Güney Kürdistan’a dışarıdan bakış: CEHENNEMİN YOLU İYİNİYET TAŞLARI İLE DÖŞENİR!

Kamil Sümbül

Dünya’da nüfusu 60 milyonu bulan Kürtler son iki yüzyıldır özgürlükleri için direnmesine rağmen ulusal bir bütünlüğü sağlayamadıklarından ellerine geçen bazı fırsatları kullanamamışlardı. İlk kez 1900’lerin başlarında 1. Paylaşım Savaşı sonucu Ortadoğu’da Osmanlılar egemenliklerini yitirince Kürtlere özgür olma yolunda bir fırsat doğmuş fakat gerek uluslaşamama, din faktörü, dönemin emperyal devletleriyle kurulamayan ilişkiler, gerekse o dönem Kürt ulusal önderleri yeterli desteği bulamadıkları ve kendi aralarında bir ulusal birlik kuramadıklarından fırsat kaçırılmıştı. Irak Baas yönetimi, Saddam’ın Batı dünyasıyla çelişkileri, yaptığı katliamlar ve Kuveyt’i işgal etmesi sonucu Batılı büyük güçlerce yıkılmış, yüzyıl sonra yine Güney Kürtlerinin eline bir fırsat geçmişti. Savaş sonucu Güney Kürdistan’da oluşan boşluğu Kürt önder ve örgütleri ulusal birliktelik temelinde birleşince iyi değerlendirmişler, kendi özerk yönetimini oluşturmuşlardı.

Güney Kürdistan’ın kısmi özgürleşmesi üzerinden 30 yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen hiçte iyi bir yere gelemediler, getiremediler, getirtilemedi. Güneydeki bu özgürleşme başlangıçta dünyadaki tüm Kürtlere büyük umutlar taşımış, Güney diğer parçalardaki ulusal mücadeleyi de geliştirecek bir işlev görmeye başlamıştı. Dünya kamuoyu ve büyük güçler de Kürt ulusal mücadelesi ile olumlu bir hava içine girmişti. Kısa sürede seçimlere gidip bir özerk parlamento oluşturulmuş, iki büyük grup hükümeti ortak kurmuşlardı. Dünya’ya ise Ortadoğu’da Kürtler demokratik seçim yapabiliyor, kendi kendini idare edebildiği gibi demokrat bir yapı ile diğer azınlık ve inançlara özgürlük tanındığı imajı yaygınlaşmakta, biz Kürtler de bundan gurur duymaktaydık.

Biraz zaman geçince; yüzyıllarca başka ulusların egemenliği altında yaşayan Kürtlerin bir ulus olma, ortak vatan ve toprak sevgisi, başka görüş ve oluşumlara hoşgörü, devlet kurmadaki acemilik, örgütlerin ulusal devlet anlayışını birinci plana almak yerine lider ve örgütlerin çıkar ve geleceği ön plana çıkması kendini gösterdi. Kendi kendini yönetecek devlet aygıtının kurumlarını yaratmada hiçbir deneyleri olmadığı ortaya çıkmaya başladı. 30 yılı aşkın bir süredir Güney Kürtleri Saddam ve Irak devletinin egemenliğinden kurtulmasına rağmen, özgürlükçü bir yeni nesil yaratılması gerekirken gençlerin çoğu, bir anlamda “ölüm yolculuğu”na çıkıp bir kısmı göç yollarında canlarını yitirdi, Batı Avrupa ülkelerine ulaşanların ise en kötü işlerde çalışmayı özgürce kendi topraklarında yaşamaya tercih etmeleri düşündürücüdür.

Hâlbuki bu 30 yıllık sürede uluslararası koalisyon güçlerinin koruması altındaydılar. Yaptıkları olumlu işlerden biri çok partili bir seçim sistemine sahip olmalarıdır. Fakat parlamentoya seçimle gelenler kendi örgütlerini savunup parlamentoya bağlı kalmadılar. Örgüt yöneticilerin çoğu seçim listelerine bile girmeyip sanki monarşik bir yapının aile fertleri gibi kendilerini parlamento ve kurumların üstünde görünce sistem çıkmaza girmiş oldu. Böylece seçilmiş parlamentonun yanında devletin temelini oluşturan kurumlar yaratılamadı. Hâlâ 30 yıldır ortak bir ordu kurma görüşmeleri yapmaktalar. Bir maliye sistemi olmadığı gibi vergi sistemini de kuramadılar. Bağımsız mahkemeler ve adalet sistemi yerli yerine oturtulamadı. Yapılan bütçenin temelini de Irak hükümetinin Kürdistan’a göndereceği bütçesinden pay oluşturmaktaydı, bu pay kesilince krizlerin ve tepkilerin olması da normaldi.

