İdlib, Türkiye’nin nesi olur?

Millilik ve birlik ve beraberlik, ortak siyasi akıl ile belirlendiğinde anlamlıdır. Dış politikada ne olursa olsun siyasi iktidara koşulsuz destek vermek değildir, olmamalıdır da.

Murat Aksoy

Geçtiğimiz hafta İdlib’de dört gün içinde resmi açıklamalara peş peşe 39 şehit verdik. 40’a yakın yaralımız var.

Bütün bu gelişmelerden sonra muhalefetin İdlib konusunu görüşmek üzere Meclis’i kapalı oturum yapma çağrısı siyasi iktidar tarafından karşılık bulmadı.

Son gelişmelerden sonra siyasi iktidar, yakın zamana kadar misyonunu, varlığını ve işlevini tartışmaya açmak istediği NATO’ya başvurdu. NATO, Türkiye’nin başvurusu kapsamında -4. Madde- toplandı ama beklenen sonuç henüz çıkmadı.

Sadece NATO ile değil, ABD Başkan Trump, Almaya Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile de görüşmeler yapıldı ve destek istendi.

***

Bütün bu arayışlar sürerken 16 Aralık 2013 tarihinde imzalanan ama AB’nin Türkiye’ye taahhüt ettiği mali yardımı yapmayınca 22 Temmuz 2019'da askıya alınan Geri Kabul Anlaşması sanki yeni askıya alınıyormuş gibi, Suriyeli göçmenlere kapıların açılacağı ilan edildi. Binlerce göçmen –hatta hapisten çıkarılanlar dahil- tahsis edilen araçlarla sınırlara yığıldı.

Alınan bu kararla amaç, büyük olasılıkla Almanya başta olmak üzere daha önce gönderilmeyen paranın alınması ve İdlib konusunda Türkiye’den yana somut adımların atılması.

Yıllardır meydanlarda kutsanan Ensar-mühacir söyleminin de neye karşılık olduğunu görmüş oldu.

Bakalım işe yarayacak mı?

***

Türkiye, İdlib'de kabul etmese de, yakın zamana kadar çok yakın dostu olan Rusya ile karşı karşıya geldi. Bu, çok beklenmedik son değildi.

Peki Türkiye’nin İdlib hassasiyetinin nedeni ne?

Suriye’de Esad yönetimine karşı başlayan ayaklanmaları izleyen süreçte siyasi iktidarın en büyük temennisi, Mısır’da olduğu gibi burada da ideolojik akrabası olan Müslüman Kardeşler’e yakın grupların yönetime gelmesi oldu. Bu temenniyi özetle; “Esad gitsin, bize yakın olanlar gelsin” şeklinde okumak mümkün.

Aradan geçen dokuz yılda Suriye’de Esad’a karşı olan gruplar kendi aralarında o kadar çok ittifak ve çatışmaya girdiler ki, IŞİD gibi bir terör örgütü ortaya çıktı. Sadece Suriye değil Irak’da da binlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açtı. IŞİD’e karşı ABD öncülüğünde başlatılan savaş sonrası IŞİD yenildi. IŞİD sonrası radikal İslamcı terör grupları çeşitli adlarla –en önemlisi El Kaide’ye bağlı El Nusra idi- varlıklarını sürdürdüler.

Esad rejimi, Rusya ve İran’ın yardımıyla ülkede kontrolü sağladıkça ülkede var olan tüm radikal İslamcı terör örgütleri İdlib’e sıkıştı.

***

Son iki-üç yıl içinde İdlib’de olan, bölgeye sığınan radikal İslamcı terör El-Nusra’ya bağlı militanlarının kurduğu Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ), bölgede tam anlamıyla hakimiyet kurmasıdır.

Siyasi iktidarın içine hapsolduğu düğüm burasıdır.

Eylül 2018’de imzalanan Soçi Mutabakatı’nda siyasi iktidar, İdlib’de radikal İslamcı terör örgütlerinin silahsızlandırılmasını üstlendi. Ancak aradan geçen iki yıl içinde bu başarılmadığı gibi HTŞ, tüm bölgeye hakim oldu ve gücünü konsolide etti. 

