Hediye Levent: Türkiye İdlib'den çıkarsa Afrin ve El Bab'dan da çıkması istenecek

Deneyimli gazeteci ve analizci Hediye Levent: “Türkiye İdlib'den çıkarsa, gözlem noktalarını tahliye ederse, Afrin'den, El Bab'tan ve Fırat'ın Doğu'sundaki Seri Kani vb. yerlerden de çıkması istenecektir.”.

 

Ruken Hatun Turhallı

Suriye rejiminin Rusya himayesinde İdlib'de başlattığı operasyon ve kaydettiği mesafe ile 9 yıldır Suriye'de devam eden savaş nihai sonucu belirler nitelikte görünüyor. Bu nedenledir ki  Suriye sahasında vekalet savaşı veren aktörlerin artık oyuna direk dahil olduğu, tarafların savaş enkazının faturasını ödemek istemediği son bir hamle ile elini güçlendirmeye çalıştığı yoğun bir süreç yaşanıyor. Bu nedenledir ki İdlib savaşının gidişatı ile Suriye'de kazanan ve kaybedenlerin kimler olacağınının kendisi  belirlenecek gibi görünüyor.

Suriye savaşı sürecinde sahada gazeteci olarak bulunan ve yaşanlara yakından tanıklık eden, bu konuda dünya kamuoyunu güncel, objektif haber ve analizleriyle bilgilendiren, aynı zaman da gazetecilik ilkelerinden taviz vermeyen Hediye Levent'le İdlib'te yaşanan son durumlar ve olası gelişmeler hakkında yararlı bir söyleşi gerçekleştirdik

Deneyimli gazeteci ve analizci Hediye Levent Türkiye’nin İdlib’de gösterdiği sert tutumun nedenini şöyle açıklıyor: “Türkiye İdlib'den çıkarsa, gözlem noktalarını tahliye ederse, Afrin'den, El Bab'tan ve Fırat'ın Doğu'sundaki Seri Kani vb. yerlerden de çıkması istenecektir.”.

Suriye krizi ve çözümünde İdlib’in önemi nedir?

İdlib'i genel olarak kontrol eden ana grup Heyetü Tahrir – i Şam (HTŞ). HTŞ bünyesinde şu an bir çok grup bulunmakta fakat ana gövdeyi oluşturan ve etkili olan Nusra Cephesi diyebiliriz. Nusra Cephesi'de zaten Suriye El Kaide'si olarak biliniyor. Resmi olarak ta El Kaide'ye biat ettiğini açıklamıştı. Sahada ki farklı sebeplerden dolayı isim değişikliğine gitmiş olsalar da bu gönül bağını koparma anlamına gelmemektedir. Yani sadece siyasi sebeplerden dolayı El Kaide ile bağlarını kopardıklarını açıklamışlardı.  

Nusra Cephesi zaman içerisinde diğer grupları da sindirerek, kendi bünyesine katılmalarını sağladı. Geçen zaman zarfında isim değişikliği ve dönüşme adı altında birkaç kez adım attı ve en son HTŞ olarak kendisini yapılandırdı. Diğer grupları da bünyesine alarak bir çatı yapı oluşumu sağladı. Kısaca belirtmek gerekirse eğer, İdlib'i kontrol eden grupların cihadist gruplar olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz.

Suriye, Rusya ve hatta kısmen Kürtler açısından, Suriye coğrafyasında sıkıntı yaşanan tek yer şu an İdlip olarak duruyor. İdlib'in şöyle bir önemi de mevcut; İdlib yıllar içerisinde Suriye'nin farklı bölgelerinde Birleşmiş Milletler'in, farklı bazı ülkelerin, Rusya'nın, Türkiye'nin dahiliyle, gerçekleştirilen anlaşmalarla, bulundukları yerleri boşaltan, cihatçıların ve silahlı grupların yerleştirilme merkezi haline geldi. İdlib'de şu an bulunan gruplar Suriye'nin bütün bölgelerinden toplanarak buraya yerleştirildikleri için ne yazık ki herkes için tehlike arz etmekteler. Ayrıca bu gruplar kontrol edilmesi çok güç olan silahlı gruplar konumundalar.

