Nezir Akat
Bu makale kısa da olsa, Kürdlerin son iki yüzyılda geliştirdikleri ortak aidiyet duygusunu ve tarihsel hafızayı, ulusal ve tarihsel süreklilik çerçevesinde ele almaktadır. Dolayisiyla konumuz bir daha ulusal ve tarihsel süreklilik üzerinedir. Ben, Kürdistan’da ulusal mücadele içinde olan güçlerin bütün ulusal istemlerinde ve çalışmalarında, ulusal ve tarihsel süreklilik ilkesini temel almak gibi bir sorumlulukları olduğuna inaniyorum.
Kürdlerin modern öncesinden başlayarak uzun ulusal ve tarihsel geçmişini tek bir makalede kapsamlı biçimde incelemek zordur. Bununla birlikte, Kürd ulusal sürekliliğini kesintiye uğratmaya, hatta ulusal varlığı ortadan kaldırmaya yönelik tarihsel müdahalelerin temel dinamiklerini değerlendirmek mümkündür. Bu çalışmada *barbarlık* kavramını, bir ulusun tarihsel varlığını, ortak aidiyetini ve kendisini yeniden üretme kapasitesini ve var olmayı ortadan kaldırmayı amaçlayan sistematik şiddet, baskı ve ideolojik pratiklerini ifade etmek üzere kullanmaktayım.
Tarih boyunca modern öncesi ve modern dönemlerde çok sayıda topluluk, dinî veya etnik kimlikleri nedeniyle bu tür yıkıcı süreçlerle karşı karşıya kalmıştır. Bazı tarihsel medeniyetler ve topluluklar, halklar ve hatta modern öncesi ulus olarak adlandırılanlar da dahil olmak üzere, zaman içinde ortadan kalkmış, bazıları ise ağır saldırılara rağmen varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Kürtler, Ermeniler, Yahudiler, Beluçlar ve Avrupa, Afrıka ile Asya’daki çeşitli halklar gibi, ulusal varlıklarını tehdit eden şiddet ve baskı politikalarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Ancak bütün bu müdahalelere rağmen Kürdlerin tarihsel sürekliliği bütünüyle ortadan kaldırılmamıştır. Bu durum, ulusal ve tarihsel sürekliliğin yalnızca siyasal iktidarla değil; tarihsel hafıza, kültürel aktarım, ortak aidiyet, ortak vatan bilinci ve örgütlenme kapasitesiyle de ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu çok önemli ayırımdır. Kürdler bu alanda dayanıklı olduğunu kanıtlamıştır.
Dışsal Barbarlık: İşgal, Islahat planlarını kapsayan toplu katliam, sömürgecilik ve Ulusal Sürekliliğin Engellemesini kapsiyor, Kürdistan’da Kürt ulusal sürekliliğini engellemeye yönelik müdahalelerin ilk boyutunu dışsal baskı ve şiddet oluşturmaktadır. Bu çalışmada *dışsal barbarlık*, Kürt ulusal varlığına dışarıdan yönelen ve onu zayıflamayı veya ortadan kaldırmayı hedefleyen güçlerin uygulamalarını tanımlamaktadır. Şovenizm, ırkçılık, sömürgecilik, emperyalizm ve sistematik siyasal şiddeti kapsayan asimilasyon, bu bağlamda değerlendirebileceğimiz kavramlar olarak adlandırıyorum. Kürdistan’a yönelik dışsal müdahaleler, farklı tarihsel dönemlerde farklı gerekçelerle meşrulaştırılmıştır. Hatta Barbarlık olarak nitelendirdiğimiz müdahaleleri kanun kapsamında yasallaştırmışlardır. Hukuk Devleti ile gururlananlar bu barbarlığı kanunlaştırmışlardır. Medeniyet götürme, toplumsal düzeni sağlama, aşiret yapısını tasfiye etme, dinî bağnazlığı ortadan kaldırma, şakileri temizleme veya feodal ilişkileri dönüştürme gibi söylemler, kimi zaman müdahale ve denetim politikalarının gerekçeleri olarak sunulmuştur. Bununla birlikte, bu tür politikaların Kürdlerin ulusal kimliği, kültürel varlığı ve siyasal iradesi üzerindeki sonuçları yıkıcı olmuştur. Bu yaklaşım açısından temel mesele, söz konusu müdahalelerin Kürd ulusal ve tarihsel sürekliliğini bütünüyle ortadan kaldırmamış olduğu gerçeğine karşılık, tarihsel gelişimini geciktirebimiş ve kurumsallaşmasını zorlaştırmış olmasıdır. Bütün bu tahribatların ve tedbirlerin, makalemizin konusu olan ulusal ve tarihsel sürekliliğini engellemek amacına yönelik olduğu gerçeğini kavramamız, sadece geçmişi hatırlamakla değil, bugünü doğru değerlendirmek ve yarını aydınlatmak açısından da hayati önemdedir.
