Hüsamettin Turan
Kürdistan coğrafyasında son yıllarda artan enerji ve maden projeleri yalnızca “kalkınma” yatırımları değildir. Bu projeler; daha önce savaş, zorunlu göç, güvenlik politikaları ve kırsal tasfiyelerle şekillenmiş bir bölgede yeni bir müdahale biçimini temsil etmektedir.
Çallıdere’de Jeotermal, Mollakara’da Siyanürlü Altın Madeni
Varto Çallıdere’de planlanan jeotermal sondaj ile Diyadin Mollakara’da gündeme gelen siyanürlü altın madeni projesi bu çerçevede birlikte değerlendirilmelidir.
1. Mera Alanları Tehlikede
Çallıdere – Jeotermal Sondaj
* 453 bin metrekarelik mera alanı risk altındadır.
* İlk etapta 5 bin metrekarelik “arama” alanı denilse de, rezerv bulunursa saha genişletilmektedir.
* 4342 sayılı Mera Kanunu meraları hayvancılık ve ekolojik denge için koruma altına alır.
* Mera kaybı = hayvancılığın gerilemesi = köy ekonomisinin çökmesi = göç.
Mollakara – Siyanürlü Altın Madeni
* Tarım ve hayvancılık yapılan alanlarda planlanmaktadır.
* Siyanür liçi yöntemi ağır çevresel risk taşır.
* Atık havuzları ve sızıntılar uzun vadeli toprak ve su kirliliği yaratabilir.
2. Murat Nehri Havzası: Bölgesel Bir Risk
Murat Nehri havzası, bölgenin su, tarım ve hayvancılık açısından yaşamsal kaynağıdır.
Olası riskler:
* Siyanür sızıntısı
* Ağır metal birikimi
* Yeraltı sularının kirlenmesi
* Tarım topraklarının verimsizleşmesi
Bu tür kirlilik yalnızca bir köyü değil, nehrin ulaştığı tüm coğrafyayı etkileyebilir. Ağır metal kirliliği onlarca, hatta yüzlerce yıl kalıcı olabilir.
3. “Temiz Enerji” Söylemi ve Gerçeklik
Jeotermal enerji genellikle “yenilenebilir” olarak tanıtılır. Ancak:
* Arsenik, bor ve ağır metaller yüzeye çıkabilir.
* Yeraltı su dengesi değişebilir.
* Mikro deprem riski oluşabilir.
Yani mesele yalnızca “enerji üretimi” değil; nasıl, nerede ve hangi denetimle üretildiğidir.
4. Küresel Şirketler, Yerel Yıkım
IGNIS Energy gibi uluslararası şirketlerin bölgede ruhsat alması, küresel sermaye ile yerel doğal kaynaklar arasındaki ilişkiyi gösterir.
Genel tablo şudur:
* Risk yerelde kalır.
* Kâr küresel ağlara aktarılır.
* Yerel halk karar süreçlerine gerçek anlamda katılamaz.
Bu durum politik ekoloji literatüründe “çevresel eşitsizlik” olarak tanımlanır.
5. Ekolojik Yıkım = Kültürel Kopuş
Köy boşalırsa:
* Hayvancılık biter.
* Tarım geriler.
* Genç nüfus göç eder.
* Dil, folklor ve kolektif hafıza zayıflar.
Doğa yalnızca ekonomik bir alan değildir; kimliğin mekânıdır. Eko sistemin yıkımı kültürel sürekliliği de tehdit eder.
6. Hukuki Süreç ve Demokratik Katılım
* Köylüler dilekçe ve itiraz yoluna başvurmuştur.
* Ancak yürütmeyi durdurma kararları çoğu zaman gecikmektedir.
* “Özgür, önceden ve bilgilendirilmiş rıza” ilkesi pratikte işletilmemektedir.
Katılım çoğu zaman formalite bilgilendirme toplantılarıyla sınırlı kalmaktadır.
Neden Bu Durum “Ekolojik Sömürgecilik”tir?
* Kaynaklar merkezî kararlarla tahsis ediliyor.
* Yerel halkın rızası belirleyici değil.
* Ekolojik bedel bölgeye bırakılıyor.
* Ekonomik kazanç dışarı aktarılıyor.
Bu model; doğal varlıkların yerel yaşam pahasına çıkarılmasıdır.
Büyük Resim
Bugün dünya genelinde enerji, maden ve su kaynakları üzerindeki rekabet artmaktadır. Kürdistan coğrafyası ise yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından zengin bir bölgedir. Bu nedenle:
* Bölge sürekli istikrarsızlaştırılmakta,
* Savaş, çatışma ve kimlik gerilimleri bitmemekte,
* Uzun vadeli planlama yerine kısa vadeli çıkarlar öne çıkmaktadır.
Kısa vadeli zenginleşme ve tüketim politikaları; sürdürülebilir yaşamın önüne geçirilmektedir.
Acil Uyarı
Murat Nehri havzasında siyanürlü altın madenciliği ve kontrolsüz jeotermal faaliyetler:
* Toprağı kirletebilir,
* Suları ağır metallerle zehirleyebilir,
* Bitki örtüsünü ve biyoçeşitliliği yok edebilir,
* Geri dönüşü olmayan ekolojik zararlar doğurabilir.
Bu yalnızca bir çevre meselesi değildir. Bu bir yaşam hakkı meselesidir.
Genel Değerlendirme
Çallıdere ve Mollakara örnekleri iki ayrı köyün meselesi değildir.
Bu mesele:
* Doğal kaynak yönetimi
* Demokratik katılım
* Ekolojik adalet
* Kırsal yaşamın geleceği
* Kürdistan coğrafyasının sürdürülebilirliği
arasındaki ilişkinin sınandığı somut örneklerdir.
Enerji ve maden politikaları, yerel ekosistemleri ve toplulukları yok ederek değil; onların rızası ve korunması temelinde şekillenmelidir.
Ekolojik yıkım bir kez gerçekleştiğinde, geri dönüş çoğu zaman mümkün değildir.
Bu nedenle toplumsal bilinç, hukuki mücadele ve kamusal denetim hayati önemdedir.