 Bu nedenle birinci olarak, İdlip sorunun çözümü için öncelikli durum güvenlik boyutu olarak karşımıza çıkmakta. Ve bu çok önemli. Bu Rusya açısından da çok önemli. Çünkü Rusya'nın Himeymin'de bir askeri üssü mevcut. Aynı şekilde Suriye genelinde bir askeri varlığı söz konusu.  Dolayısıyla askerlerinin güvenliğini sağlamak için İdlib'in çözülmesi kanaatinde. İkinci boyutu; İdlip'de ki cihatçıları hem İran, Rusya, Şam ve hem de bölge ülkeleri kendi güvenlikleri açısından bir tehlike olarak görmekte. Üçüncü olarak; Siyasi süreçler gözetilerek Türkiye'nin dahil edildiği tek yer İdlib. Dolayısıyla Rusya'nın da desteklediği Suriye ordusunun sürdürdüğü bu askeri operasyonlar devam eder ve İdlib bir bütün Suriye'nin denetimine girerse şayet, o zaman Türkiye'nin Suriye içerisinde ki varlığı da doğrudan etkilenecektir.

Soçi Anlaşması çöktü, Astana kırılma noktasında deniliyor. Siz bölgede ki gelişmelere hakim biri olarak bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Sahada ki pratik boyutuyla Soçi anlaşması zaten hiçbir zaman hayata geçirilemedi. Çünkü Soçi anlaşmasında Türkiye çok ağır bazı yükümlülükler vaad etmişti. İşte silahlı grupların tasfiyesi, ağır silahların teslim edilmesi, çatışmasızlık bölgelerinin oluşturulması, M4 – M5 karayollarının açılması vs. gibi. Türkiye bütün vaad ettiği bu şeylerin hiçbirini gerçekleştiremedi. Zaten gerçekleştirmesi de imkansızdı. Yani Türkiye'nin tek başına oradaki bütün cihatçı grupların problemlerini çözebilmesi imkansız bir şeydi. Bu nedenle de İdlib'de çatışmasızlık anlaşmaları sürekli olarak tekrarlandı. Ama aynı zamanda her yapılan çatışmasızlık anlaşmalarında, anlaşmaların terörist örgütleri kapsamadığının da altı ısrarla çiziliyordu. Dolayısıyla İdlib'de ki ateşkeslerin hiçbiri zaten en başından itibaren geçerli değildi. Çünkü İdlib'i kim kontrol ediyor dedik; HTŞ. HTŞ kim, El Kaide. Şimdi HTŞ ya da El Kaide'yi kapsamayan anlaşmaların İdlib'e barış getirme şansı var mıdır? Hayır ne yazık ki yoktur. Bu nedenle zaten yapılan bütün ateşkesler daha başından ölü doğdu. Ateşkesleri yapan güçlerde bunu çok iyi biliyorlardı. Soçi anlaşmasında Türkiye'nin verdiği ağır ve yerine getirilemeyecek ağır vaadler zaten bir takvime bağlıydı. 6 ay, 8 ay, 1 yıl vesaire gibi. Belirtilen bu sürelerde, hiçbir şey yapılamadan geçirildi. Şu an bile Soçi anlaşmasının yeniden aktive edilmesi halinde, yeniden bazı düzenlemelere gidilmesi gerekiyor. Yani Soçi anlaşmasının teknik olarak da süresi geçti.

Astana süreci ile ilgili şöyle bir durum söz konusu. Astana için Rusya, Şam ve İran şunu diyorlar; "Tamam Astana'da Türkiye bir taraf oldu ama aynı zamanda Suriye'nin toprak bütünlüğünü resmi olarak tanıdı. Egemenlik haklarını tanıdı. O zaman İdlib Suriye toprağı ve Türkiye burada da bu haklara saygı göstermek zorunda. Şayet göstermezse bu bir hak ihlali olarak tanımlanacak". Yani kısaca Türkiye'nin Astana sürecinde kabul ettiği bazı adımları ihlal ettiğini söylüyorlar. Bu nedenle de Astana süreci ile ilgili bu şekilde bir tıkanma durumu söz konusu.

