Yaşar Bazencir
BÖLGESEL GÜVENLİK PARADİGMALARINDA GÜÇ POLİTİKALARI: Süveyş ‘ten Günümüze Teorik ve Pratik Sınırlar
Daha önce kaleme aldığımız 'Süveyş Analojisi' ve ‘ABD-İran Mutabakat Zaptı’ başlıklı analizlerimiz’de, (18 Haziran 2026 Netewe, Rupela Nu ve Darka Mazi Sit.yayınlandı) Ortadoğu jeopolitiğindeki makro kırılmaları, baskı politikalarının sahada ürettiği tıkanıklıkları ve bu tıkanıklıkların arka kapı diplomasisindeki somut yansımalarını ele almıştık. Ancak uluslararası sistemdeki bu güç aktarımlarını ve diplomatik manevraları tam anlamıyla anlamlandırmak, madalyonun diğer yüzünü—yani işin teorik arka planını ve yapısal sonuçlarını—incelemeyi zorunlu kılmaktadır.
Bu çalışma, küresel güçlerin asimetrik aktörleri rasyonel maliyet modelleriyle hizaya getirme yanılgısını uluslararası ilişkiler teorisi (Jervis’in algı mekanizmaları) düzleminde masaya yatırmaktadır. Dahası, yukarıdan aşağıya kurgulanan bu baskı politikalarının ve merkezi devlet çözülmelerinin ürettiği bölgesel boşluklarda, yerel kurumsal kapasitenin (Erbil örneği üzerinden) nasıl hayati birer 'istikrar adası' ve rasyonel muhataplık odağı haline geldiğini kurumsal bir yaklaşımla analiz etmektedir. Elinizdeki metin, önceki iki çalışmanın pratik çıktılarını teorik bir omurgayla bütünleştiren ve seriyi tamamlayan bir mimari sunmaktadır."
Uluslararası ilişkiler dinamiklerinde, büyük güçlerin bölgesel aktörleri hizaya getirmek ya da davranışsal dönüşüme zorlamak adına uyguladığı "Maksimum Baskı" (Maximum Pressure) stratejileri, çoğunlukla hedef aktörün içsel direnç mekanizmaları ve algısal kodları tarafından soğurulmaktadır. Bu bağlamda, modern asimetrik krizleri anlamak adına sıklıkla başvurulan tarihsel referanslardan biri 1956 Süveyş Krizi’dir. Ancak günümüz Ortadoğu jeopolitiğindeki güç aktarımı ve yaptırım rejimleri incelendiğinde, "Süveyş Analojisi"nin hem rasyonel uygulama sınırları hem de metodolojik saptmaları net bir şekilde açığa çıkmaktadır.
3.1. Ekonomik Diplomasi ve Baskı Mekanizmalarının Sınırları
Süveyş Krizi, dönemin hegemonik gücü olan ABD’nin, müttefikleri (İngiltere ve Fransa) üzerinde finansal ve diplomatik şantajı nasıl kesin bir kaldıraç olarak kullanabileceğini göstermiştir. Washington, sterlin üzerindeki spekülatif baskıyı derinleştirerek ve IMF rezervlerine erişimi kilitleyerek müttefiklerini askeri geri çekilmeye zorlamıştır. Bu tarihsel kesit, ekonomik diplomasinin ve doğrudan finansal yaptırımların en agresif ve başarılı örneklerinden biri olarak literatüre geçmiştir.
Ancak modern dönemde, özellikle İran ve benzeri bölgesel aktörlere karşı uygulanan topyekûn ekonomik ambargolar ve "Maksimum Baskı" politikaları aynı doğrusal başarıyı üretememektedir. Cordesman’ın (2020) vurguladığı üzere, Washington-Tahran-Körfez üçgenindeki asimetrik gerilimler, yaptırımların tek başına bir rejim çöküşü ya da tam bir stratejik teslimiyet yaratamayacağını kanıtlamıştır. Bunun temel nedenleri şu şekilde sıralanabilir:
Sistemik Entegrasyon Farkı: 1956'da baskıya maruz kalan İngiltere ve Fransa, küresel finansal sisteme göbekten bağlı, şeffaf ve kırılgan Batı ekonomileriyken; modern asimetrik aktörler on yıllardır "yaptırım bağışıklığı" (sanction immunity) geliştirmiş, gri alan ekonomilerine ve kayıt dışı ağlara entegre yapılardır.
