklere baktığımızda sadece müzikal değil, sözlerinde de derin bir edebiyat ve bu edebiyatla bütünleşmiş melodileri görebilirsiniz. Bu çok değerlidir. Ben şarkı yapayım derken edebî derinlikten yoksun söz kullanıyorsan bu kalıcı olmaz zaten.
Bakın, Türk Sanat Müziği diye bir müzik var. 17. yüzyıldan kalma bazı eserler hâlâ icra edilmekte ve yeni enstrümanlarla icra edilse bile eserin aslına sadık kalınmaktadır. Biz neden sadık kalmayalım?
Kürt müziğinin kuşaktan kuşağa aktarılmasında dilin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürtçenin farklı lehçeleri ve bölgesel söyleyiş biçimleri müzik repertuvarına nasıl yansıyor? Genç kuşakların geleneksel eserlerle ilişkisini düşündüğünüzde, dil bilgisi, müzik eğitimi ve kültürel hafıza arasında nasıl bir bağ kurulması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Dil olmadan bunu aktarmayı düşünemeyiz tabii ki. Dil bir ulusun olmazsa olmazlarındandır. Dilin yoksa sen de yoksun. Dolayısıyla dil, hafızanın aktarılmasında en büyük etkendir.
Repertuvarımızı oluştururken Kürtçenin farklı lehçelerini de kullanmaya çalıştık ki genç kuşakların bu lehçelerdeki eserlerden de haberdar olmasını istedik. Farklı lehçelerdeki müzikal yapıların Kürt Müziği’nin zenginliğine katkılarını da bilsinler.
Kürtçe müzik yapan bir sanatçının özellikle Kürt Klasiklerinden haberdar olması ve Kürt diline hâkim olması gerektiğini düşünüyorum. Bestecinin dil bilgisi iyi olmalı, değilse dil konusunda uzman kişilerden yardım almalı. Dilin grameri bakımından yanlış yazılmış ve okunmuş sözler, dile hâkim olmayanlarca doğru olarak kabul edilir ki bu da dile zarar verirken kişinin yanlış olanı doğru bilmesine yol açar. Yorumcu dile hâkim değilse yanlış vurgu ve tonlama da yapar ki bunun olması yukarıda saydığım olumsuz sonuçları doğurur.
“Bir mirasın geleceği, onu korumaya duyulan saygıyla ve yeni kuşaklara açılan yollarla biçimlenir.”
Bugün Kürt klasik müziğinin araştırılması, derlenmesi ve genç müzisyenlere aktarılması yönünde çalışmalar yürütülüyor. Siz bu çalışmaların geleceği açısından hangi alanların daha fazla geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Yeni kuşak bir müzisyenin geleneksel repertuvarı öğrenmesi için nasıl bir eğitim ve aktarım modeli kurulmalı? Geleceğe baktığınızda Kürt klasik müziğinin nasıl bir yerde durmasını ve hangi mirası taşımasını arzu ediyorsunuz?
Öncelikle bu tür çalışmaların yapılması için kurumsal yapılara ihtiyaç var. Yerel yönetimler bu konuda çalışmalar yapabilirler. Konservatuvarlar vasıtasıyla Kürt müzik hafızasını programlaştırıp ders olarak okutabilirler. Diğer sivil toplum kuruluşları da bunu yapabilir elbette ki biz İBV – İbrahim Gürbüz Sanat Merkezi olarak böyle bir çalışma başlattık. Bu çalışmalar ayrıca kayda alınıp arşivlenecek ama yerel yönetimlerin gücü ve kaynakları göz önüne alındığında bunlara öncülük etmeleri gerektiğine inanıyorum.
Her ulusun klasik müziği var ve bugünlere kadar taşımışlar, taşımaya devam ediyorlar. Klasik müzik kültürümüzün önemli bir parçası ve bunun kaybolmasına izin vermemeliyiz. Yukarıda bahsettiğim çalışmalar kurumlar tarafından sahiplenilip Kürd Müziği’nin temel yapı taşları olarak müzik eğitimi alanlara aktarılmalıdır.
“Geçmişten kalan her ezgi, geleceğe bırakılmış bir emanettir; onu yaşatmak, sesini korurken hikâyesini de anlamaktır.”
Bir müziğin geçmişle ilişkisi, taşıdığı ezgilerin yaşından daha geniş bir anlam taşır. Her eser, kendisinden önceki seslerle kurduğu bağ kadar, kendisinden sonra gelecek seslere bıraktığı imkânla da varlığını sürdürür.
Sebahattin Xoce ile konuşurken Kürt klasik müziğinin bir repertuvar meselesinin ötesine uzandığı görülüyor. Hafıza, dil, sözlü anlatı, icra geleneği ve arşiv çalışmaları aynı zeminde buluşuyor. Geçmişten gelen bir ezginin korunması kadar, o ezginin yeni kuşaklar tarafından anlaşılması ve yeniden seslendirilmesi de önem kazanıyor.
Kültürel mirasın sürekliliği, geçmişi olduğu gibi tekrarlamakla kurulmuyor. Dinlemek, öğrenmek, araştırmak, kaydetmek ve yeni kuşaklara aktarmak bu sürekliliğin parçalarını oluşturuyor.
Kürt müziğinin hafızası da bu uzun yolculukta sesini koruyor: Bir kuşağın söylediği ezgi, başka bir kuşağın hafızasında yeniden hayat buluyor.
“Bir halkın hafızası, sesini kaybetmediği sürece yolunu bulur. Ezgiler kuşaktan kuşağa aktarıldıkça geçmiş, uzak bir zamanın hatırası olmaktan çıkar; bugünün içinde yeniden konuşur.”
Hafızanın Tanıkları
(VH)