Soçi de zaten, demin belirttiğim gibi işlerlik ve takvimsel süreç boyutuyla ölü durumda. Astana sürecinin muhatapları bildiğimiz gibi Rusya, Türkiye ve İran. İdlip meselesinden dolayı şu an Rusya ile Türkiye arasında ki tansiyon gerginleşme konumunda olduğu için sürecin nereye evrileceği kestirilemiyor. Bunun haricinde yeni bir zirvenin olup olmayacağı öngörülememekte.  Astana sürecini başlatan ülkeler Rusya, İran ve Türkiye'ydi. Bu üç ülkenin Suriye yönetimine, ordusuna ve İdlib'e bakış açıları birbirinden çok farklı. Bu nedenle bütün bu yaşananlarla birlikte, bu üç farklı görüşe sahip ülkeler arasında İdlib'e yönelik yeni bazı anlaşma zeminlerinin yakalanıp, yakalanamayacağı önümüzdeki dönemlerde yürütülecek siyasi müzakerelere bağlı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İdlib’e yönelik, Rusya’ya yaptığı eleştiriler, ardından Ukrayna ziyareti ve askeri yardım desteği, Kırım’a yönelik açıklamalarının pratik sahaya yansımaları olur mu? Şayet olursa sizce nasıl olur?

Öncelikle şunu belirtmekte fayda görüyorum, doğru Ukrayna ile ilgili bir açıklama oldu, ama Türkiye ile Ukrayna arasındaki bu askeri yardımlaşma durumu zaten süregelen bir durumdu. Fakat zamanlama açısından denk gelmesi gündemi işgal etti. Burada belirtilen 200 milyon Tl'lik yardım miktarı da öyle çok abartılı bir miktar değildir. Hatta askeri yardımlar açısından ele alındığında çok küçük bir miktar. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği de kesin değil. Çünkü bu yardım henüz yapılmış da değil. Burada önemli husus, Ruslar bu durumdan çok rahatsız oldular. Rusya iç medyasında Türkiye'ye dönük çok sert haberler yayınlandı. Putin ve devletin zirvesindekilerin resmi açıklamalarının olmamasının yanı sıra, iç medyada yayınlanan bu haberlerin, Kremlin'in yaklaşımı olarak değerlendirmek mümkün. Burada sorulması gereken soru şu; Türkiye Ukrayna ile Rusya'yı kızdırabilmek ve hatta canını yakmak için ne kadar yakınlaşabilir? Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler çok önemli, çok derin, çok geniş ve yine ticari açıdan çok daha hacimli. Dolayısıyla karşılaştırma yapıldığında Türkiye bütün bunları Ukrayna ile yakalayabilir mi? Şayet Ukrayna ile geliştireceği ilişkide Rusya ile olan ilişkisine alternatif yaratamayacaksa Türkiye, Rusya ile köprüleri atar mı? Hayır. Mantıklı değil yani. Bu nedenle bu yaşananları sadece bir çıkış olarak görebiliriz. İdlib meselesine gelecek olursak, Rusya zaten hiçbir zaman İdlib'den vazgeçmemişti. Her zaman bunu yüksek sesle dile getirdi. Burada operasyonlar da giderek hız kazandı ve Ukrayna – Türkiye görüşmesine ilişkin Rusya'dan herhangi resmi bir açıklama ya da tavır gelmedi şimdiye kadar. Zaten Rusya'nın bu konu üzerinde çok fazla duracağını da şahsen tahmin etmiyorum. Zaten buna ihtiyacı da yok. Çünkü Rusya'nın elinde kullanabileceği daha farklı ve güçlü argümanların olduğunu da düşünüyorum.


Türkiye İdlb’de neyi hedefliyor?

