Mahmut Uzun
Bugün Kürt halkına “ulusal statü talebimiz yok” deniliyor; bunun yerine “ulusal birlik” çağrıları yapılıyor. Oysa ortada cevap bekleyen çok temel bir soru var:
Ulusal statü hedefi olmayan bir hareket, hangi ulusal birliği inşa edecektir?
Bir halkın dili, kimliği, toprağı ve siyasal varlığı anayasal ve hukuki güvence altına alınmadan “birlik” söylemi, içi boş bir kavramdan öteye geçemez.
Bugün federasyon reddediliyor, özerklik küçümseniyor, ulusal hak talepleri geri plana itiliyor ve bütün bunlar yeni bir siyasal paradigma olarak Kürt halkına sunuluyor. Ben ise bunun, yıllardır verilen mücadelenin siyasal hedeflerinin tasfiye edilmesi anlamına geldiğini düşünüyorum.
Ben yıllardır Abdullah Öcalan hakkında yazılar yazıyorum. O yazılarımda da açıkça ifade ettiğim gibi, onu hiçbir zaman Kürt halkının doğal ve meşru ulusal önderi olarak görmedim. Tam tersine, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik ve devlet aklı çerçevesinde şekillenen süreçlerin, yükselen Kürt ulusal bilincini kontrol altına almak ve zamanla farklı bir yöne evirmek amacıyla onun etrafında özel bir siyasal alan oluşturduğu kanaatini taşıyorum.
Bu değerlendirmeme katılan da olur, katılmayan da. Ancak bugün gelinen nokta, benim yıllardır dile getirdiğim kaygıları daha da büyütmektedir.
Çünkü dünyanın hiçbir yerinde, ağır tecrit koşullarında tutulan ve bütün iletişim kanalları devletin denetiminden geçen bir kişinin, milyonlarca insanın geleceği adına siyasal yön belirlemesi normal karşılanamaz. Böyle tarihsel bir konuda son söz, tek bir kişinin değil; halkın özgür iradesinin olmalıdır.
Bugün yaşanan siyasal dönüşüm de bu nedenle beni şaşırtmıyor.
Düne kadar ulusal haklardan söz edenlerin bugün “ulusal statüye ihtiyaç yok” demeleri, yalnızca bir söylem değişikliği değildir. Bu, Kürt halkının onlarca yıl boyunca ödediği ağır bedellerin siyasal anlamının değiştirilmesidir.
Hiç kimse Kürt halkının aklıyla alay etmemelidir.
Yüz binlerce insanın bedel ödediği, binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir mücadele, birkaç kavramsal değişiklikle bambaşka bir hedefe dönüştürülemez.
Sorulması gereken sorular çok nettir:
Ulusal statü artık hedef değilse, bunca yıllık mücadelenin amacı neydi? Bu stratejik değişime kim karar verdi? Milyonlarca Kürde bu konuda ne zaman danışıldı?
Bu soruları sormak düşmanlık değil, halkına karşı duyulan sorumluluğun gereğidir.
Benim çağrım da tam bu noktadadır.
Kürt halkının ulusal haklarına, siyasal statüsüne ve kendi geleceğini belirleme iradesine inanan her yurtsever Kürdün, bu süreci sorgulaması ve eleştirel bir gözle değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü hiçbir siyasi lider, hiçbir örgüt ve hiçbir ideoloji, bir halkın tarihsel haklarının üzerinde değildir.
Ben de elimden geldiğince yazılarımla, düşüncelerimle ve eleştirilerimle bu tartışmaya katkı sunmaya çalışıyorum. Amacım kimseyi hedef göstermek ya da kişisel bir hesaplaşma yürütmek değildir. Amacım, Kürt halkının geleceğini ilgilendiren böylesine hayati bir konuda susmamaktır.
İnanıyorum ki tarih, sorgulamayanları değil; halkının geleceği adına zor soruları cesaretle soranları hatırlayacaktır.
Kürt halkının tavsiyesi nettir:
Kürtlerin aklıyla oynamayın.
Kürtlerin ulusal haklarını pazarlık konusu yapmayın.
Ve hiçbir siyasal dönüşümü, halkın iradesinin yerine koymayın.