Ulusal ve tarihsel sürekliliğin korunması, bu nedenle yalnızca kültürel varlığın devamına değil, Komünalizm, ümmet ve kardeşlik naraları da dahil, ortak vatan ve ulusal İttifak ile devletle bütünleşme gibi ideolojik kavramlara, ulusal ve tarihsel sürekliliğin engellemesini temel alan içsel Barbarizme karşı ulusal ve milli birlik temelinde mücadeleyi, aynı zamanda bu varlığın siyasal ve kurumsal düzeyde, ulusal statüyü güvence altına alınmasına da bağlıdır.
İçsel Barbarlık: Siyasal ve ulusal Entegrasyon ile Ulusal İradenin Zayıflatması ve Kürd ulusal sürekliliğini engellemenin ikinci, tehlikeli ve çok boyutlu sürecini, *içsel barbarlık* kavramı ile, tarif etmek istiyorum. Bu kavram, dışarıdan gelen baskılardan farklı olarak, Kürt ulusu içinden hareket eden, bizden olan, bize benzeyen ve bizim adımıza fakat bize karşı siyaset üreten, siyasal aktörlerin ve örgütlenmelerin, kendi ulusal varlıklarını ve kolektif siyasal iradelerini zayıflatabilecek, kafa karışıklığını güçlendirecek ve ulusumuzu milli siyaset ve örgütlenmelerden uzaklaştıracak, politikalarını ifade etmekteyim. Bu yaklaşım ile kast ettiğimi daha açık bir şekilde şöyle izah edebilirim: dışsal baskı yoluyla Kürd ulusal sürekliliğini ortadan kaldırmakta başarılı olamayan güçler, açık bir deyişle işgalciler Kürd ulusal kimliğini başka bir siyasal bütünleşme-entegrasyon- içerisinde eritmeye dayalı stratejilerle Kürdleri içten fethetmeyi amaçlamalarıdır. Böyle bir süreçte, tehlikesi bertaraf etme politikaları ile Kürdistan Ulusal Hareketi tarafından önü alınmazsa, ulusal kimlik ile ulusal süreklilik biçimsel olarak varlığını sürdürüyor görünse bile, kendi geleceğini belirleme kapasitesi ve bağımsız siyasi iradesi zayıf ve etkisiz olabilir. Bu çerçevede temel sorun, siyasal entegrasyonun kendisinden ziyade, entegrasyonun ulusal kimliği, kolektif hakları ve siyasal özne olma kapasitesini ve Kürd ulusal sürekliliğini ortadan kaldıracak biçimde tasarlandığını izah etmeliyiz.
Dışsal şiddet yoluyla ulusal varlığın ortadan kaldırılması ile ulusal kimliğin siyasal ve kurumsal mekanizmalar aracılığıyla içten aşındırılması arasında yöntem bakımından önemli farklılıklar bulunmakla birlikte, her iki sürecin de ulusal süreklilik üzerindeki sonuçları yıkıcı ve yok edicidir. Kürd siyasi hareketi içerisindeki Apocu siyasetini ideolojik olarak bu bağlamda içsel barbarlığın temsilcisi olarak değerlendirmeyi yakışır görüyorum. Bana göre, bu siyasetin ulusal statü ve devlet hedefini geri plana itmesi, Kürtlerin ulusal sürekliliğini güvence altına alabilecek siyasal ve kurumsal yapıların gelişmesini engelleme riski taşımaktadır. Bu değerlendirme, Kürt ulusal hareketinin farklı stratejilerinin ulusal haklar, siyasal ve ulusal statü ile kolektif irade açısından karşılaştırabileceğimizi düşünüyorum.