Türkiye bahsettiğimiz Soçi anlaşmasındaki yükümlülükleri kabul ettikten sonra, Rusya ve İran Türkiye'nin istediği yerlere gözlem noktalarını kurmasına izin verdi. Bu durum Türkiye'nin Suriye'ye girmesine kısmi bir meşru zemin oluşturdu. Dolayısıyla Türkiye İdlib'den çıkarsa, gözlem noktalarını tahliye ederse, Afrin'den, El Bab'dan ve Fırat'ın Doğusu’nda ki Seri Kani vb. yerlerden de çıkması istenecektir. Türkiye'nin şu an Suriye topraklarında bulunmasının her ne kadar uluslararası hukuk karşısında bir meşruiyeti yoksada, İdlib'de ve hatta Suriye'de mevcut haliyle bulunmasını sağlayan durum Soçi'de gerçekleşen anlaşmalar sayesinde. Askeri gözlem noktalarına icazet veren "meşru" zemin bu. Türkiye bu zemini kaybederse, Suriye içerisinde ki varlığının tamamı gayr-i meşru olacak. Dolayısıyla diğer ülkeler Türkiye'nin bütün Suriye zeminindeki askeri güçlerini çekmesini isteyeceklerdir. Bu nedenle Türkiye açısından çok önemli.

İkincisi; güvenlik açısından da İdlib Türkiye açısından çok önemli. İdlib'deki cihatçılardan Rusya'da, Almanya'da, İngiltere'de, Fransa'da rahatsız ve Türkiye'de rahatsız. Dolayısıyla buradaki cihatçı yapıların sınırlara sarkmasını ya da sınırları geçerek topraklarına girmesini Türkiye istemez, kendi güvenliği açısından.

Üçüncü boyut; Türkiye İdlib'den ayrıldığı taktirde diğer bölgelerden de çıkartılmak isteneceğini biliyor. Ama aynı zamanda elinde, kurduğu On binleri aşan bir Suriye Milli Ordusu var. Bunları ne yapacak Türkiye? Nereye götürecek? Hepsini Türkiye'ye mi alacak? Bunlarda ayrı meseleler.

Sonuçta Suriye içinde yeni bir siyasi yapı dizaynı var. Yeni bir anayasanın yazımı süreci. Dolayısıyla Türkiye bu sürece kendisine yakın gruplarla dahil olmak istiyor. Kendisine yakın grupları dizayn etmek için Suriye'de yoğun bir faaliyet yürütüyor. Özellikle TSK'nın birlikte hareket ettiği gruplar boyutunda. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Türkiye'nin Suriye'den çekilmesi halinde bütün bu dizayn etmeye çalıştığı gruplar da dağılacak. Bu nedenle Türkiye Suriye'nin siyasi açıdan geleceğinde de yer alma gibi bir hedefini kaybetmiş olacak.

Rusya ve Suriye Rejimi’nin İdlib’de yürüttüğü operasyonda nasıl bir strateji uygulanıyor ve operasyonun hedef noktası sizce nedir?