Rusya desteğinde Esad rejimin İdlib’e yönelik başlattığı operasyonun gerekçesi kendi toprağı olan İdlib’i HTŞ ve diğer İslamcı terör örgütlerinden temizlemek. Sonuç olarak İdlib, Suriye’ye bağlı bir bölge.

Ancak burada temel sorun, Erdoğan’ın Putin’le olan tüm samimiyetine rağmen İdlib konusunda çözüm bulamamasıdır.

***

Tekrar sormakta fayda var; Siyasi iktidarın İdlib hassasiyetinin nedeni nedir?

Türk askeri yani Türkiye neden İdlib’de?

Orada hangi amaçla bulunuyoruz?

Eğer siyasi iktidar, İdlib’deki insani drama dikkat çekmek, oradaki halkı şiddetten korumak ise bunun yolu oraya asker göndererek bölge halkına hamiliğe soyunmak, Suriye ordusuyla karşı karşıya gelmek değildir.

Amaç gerçekten İdliblilerse yapılması gereken başta BM olmak üzere NATO, Arap Birliği, AB gibi uluslarüstü kurumları burada oluşabilecek insani drama karşı harekete geçirmek olmalıydı.

Bu yapılmadığına göre cevap aramamız gereken soru; “neden?”dir.

İdlib hassasiyetinin nedeni nedir?

İdlib’i Türkiye’nin 82'nci ili yapmak gibi bir siyasetimiz yoksa, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanaysak neden oradayız?

Neden hava sahası Rusya tarafından kapatılmışken neden onca askerimizi oraya yolluyor, onları savunmasız bırakıp, şehitleri veriyoruz?

Görünen o ki siyasi iktidar, en başından bu yana ideolojik akrabalık kurduğu silahlı grupları her aşamada kontrol etmek istedi. Onları bir anlamda verdiğini düşündüğü mücadelede yedek güç gördü.

Oysa siyasi iktidarın Arap Baharı’ndan sonra kendini konumladığı İslam Dünyası liderliği ya da yeni Osmanlıcılık hayali Mısır ve Suriye’de 2013’de çöktü.

Sorun bu gerçeğin kabullenilememesi.

Bu gerçeğin kabullenilememesinin maliyeti ise Türkiye için her geçen gün ağırlaşıyor. İdlib’de askerî olarak var olmak ve şehitler vermek, bu hayali gerçek kılmayacak.

Ve ne yazık ki, İdlib’de olmak, İblid üzerinden 100 yıl önceki kuruluşa öykünmek de gerçekçi değildir.

***

Son olarak muhalefet üzerine birkaç söz söyleyelim.

Suriye’ye asker gönderilmesi tezkeresi sırasında muhalefetin “evet” oyu çok tartışılmış ve eleştirilmişti.

Son sekiz-dokuz yılda başta Suriye olmak üzere dış politikada attığı adımların neredeyse tamamının hatalı olduğu bilindiği halde sadece “millilik” adına evet oyu verildi tezkereye.

Son gelişmelerde bir kez daha gördük, eğer “millilik” sadece siyasi iktidara ve onun ortağının belirlediği ise, onun içinde muhalefete yer yok.

Bu yüzden, muhalefetin son gelişmelerden sonra siyasi iktidarı desteklemeleri tek başına milliliği, birlik ve beraberlik hedefi taşısa da, bu bir anlamda kendini kandırmadır. Çünkü bunun siyasi iktidarda karşılığı yoktur.

Millilik ve birlik ve beraberlik, ortak siyasi akıl ile belirlendiğinde anlamlıdır. Dış politikada ne olursa olsun siyasi iktidara koşulsuz destek vermek değildir, olmamalıdır da.

Son olarak muhalefete şunu hatırlatalım; olası bir savaş ülke içinde var olan her türlü krizi daha derinleştirir ve hepimizi biraz daha fakirleştirir.

Ahval

 

YAZARLAR Haberleri

Önemli Bir Portre: Numan Efendi
Aziz Özdemir yazdı: Irkçılık Ya Da Işıl Özgentürk
İrfan Aktan: Işıl Özgentürk’ün çukuru
Yeni Amedspor yönetimi ve transfer politikası
Binbaşı Kasım Ataç: Bir Ajanın Anatomisi