Asimetrik Tırmandırma Kartı: Nasr (2019) tarafından incelenen sınırlılık senaryolarına göre; ekonomik olarak köşeye sıkıştırılan bir aktör, rasyonel bir teslimiyet göstermek yerine krizi asimetrik ve askeri sahaya (vekil güçlerin aktivasyonu, deniz güvenliği riskleri, Hürmüz Boğazı hatlarındaki tırmandırmalar) taşımaktadır. Bu durum, baskıyı uygulayan küresel güçler için maliyeti sürdürülemez bir bölgesel savaş riskini beraberinde getirmektedir.
Ekonomik baskı rejimlerinin tarihsel ve modern dinamikleri arasındaki bu keskin metodolojik ayrım, aşağıdaki karşılaştırmalı tabloda net bir şekilde somutlaştırılmaktadır:
Analiz Kriteri | 1956 Süveyş Krizi (Klasik Baskı) | Modern Dönem / "Maksimum Baskı" |
Hedef Aktör Yapısı | Küresel finansal sisteme entegre, kurumsal ve şeffaf devletler (İngiltere/Fransa). | Yaptırım bağışıklığı geliştirmiş, gri alan ekonomisine sahip asimetrik yapılar. |
Kaldıraç Enstrümanı | Para birimi (sterlin) manipülasyonu ve IMF rezervlerinin kilitlenmesi. | Topyekûn ambargolar, SWIFT blokajı ve ikincil yaptırımlar. |
Aktör Reaksiyonu | Ekonomik maliyeti rasyonel okuma ve hızlı askeri geri çekilme. | Maliyeti soğurma, ideolojik konsolidasyon ve asimetrik tırmandırma hamleleri. |
Stratejik Sonuç | Kesin ve doğrusal hegemonik başarı (Washington'ın mutlak kontrolü). | Gri alan çatışmalarının derinleşmesi, çevreleme hatlarında kırılma. |
3.2. Algı Yapıları ve Stratejik Yanılgılar
Baskı politikalarının teorik düzlemde çökmesinin en rafine açıklaması Jervis’in (1976) Perception and Misperception in International Politics adlı klasiğinde yatmaktadır. Küresel karar alıcılar, tümdengelimci bir yaklaşımla, ekonomik rasyonalite modelinin her aktör için aynı şekilde çalışacağını varsaymaktadır. Jervis’in teorisi ışığında bakıldığında, Washington’ın "ekonomik maliyet maksimum seviyeye çıkarsa, Tahran rasyonel olarak masaya oturacaktır" tezi, karşı tarafın ideolojik, tarihsel ve jeopolitik algı filtreleri (misperception) tarafından çarpıtılmaktadır.
Hedef aktör, rasyonel bir pazarlık masası yerine, egemenliğine yönelik varoluşsal bir tehdit algılamakta ve bu algı toplumsal/siyasal konsolidasyonu artırarak baskının etkisini nötralize etmektedir.
Sonuç olarak, 1956 Süveyş Krizi'nin aksine modern asimetrik aktörlere yönelik uygulanan 'Maksimum Baskı' politikaları doğrusal bir teslimiyet üretmemekte, aksine küresel güçleri rasyonel maliyet sınırlarına zorlamaktadır. Baskı rejimlerinin sahada tıkanması ve asimetrik tırmandırma risklerinin (deniz güvenliği, vekil güçler) küresel ekonomi için sürdürülemez hale gelmesi, tarafları açık bir savaş yerine arka kapı diplomasisine yöneltmektedir. Maksimum baskının ürettiği bu yapısal tıkanıklığın diplomasi masasındaki somut karşılığını, bölgesel dengeleri derinden sarsan ve tarafların kırmızı çizgilerini test eden 'ABD-İran Anlaşma Zaptı' üzerinden okumak mümkündür.(Yaşar Bazencir,ABD-İran uzlaşısı: Gerçek bir barış mı,Zoraki bir Statüko mu?.Netewe ve Rupela Nu intr. sit 19 Haziran 2026).