İdlib'de yürütülen son operasyon, zaten 2 yıldır yürütülen operasyonların halkalarından biri. Bu operasyon zaten 2 yıldır devam etmekte. Şöyle bir strateji güdüldüğü kanaatindeyim; Şam'da minimum düzeyde de olsa Türkiye'nin onayı olmadan yürütülecek bir İdlib operasyonunun başarılı olamayacağını biliyor. Çünkü İdlib Türkiye'nin sınırında ve Türkiye oradaki gruplara doğrudan destek verirse, Suriye ordusu İdlib'i alsa da uzun bir süre elinde tutamaz, tutmaya çalışsa bile sürekli o grupların saldırısı altında olacaktır. Yani kent tahmin edildiği üzere kaotik bir konuma dönüşür güvenlik açısından. Bu nedenle Şam'ın da Türkiye'nin sürecin içerisinde olması gerektiğini düşündüğü kanaatindeyim. Bundan dolayıdır ki İdlib operasyonu süreci 2 ya da 2,5 yıllık bir süreye yayıldı. Yani bu son operasyonla başlamadı ve muhtemelen de son halkası da bu operasyon olmayacak. Tahminimce operasyon önümüzdeki günlerde tekrar durulacak ve birkaç hafta, birkaç ay sonra yeniden başlayacak. Diğer taraftan Şam Rusya ile birlikte hareket ediyor ve Rusya'nın uluslararası, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Üyeliği başta olmak üzere, Türkiye ile ilişkileri, Bölgede ki gücü, diplomatik gücü vs. ciddi anlamda ihtiyaç duyuyor. Rusya'nın bu arada Türkiye'nin NATO üyesi olması nedeniyle oyun içerisinde tutmaya çalışması, Türkiye ile ilişkileri, köprüleri atmama gibi bir niyeti mevcut. Dolayısıyla Şam Rusya'nın bu niyetlerini gözetmek zorunda. İşte bütün bu realiteler İdlib operasyonu ile ilintili. Son operasyonda ki pratik hedef ne diye sorarsanız, bana göre; M4 – M5 karayollarını tamamen kontrol altına almak, buradaki silahlı grupların Halep kırsalına sarkmalarına engel olabilmek ve buradaki cihadist grupların ana karargahları olarak belirlenen yerleri ele geçirmek ve tahrip etmek, bu suretle de bir daha toparlanmalarına müsade etmemek olarak görünüyor. Yani M4 – M5 karayolları bu grupların elinde olduğu sürece, bu gruplar istedikleri zaman, Halep, Hama ve Lazkiye'ye sarkabiliyorlar ve saldırılar düzenleyebiliyorlar. İşte tamda Suriye ordusunun hedef olarak seçtiği ve son günlerde ele geçirdiği bu yol ve kavşaklar, belirlenen bölgeler oluyor. Suriye ordusu her iki karayolun İdlip kırsalında birleştiği yeri ele geçirmeyi hedefliyor. Bu arada bilinmesi gereken bir hususta; Suriye ordusunun hedeflediği bu kavşak, burada bulunan silahlı güçlerin merkez karargahlarının bulunduğu nokta konumunda. Zaten lojistik temini açısından hem karayolu ve hem de bu kavşak çok önemli bir yere sahip.

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı bir açıklamada, “Suriye Şubat ayı sonuna kadar girdiği topraklardan geri çekilmeli, bu toprakları asıl sahiplerine geri teslim etmelidir” ifadesini kullandı. İdlib’in asıl sahipleri kimler ve bu açıklamayla kimler kastediliyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklamasını birinci olarak Rusya'ya, ikinci olarak ta, iç kamuoyuna yönelik değerlendirmek gerekir. Çünkü bu açıklamalardan kısa bir süre önce, TSK'nın gözlem noktalarına giden bir konvoyuna yönelik Suriye ordusunun bir saldırısı oldu. Bunun da Rusya ile Türkiye arasındaki koordinasyon sorunundan kaynaklandığı açıklandı. Türkiye'nin zamanında bildirmediği belirtildi. Sonuç itibariyle 5'i asker, 8 kişi hayatını kaybetti bu saldırı sonucunda. Bu çok önemli bir kayıp. Burada kamuoyuna yönelik birtakım mesajlar vermek icap etti.

İkinci olarak; İdlib politikası hükümetin dış politikası açısından çok önemli ve Rusya'ya Türkiye'nin kararlılığını bildiren bir yaklaşım gerekiyordu ve bu açıklamaların böylesi bir önemi mevcut. Önümüzdeki gönlerde Türkiye, Suriye ordusuyla İdlib'de bir savaşı göze alır mı? Buda olasılık dahilinde. Bu ihtimal bundan 6 ay önce bu kadar olasılık dahilinde değildi ama artık giderek bu olasılık yükselmekte. Öte yandan Rusya, hem İdlib'den vazgeçmiyor, hem de ortamı sakinleştirmeye çalışıyor. Bu nedenle süreç çok yoğun müzakerelerle sürüyor. Bu durumun gidişatını önceden kestirebilmek şu an için biraz güç.