Irak ve petrol zengini Arap ülkelerinde tek gelir petrolden gelen para olunca, yöneticiler aslan payını alıp halkı da maaşa bağlamışlar, halk üretim yapmaya gerek görmeyip bağlandıkları maaşla tembel tembel oturmak Güney Kürtlerinde de etkisi olmuştu. Güney Kürdistan topraklarında çöl olmadığı gibi su bol, toprak her türlü tarıma elverişli ve hayvancılık için bulunmaz bir doğaya sahiptir. Yeni yetişen genç nesil ya bir gruba pêşmerge yazılacak ya da yurt dışına kaçma seçeneği ile karşı karşıya kalmışlardı. Hâlbuki gözler Irak hükümetinden gelen paraya dikileceğine farklı üretim alanlarında yatırımlara girişip, kendine yeter bir ekonomi seviyesine gelmek için çabalama sonucu gençlere iş ve gelecek yaratılabilirdi. Üç yıl önce Güney’e gittiğimde Güney’de hizmet sektörünün neredeyse Uzakdoğu ülkelerinden gelenlere terk edilmiş durumda olduğunu gördüm.

Federal statünün kurumları bile oluşturulmayınca ikili yönetim ortaya çıktı. Parlamento ve hükümete ait olan yetki iki büyük örgüt tarafından gasp edilmiş oldu. Ortak yönetimin en önemli unsuru ortak bir savunma ordusu kurmaktı. 30 yıldır iki büyük pêşmerge grubunu birleştirme görüşmelerini bir sonuca ulaştıramadılar. Geçen 30 yıl devletleşmek için zaman kısa bir zaman değildi. Dağılan Yugoslavya devletinden 7 ayrı devlet çıkıp dünyada meşruiyet kazanırken Güney’de ise bir diğerinin bölgesine giderken sanki başka bir ülkeye gidiyormuşsun gibi pass kontrolleri yapılmakta. Şu andaki bu manzara Kürtlerin geleceği için hiç de olumlu değil. Tüm idari yetkiler Güney Kürdistan yönetiminin seçilen mevcut parlamentosu ve onun seçtiği hükümet olması gerekirken yetkileri gasp edilince işlevsiz hale gelmişlerdir.

Güney’deki bu dağınık durum en fazla Türk, İran ve Irak devletini sevindirmektedir. Ufak bir karışıklıkta ve koalisyon güçleri çekilince hemen saldıracakları ve federal statüyü ortadan kaldıracakları aşikârdır. Dünya kamuoyuna da; işte Kürtler bir ulus değil, kendi kendini yönetemiyor, birbirlerini boğazlıyorlar diyeceklerdir. Koalisyon güçlerinin koruması olması, Irak’taki gerek Şiiler arası ve gerekse Sünni kesimle olan çelişkilerin derinleşmesi Kürtlerin yararınadır. Güneyli Kürtler bir devletin sahip olduğu olanaklara ve askeri gereçlere sahip olmadığından İran ve Türkiye ile savaşacak güçleri yetersizdir, fakat Irak’taki karışıklık sonucu Irak’a diş geçirebilirler. Akıllı bir politikayla Irak’ı konfederal bir yapıya getirilir, statülerini daha da sağlamlaştıra bilirler. Bunun içinde hem içeride hem de dışarıya karşı tek ses olmaktan geçer.

1990’lardaki gibi Kürtleri birleştirecek ne Bayan Danielle Mitterrand var ne de eski ABD dışişleri bakanı Madeleine Albright var. Ortak ulusal çıkarlar için kendileri bir araya gelip sorunları çözmeliler yoksa dünyaya gülünç duruma düşmekteler. Son 30 yılda Güney Kürdistan yönetimi kurulduğundan beri Kürdistan tarihine çok önemli atılımları olduğu gibi Kürt tarihine kara lekeler de bıraktılar. Bu kara lekelerden biri; 1990’larda YNK’ın Hewler’de darbe yaparak KDP’yi dışlaması olmuştu. Diğer bir kara leke ise; Kürdistan topraklarından atılan Saddam ordusundan yardım talep ederek Hewler’den YNK’yı çıkaran KDP’nin tavrı olmuştu. Üçüncü kara leke ise bağımsızlık referandumunun ardından YNK peşmergelerine hâkim klik, Irak askerleri ve Haşdişabi güçleri ile birleşip Kerkük’ü Irak yönetimine teslim etmesi bir ihanetti. Dördüncüsü ise DAİŞ Kürdistan’a saldırırken Êzidi Kürtlerin yeterince korunamaması da hâlâ yüreklerde bir acıdır. Beşincisi de YNK’ın yönetimini elinde tutan klik İran hapishenesinden kaçıp Güney Kürdistan’a sığınan Mustafa Selimi’yi İran’a teslim edip idam edilmesi hala hafızalarda taze bir acıdır.