Ulusal Süreklilik, Statü ve Siyasal Mücadele Dışsal ve içsel baskı biçimleri arasındaki ilişki, Kürd ulusal sürekliliği sorununun yalnızca kültürel veya kimliksel bir mesele olmadığını ortaya koymaktadır. Ulusal süreklilik; dilin, kültürel hafızanın ve ortak aidiyetin kuşaklar arasında aktarılmasının yanı sıra, ulusun kendi geleceğini belirleme kapasitesinin korunmasını da gerektirir. Bu açıdan ulusal statü, ulusal sürekliliğin siyasal ve kurumsal güvenceleri bakımından temel bir tartışma konusudur. Statü talebi, yalnızca mevcut siyasal koşullara ilişkin bir tercih olarak değil, ulusal varlığın geleceğe aktarılmasını güvence altına alma arayışı olarak da değerlendirilebilir. Bununla birlikte, ulusal süreklilik ile belirli bir siyasal statü arasındaki ilişkinin, tarihsel koşullar ve farklı kurumsal modeller dikkate alınarak temellendirilmesi gerekir. Böylece Kuzey Kürdıstanda oluşturulmak istenen ve Kürdistani parti, hareket ve şahsiyetlerden oluşan HEVBENDİ ittifakının temel mücadele amacı ulusal sürekliliğe yönelik olduğu kanısındayım ve umut verici olduğunu düşünüyorum.
Makalemizin temel yaklaşımına göre, Kürt ulusal mücadelesi hem dışsal baskı ve şiddet biçimlerini hem de ulusal iradeyi zayıflatabileceği düşünülen içsel siyasal yönelimleri değerlendirmeye almalıdır. Ancak bu mücadelenin etkili olabilmesi, farklı siyasal aktörleri yalnızca karşıtlıklar üzerinden tanımlamakla sınırlı kalmamalı; ulusal hakların korunması, ortak siyasal iradenin geliştirilmesi ve geleceğe dönük kurumsal güvencelerin oluşturulması hedeflerini de içermelidir.
Kürd ulusal ve tarihsel sürekliliği, tarih boyunca farklı biçimlerde ortaya çıkan baskı, şiddet ve siyasal müdahaleler karşısında varlığını koruma mücadelesi içerisinde şekillenmiştir. Bu makalede dışsal ve içsel barbarlık kavramları, söz konusu müdahalelerin iki farklı boyutunu açıklamak üzere kullanılmaktadır. Dışsal baskı ve şiddet, Kürtlerin ulusal varlığını doğrudan hedef alan politikalarla ilişkilendirilirken; içsel baskı kavramı, ulusal kimliği ve kolektif siyasal iradeyi zayıflatabilecek siyasal entegrasyon stratejilerini ifade etmektedir. Bu iki boyutun tarihsel ve siyasal açıdan incelenmesi, Kürd ulusal sürekliliğinin karşı karşıya olduğu sorunların daha kapsamlı biçimde anlaşılmasına katkı sağlayabilir.
Sonuç olarak Kürdıstan ulusal mücadelesinin temel meselelerinden biri, tarihsel hafızanın, kültürel ve dilsel varlığın, kolektif aidiyetin ve siyasal iradenin gelecek kuşaklara aktarılmasını güvence altına almaktır. Bu hedef doğrultusunda ulusal haklar, siyasal statü, kurumsallaşma ve kendi geleceğini belirleme kapasitesi arasındaki ilişkinin tutarlı bir kuramsal çerçeve içerisinde ele alınması önem taşımaktadır. Kürd ulusal hareketi ve Kürd aydını, yazarı ve siyasi şahsiyetleri bu anlamda, büyük bir sorumluluk taşımaktadır.