İdlib’de Rusya ve Suriye rejimi karşısında ABD’nin ve uluslararası koalisyonun Türkiye’yi destekler nitelikteki açıklamaları ile bunun pratik sahaya yansımaları olur mu? Olursa nasıl olur?

Hayır. Buradan bir şey çıkacağını tahmin etmiyorum. Şu açıdan çıkmaz diyorum; ABD'nin sahadaki askeri varlığı Fırat'ın Doğusu'nda. Batısı'nda bir şeyi yok. Fıratın Batısı'nda insiyatif Rusya'nın elinde. Diğer taraftan Fırat'ın Batısı'nda hava sahası Rusya'nın kontrolünde. Rusya ile ABD arasında bir koordinasyon merkezi var. Aynı zamanda işbirlikleri devam ediyor. Özellikle birbirlerine karşı hata yapmamak için yıllar önce bu koordinasyonu kurmuşlar. Ve zaten yeni bir durum da değil. Diğer taraftan ABD ile Türkiye arasında ciddi bir takım fikir ayrılıkları varken – Suriye Kürtleri meselesinde olduğu gibi – ABD'nin Rusya'yı karşısına alıp, Türkiye'ye hava desteği vermesi bana pek makul görünmüyor. Belki birkaç göstermelik  şey olabilir iyi niyet göstergesi olarak ama İdlib'in kaderini, yada süreci değiştirecek, Türkiye'nin Suriye'de tamamen kalıcı olmasını sağlayacak bir hamlenin ABD'den gelmesi çok zayıf bir ihtimal dahilinde. Çünkü dediğim gibi sahada Rusya'da bulunmakta. 

İdlib’te olası bir Türkiye, Suriye çatışmasında, Kürtlerin tavrı sizce nasıl olur? Bu durum varolan dengeleri nasıl etkiler?

İdlib'le alakalı her gelişme, Suriye'nin tamamında olduğu gibi kuşkusuz Kürtleri de etkileyecek. Ama ağırlıklı olarak orada belirleyici olan farklı faktörler bulunmakta. Sahada Kürtlerle alakalı meselelerde ABD biraz daha ön planda duruyor. İdlib meselesinde nasıl ki Rusya öne çıkıyorsa, Kürtler konusunda da ABD öne çıkıyor. Dolayısıyla orada Kürtlerin kendilerine ilişkin verecekleri kararlar da belirleyici olacak. Kürtlerin ABD ile ilişkilerinden hem Şam, hem de Rusya rahatsız. Bunu herkes biliyor. Ama aynı zamanda Kürtlerle Şam arasında sürekli bir müzakere süreci devam etmekte. Sürekli olarak heyetler gidip gelmekte. Dolayısıyla burada işleyen bir süreç var. Şunu da görmek gerekir ki, İdlib çok kısa bir süre zarfında Suriye ordusunun eline geçerse, Şam'ın eli eskisinden daha fazla güçlenecek. Çünkü İdlib'in kısa sürede alınması halinde hemen ardından Afrin vb. yerlerde gelecektir muhtemelen. Bu durum dolaylı olarak Kürtler ile Şam arasındaki ilişkide, Şam'ın elini biraz daha güçlendirecek. Dediğim gibi çok denge var bu konularla alakalı. ABD bu süreçte Kürtler konusunda bir hamlede bulunabilir, Rusya tavır değişikliğine gidebilir veya tavırlarını sertleştirebilir. Bunlar hepsi olasılıklar dahilinde. Dolayısıyla net bir şey söyleyebilmek çokta mümkün değil şimdilik.

 İdlib’te olası bir çözüm nasıl olabilir? İdlib’te yeni bir ateşkes mümkün müdür?