30 yıl içinde Kürt tarihine ve mücadelesine yaptığı katkılar ise; Batılı güçlerin desteği olsa bile Kürtler birleşip bir yönetim kurmaları önemli bir adımdı. Son beş yüzyıldır ilk kez Kürtler Güney’de bir statü elde ettiler. Bu çok önemli bir kazanımdır. Diğeri Kobani’nin kurtarılması için başta Kek Mesut Barzani’nin özel çabalarıyla askeri yardıma giden pêşmergelerin yardımıyla Daiş’i yenilgiye uğratmaları tüm 4 parça Kürdistan’da ulus olmanın tavrı heyecanını yaşatmıştı. Üçüncü katkı ise Referandumla Kürtlerin kendi kaderini kendileri tayin etmesi sonucu yine tüm dünyada ve dört parçadaki Kürtler bir ulus olma heyecanını yaşadılar. Güney Kürdistan Federe Devlet yapısı iki yüzyıldır Kürtlerin verdiği mücadeleler sonucu elde edilen çok önemli bir kazanımdır. Bu kazanım bu dönem dünyadaki tüm Kürtlerin geleceğini de etkilemektedir. Güneyli güçler önlerine önce vatan sevgisi ve ulus olmayı koymalılar. Öncelik Kürdistan’dır, ardından ulus olma ve ulusal birliği sağlama gelir, üçüncü sırada ise liderler ve örgütlerin gelmesi gerekir.

Dünya’da her ezilen ulusun mücadelesi kendi içinden önderlerini de yaratır. Ulusal mücadelenin hedeflerini doğru koymada önderlerin rolü büyüktür. Tarihte toplumların her ne kadar toplumsal mücadeleleri belirlemeleri bir zorunluksa, önderlerin de bu mücadelede belirleyici rolleri vardır. Kürtlerin bir şansı da Mesut Barzani gibi bir liderlerinin olmasıdır. Kek Mesut’un vatan ve Kürdistan sevgisi, ulusal duyguları taşıması onu tarihsel bir konuma getirmiştir. İzlediği bazı politikalarda ise aşırı iyi niyet duyguları taşımaktadır. Güney Kürdistan’da ulusal birlik için ağırlığı olan şu an tek liderdir. Ağırlığını koyup acil yapılması gerekenleri diğer grupların önüne koymalı ve dayatmalıdır. Eğer bu birlik için USA ve Batı ülkeleri dayatma yapıyorlarsa bu Kürtler açısından utanç verici bir durumdur. Güneyli gruplar şapkalarını önüne koyup düşünmeliler ki; Uluslararası koalisyon Irak’ı terk ettiğinde durumları, gelecekleri ne olur, bir düşünsünler. Eskiden Kürdistan dağları koruyucu üslerdi, fakat yeni teknolojik gelişmelerle yapılan hava saldırıları artık dağların o koruyuculuğu önemini her geçen gün yitirmektedir.

Bence, Güney Kürtlerinin önünde şu an acil yapılması gereken önlemler ve Kek Mesut’un da dayatmasını gerektiren noktalar şunlar olmalıdır:

-Kürdistan Hükümeti tüm güney Kürdistan’ın meşru hükümetidir ve seçilen Parlamento da meşru bir yapıdır. Bunların üstünde herhangi bir kişi ve örgüt ya da şahıslar olmamalıdır.

-Süleymaniye ve diğer Soran bölgesi ayrı bir yönetime son verip seçimle gelen yöneticileriyle Kürdistan parlamentosunda temsil edilmelidir. Yani ikili yönetime son verilmelidir.

-Kısa sürede pêşmergeler tek komutanlık altında birleşip Kürdistan Ordusu adını almalıdır.

-Bir maliye sistemi kurulup vergi sistemi oluşturulmalı, bölgenin tüm gelirleri parlamentonun denetlediği bir maliye bakanlığına bağlanmalıdır.

