Futbol ve Edebiyat

İskan Tolun

İSKAN TOLUN / Köln.

Son Makaleler:

 

İki ayrı kulvarda, futbol ve edebiyat dünyasında çok başarılı olan ve herkes gibi beni de sevindiren, iki değerli starı tebrik etmek istiyorum: Deniz Undav ile Burhan Sönmez. İlk önce gündemde olan futbol: Almanya Milli Takımının Dünya Kupası Fildişi Sahili maçında attığı 2 muhteşem golle takımının 2-1 galip gelmesini sağlayan Êzîdî futbolcu Deniz Undav'ı candan tebrik ediyorum!.. Yıldız futbolcu Deniz Undav, attığı gollerle Pele’yi, Maradona'yı anımsatan bir performans gösterdi, gerçekten ve dünya basını peşinde. Yolun açık olsun!.. Başarılarının devamını diliyorum!.. Ve, ilgi alanım olan diğer sevindirici haber, edebiyat:

 

 

Geçenlerde, İtalya’da düzenlenen Uluslararası Hemingway Ödülü’ne “Çağımızın Tanığı” kategorisinde PEN International Başkanı, değerli yazar Burhan Sönmez, değer görülmüştü. Burhan Sönmez’in, 27 Haziran tarihinde ödül töreninin yapılacağı İtalya’nın Lignano Sabbiadoro kentine giderek “Çağımızın tanığı olmanın anlamı” üzerine bir konuşma yapacağı bekleniyor. Cumartesi günü düzenlenen törenle alacağı o değerli ödül hayırlı ve uğurlu olsun!.. Kekê Burhan’ı şimdiden tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum!..

 

Ve bu arada, her zaman olduğu gibi, iki ayrı dilden (Kürtçe ve Türkçe) paralel okuduğum iki ayrı kitabı da kısaca anlatayım:

 

(Fırat Cewerî: Kevoka Spî / Weşanên Avesta / İstanbul / 64 rûpel ve Nazım Hikmet: Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim-Romanlar 3 / Yapı Kredi Yayınları / İstanbul / 167 Sayfa)

 

Fırat Cewerî’nin Kevoka Spî, yani Beyaz Güvercin adlı Kürtçe kitabı birbirinden çarpıcı sekiz ayrı hikâyeden oluşuyor. Beni en çok etkileyen hikâye, kitaba isim olmuş olan hikâyedir: Kevoka Spî. Evet, gerçekten de Kevoka Spî alabildiğine trajik bir hikâyedir ve maalesef, arada bir bu tür olayları hâlâ gazete sayfalarında okuyor, televizyon ekranlarında izliyoruz. Değerli yazar Fırat Cewerî öylesine güzel, anlaşılır ve zengin bir kürtçe ile betimlemiş ki, okur kitabı bitirmeden elinden bırakmak istemiyor. Bu trajik hikâyeyi kısaca anlatayım:

Aslında Kevoka Spî, evlenmek üzere olan genç bir kızdır, kurbandır ve katili de mesnetsiz yalanlara, dedikodulara inanan, uyan abisidir.

 

On beş yıl hapis yattıktan sonra evine geliyor. Çok pişman olmuş, ama ne fayda. Acımasızca öldürdüğü kız kardeşi hep gözünün önünde, hayalinden hiç çıkmıyor ve her gün onunla konuşuyor. Daha doğrusu kız kardeşi konuşuyor onunla, ama nasıl bir konuşma? Yürekleri dağlayacak kadar çarpıcıdır o masum, meleksi konuşması. Sonunu anlatmasam çok daha iyi olur, diye düşünüyorum. Kısa bir hikâye, lâkin trajik bir roman, film kadar etkiliyor insanı. Kısa hikâye yazmak da ayrı bir hüner ister. Bir yazar olarak, bu tür konuları yakından biliyorum. Zaten bir ara Alman magazin gazetesi, Der Kleine Bund de:

 

“Fırat Cewerî’nin yaptığı gibi derin soluklu bir hikâye sanatı kurmak, doğrusu herkesin kârı değil.” diye yazmıştı.

 

Ve son olarak, Nazım Hikmet’in Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim adlı Türkçe romanına da, çok kısa değineyim:

Nazım Hikmet'in her kitabı gibi, bu romanını da zevkle okudum. Değerli şair yine Ankara’dan, girip Moskova'dan, çıkıyor. İnsanı, kurdu, kuşu, yılanı, çiyanı, börtü-böceği, çiçeği; açlığı, sefaleti, yoksulluğu, zenginliği yalın ve çarpıcı bir şekilde ifade ediyor. Bir Mustafa Suphi’den, bir Mustafa Kemal’den, bir İkinci Dünya Savaşı'nın kaosundan, bir Gülhane Parkı’nın romantik gezisinden bahsediyor. Nazım Hikmet'in kitaplarını, romanlarını okumak bir ayrıcalıktır, gerçekten. Evet, hepsi de şiir niteliğindedir. Zaten bu romanında değerli şair, o çarpıcı hayat hikâyesini anlatıyor sanki ve bu tespit, kitabın arka kapağında da yazılmıştır:

Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim’de, gizli bir otobiyografi niteliğini de taşıyor. ‘Nazım Hikmet'in Külliyatı’ bu romanlarsız düşünülemez.”