İdlib'de bir çözümün olması çok zor. İdlib'deki çözüm meselesinin de zamana bırakılacağı düşüncesindeyim. Şam ve Rusya'nın bu şekilde yaklaşacağı kanaatindeyim. Çünkü orada fazlaca cihatçı gruplar bulunmakta. O nedenle İdlib'de çözümün birdenbire sağlanması mümkün değil ve askeri operasyonlarla da kısa sürede bir çözüme gidilmesi olasılık dahilinde değil. Kanımca oradaki cihatçı yapıların zamanla dünyaya yayılması, giderek oradan ayrılmaları ile oradaki baskıyı azaltmaları durumu söz konusu olabilir. Çözüm öncesi bu grupların çözülmesini sağlama yaklaşımı olabilir. Biraz öncede belirttiğim gibi, büyük olasılıkla şimdi devam eden operasyon, Suriye ordusu açısından son operasyon olmayacak. Tahminimce belli bir noktaya kadar ilerlenecek ve orada beklenecek. Yine birkaç hafta veya birkaç ay sonra yeni bir hamle daha gelecek diye düşünüyorum. Tabi bu ara süreçte Türkiye – Rusya ilişkileri ne olur, ABD ile Türkiye ilişkileri ne olur şimdiden kestirilemez.

Suriye ordusu M4 – M5 karayollarında denetimi sağlarsa şayet, Türkiye'nin bu karayolunun iç kesimlerine düşen gözlem noktalarının bir işlevi kalacak mıdır? Türkiye'nin askeri güçleri buralarda kalmaya devam edecekler midir?

Şimdi Türkiye'nin burada işlevsel olup – olmaması Türkiye açısından önemli değil. O gözlem noktaları boşaltılsa bile, yani içinde hiç asker, personel olmazsa bile, TSK'nın gözlem noktaları olarak orada bulunmaları yeterli. Çünkü süreç siyasi bir süreç. Fiilen şimdiye kadar 5 tane gözlem noktası Suriye ordusunun ele geçirdiği alanların içerisinde kaldı. Zaten Rusya ile Türkiye arasında süren müzakerelerin bir başlığını da bu gözlem noktaları oluşturmakta. Rusya ve Şam gözlem noktalarının resmi olarak tamamen kaldırılmasını istiyor. Ama işte M4'ün yukarısında kalan gözlem noktaları ile birlikte oralardakilerde bir süre daha kalabilir. Güvenlik açısından ne olur diye sorarsanız, Suriye ordusu tarafından bu gözlem noktalarına herhangi bir saldırının olması ya da vurulmaları mümkün değil. Şam durduk yere Türkiye'yi karşısına alacak bir konuma girmek istemez. Zaten savaş yorgunu bir ülke. Rusya 'da buna kolay kolay izin vermez. Mevcut durumda Suriye ordusu kontrolü içinde yer alan gözlem noktalarının güvenliğini sembolik olarak, bir veya iki araçlık Rus devriye polisleri sağlamakta. Rusya ile yürütülen müzakereler sonucunda bu gözlem noktalarının boşaltılmasına karar verilmezse şayet, muhtemelen buraları Rusya devriye polisleri tarafından korunmaya devam edecek. Cihadist gruplarla, Suriye ordusu arasında kalan gözlem noktaları ciddi bir tehdit ve tehlike altında, doğrudan veya kasten hedef olmaları durumu söz konusu. Çünkü buradaki cihatçı grupların çok sıkıştığı da bilinmekte. Türkiye'yi savaşa ya da sıcak çatışmanın içine çekebilmek için gözlem noktalarının bu cihatçı gruplar tarafından vurulma tehlikesi de olasılık dahilinde her zaman için. O nedenle Suriye ordusu ile cihatçılar arasında kalan gözlem noktalarının çok ciddi bir risk altında olduğunu belirtmekte fayda var.

Bu röportaj ilk olarak Basnewste yayınlanmıştır

 

 

SÖYLEŞİ Haberleri

Mustafa Aydoğan: Kürt nüfus çoğalıyor, Kürtçe konuşanlar azalıyor
30 yıl sonra tahliye olan Rojbin Perişan: Vazgeçmediğin sürece umut vardır
İstanbul Sözleşmesi, İngiltere’de yürürlüğe girdi
Mücahit Bilici: 'Kürt demokrasisinin de Kürt askeriyesine 'haddini bil' diyebilmesi lâzımdır'
Kürt korkusu Kürtlerle ilgili hak taleplerini güvenlik meselesine indirgiyor