-Yolsuzluk ve rüşvetle mücadele etkin bir şekilde yürütülmeli, çete ve mafyalaşan gruplar dağıtılmalıdır.

-Örgütlerin, şahısların ve yönetimin etkileyemeyeceği bağımsız bir adalet ve hukuk sistemi kurulmalıdır.

-Kürdistan ekonomisi Irak hükümet bütçesinden gelen paya göre düzenlenmemeli; tarım, hayvancılık, küçük ve orta çaplı işletmelere destek verilmelidir. Kendine yeter bir ekonomiyi oluşturmayı önlerine koymalıdırlar.

-Êzidi inancındaki Kürtlere her türlü yardım yapılıp Şengal ve Êzitxan bölgesinin yönetimi onlara verilmeli.

-Şengal’deki yasal pêşmerge güçleri dışındaki silahlı yapılar kesinlikle Şengal’den çıkarılmalıdır. Bu silahlı yapılar Şengal’de olduğu müddetçe Êzidi Kürtler huzur bulamaz. Ayrıca Güney Batı Kürdistan sınırını da denetim altına almak ve Oradaki Kürtlerle her türlü ilişkiyi geliştirmek zorunludur.

-Irak’ta en iyi çözümün konfederal bir yapıya çevrilmesini savunup dayatmak gerek. Uluslararası ilişkileri, ekonomik ve finansal ilişkileri mecbur kalmadıkça Kuzey ve Doğu’daki devletler üzerinden kaçınmak gerek.

-Irak anayasasındaki 140. maddeyi işletmek ve diğer Kürdistan toprakları ile birleşmek için gündemden düşürmemek gerek.

-Güney Kürt önderleri Türkiye ve İran’la ile ilişkilerinde de şeffaf olup 30 milyondan fazla Kürt’ün yaşadığı Kuzeye, 15-20 milyon Kürt’ün yaşadığı Rojhelat’a karşı da sorumluluk duymalıdırlar. Bazı izledikleri politikalar Kuzey ve Doğu parçasındakileri üzmektedirler, art niyetlilerin eline fırsatlar vermektedir.

-Tüm Güney Kürdistanda üslenen silahlı güçler ya Kürdistan hükümetini tanımalı ya da etkisiz hale getirilmelidir yoksa Güney’in güneyin geleceği için çok riskler taşımaktadırlar.

Eğer Güney Kürtleri bu ikili ve karışık durumu devam ettirirlerse ne Batılı ülkeler, ne de Amerikan yönetimi Kürtlere güvenmediği gibi Kürtler üzerine bir hesap yapmayıp kurulu devletlerle yapmaya devam eder. Batı’nın demokratik kamuoyu da Kürtler konusunda hayal kırıklığına uğrayacağını bilmek gerek. Ulusal bir yapı göstermeyen bir halkın aşiret ve örgütlerine güven duyulmaması normaldir. Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletler yüzyıldır Batı’ya; Kürtler ulus değil devlet kuramazlar, birbirlerini yerler demagojisini yapmaktalar. Bunu boşa çıkarmak gerekiyor.

Kürt ulusunun ve Kürdistan’ın kurtuluşu mücadelesi bu dönem Güney Kürdistan’ın geleceğine bağlıdır. Tüm Kürtler için tarihi bir şanstır ve gelecek onların omuzlarındadır. Doğmamış çocukların geleceği bile Güney’de atılacak adımlara bağlıdır. Brakuji (kardeş kavgası) elbette kahredici bir durumdur ve Kek Mesut Brakuji’nin bittiğini söylerken iyi niyetini göstermektedir. Fakat her iyi niyet tavrı bazıları tarafından suistimal edileceğini de bilmek gerekmektedir. Brakuji hiç olmasın derken Güney’in yüzyıldır verdiği mücadeleyi götürüp Irak devletine teslim etmek isteyenlere karşı da farklı bir tutum gerekmektedir.

Kak Mesut Barzani bu dönem önderler içinde Kürtler için bir şanstır ve her koyacağı tavırda Kürdistani ve Kürtlük bilinci konusunda hiç birimizin art niyetliler dışında şüphesi yoktur. Fakat aşırı iyi niyetin zararlarını önce kendi ve çevresi görmelidir. Kim söylemişse doğru söylemiş:

 

CEHENNEME GİDEN YOL İYİNİYET TAŞLARIYLA DÖŞENİR.