3.3. Yeni Bölgesel Güvenlik Mimarisi ve İttifaklar Dengesi
Uygulanan bu sınırlandırılmış ya da maksimum baskı rejimleri, ironik bir şekilde bölgede yeni jeopolitik ittifak bloklarının doğuşunu tetiklemektedir. Shlaim’in (2001) kavramsallaştırdığı, İsrail’in çevre coğrafyayla kurduğu askeri-stratejik üstünlük ve aşılmazlık arayışını ifade eden "Demir Duvar" (Iron Wall) doktrini, günümüzde kabuk değiştirmektedir.
İran eksenli asimetrik tehditlerin tırmanması, İsrail’i geleneksel savunma duvarlarının dışına çıkararak İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords) üzerinden yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi inşa etmeye yöneltmiştir. Indyk (2021) tarafından analiz edildiği üzere, bu yeni ittifaklar sistemi Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme potansiyeli taşırken, aynı zamanda Maksimum Baskı politikalarının yarattığı bölgesel boşlukları doldurmayı ve yeni bir çevreleme (containment) hattı kurmayı amaçlamaktadır.
ABD ve İran arasındaki zaptın ve gizli diplomatik angajmanların ürettiği yeni statüko, küresel ve bölgesel hamilerin bölge haritasını yukarıdan aşağıya yeniden dizayn etme çabasını göstermektedir. Ancak uluslararası mutabakatlar ve büyük güçlerin arka kapı diplomasisi ne kadar sofistike olursa olsun, bu planların sahadaki rasyonel sınırlarını devlet dışı dinamikler ve yerel kurumsal yapılar belirlemektedir. Nitekim Washington-Tahran hattındaki jeopolitik pazarlıkların yarattığı otorite boşlukları, bölgedeki aktörleri kendi öz savunma ve idari mekanizmalarını geliştirmeye zorlamıştır. Bu bağlamda, küresel ve bölgesel güç politikalarının sınırlandığı, rasyonel muhataplık ve kurumsal direnç üreten en somut istikrar odağı olarak Erbil merkezli Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve kurumsal evrim süreci öne çıkmaktadır."
3.4. Kriz Alanlarında Kurumsal Direnç: De Facto Yönetimler ve İstikrar Adaları
Maksimum baskı politikalarının ve merkezi devlet yapılarındaki çözülmelerin ürettiği bölgesel boşluklar analiz edilirken, McDowall (2004) gibi araştırmacıların tarihsel olarak ortaya koyduğu dinamikler —özellikle devlet dışı aktörlerin ve Kürt sosyo-politiğinin özgün ajandaları— hayati birer değişken olarak öne çıkmaktadır. Küresel güçlerin tek tipleştirici ittifak ya da baskı politikaları, bölgedeki içsel kurumsal evrimi çoğunlukla gözden kaçırmaktadır.
Merkeziyetçi yapıların (Bağdat/Şam) kriz anlarında derin egemenlik boşlukları üretmesine karşın, Erbil merkezli Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) gibi yapılar, bu baskı hatlarında kırılgan birer de facto yönetimden ziyade, zamanla kurumsal gelişim modellerine dönüşmüştür. Bölgesel istikrarın sürdürülebilirliği, ham askeri güçten ziyade bu yerel yapıların kurumsal kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir:
İdari ve Yerel Kurumsallaşma: Yerel meclislerin, bakanlık yapılarının ve bürokratik mekanizmaların gelişimi, kriz dönemlerinde toplumsal reflekslerin rasyonel yönetilmesini sağlamakta ve kaosun derinleşmesini engellemektedir.
Güvenlik Protokolleri ve Reformlar: Peşmerge güçlerinin kurumsal bir ordu çatısı altında birleştirilmesi ve reform süreçleri, bölgeyi dış asimetrik tehditlere ve terör dalgalarına karşı koruyan en organik bariyer haline gelmiştir.
Bu kurumsal tahkimat, küresel güçlerin bölgeye yönelik yürüttüğü çevreleme veya baskı politikalarının sınırlarını çizen, kriz anlarında rasyonel muhataplık üretebilen en stratejik direnç odağı olarak varlığını korumaktadır.