Erdoğan Uluslararasi Ceza Mahkemesi’nde Yargilanmalidir!

Vildan S. Tanrıkulu

 

Bu yılın 15 Temmuz günü gerçekleşen askeri darbe girişimi nedeniyle gözler yeniden Türkiye’ye çevrildi. Askeri darbe girişiminin gölgesi ve enkazı arasında Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’yi büyük bir hapishaneye dönüştürdü. İfade ve basın özgürlüğü hemen hemen tamamıyla ortadan kaldırılmış/elimine edilmiş durumda iken aynı zamanda ”darbeciler ile ilişkili olmak” gerekçesiyle yaklaşık 90000 kişi işten çıkarılmıştır.

Dünya kamuoyunun Erdoğan’ın diktatörce hareketleri ve eylemlerinden şaşkınlık içinde olduğunu farkediyoruz ama geçen ondört yıl içinde Erdoğan’ı yakından izlemiş olan biz Kürtler açısından Erdoğanın bu davranışları hiç de yeni değil.

Erdoğan’ın askerleri hemen hemen gündelik olarak acımasız bir biçimde Kürt halkını zorunlu göç, toplu tutuklamalar, işkence ve kitlesel katliamlar ile karşı karşıya bıraktığı zaman Kürtlerin yükselen çığlıklarını işitmeye hiç kimse istekli olmamıştır. Erdoğan’ın içsavaş eylemi Türkiye ile PKK arasındaki barış görüşmelerinin bir yıl önce kesilmesi ile birlikte başladı.

Erdoğan’ın ordusu ve PKK arasındaki çatışmalardaKürt kentleri olan Sur, Cizre, Şırnak, Yüksekova (Gever), Nusaybin yerle bir edilmiş ve boşaltılmıştır. Buralarda, en az 16000 bina enkaza çevrilmiş ve 60000 bina ağır hasar görmüştür.

Savaştan etkilenen yerlerde halkın temel gıda ihtiyaçlarını karşılaması, yaralıların tedavi görme olanakları engelleniyor. Türk askeri güçleri tank ve toplar ile yarım milyondan fazla Kürdü kuşatmış durumdadır ve bunların yiyecek ve su ihtiyaçlarından karşılamaktan mahrum bırakılma riski vardır. Onaltı yaşından küçük birçok Kürt çocuğu bu Kürt şehirlerinde katledilmiştir. Katledilen bu insanların cesetleri, Türk askeri güçlerinin izin vermemesi nedeni ile yakınları tarafından alınıp defnedilememekte ve böylece bu cesetler günlerce cadde ve sokaklarda kalmaktadır. Örneğin, Silopi ilçesinde, Türk askeri güçleri onbir çocuk annesi 57 yaşındaki Taybet’in cesedinin yedi gün cadde üzerinde kalmasına neden oldu. Anneler, öldürülen çocuklarının cesetlerinin kokmaması için bunları buzdolaplarında saklamak zorunda bırakılmaktadır.

Kucağındaki bebeği ile bir polis kontrol noktasını geçmek için yardım isteyen suçsuz ve genç bir anneye karşı, polis memuru tehditkar bir dil ile şu akıl almaz sözleri ifade ediyor; ”Terörist doğuran ve onları yetiştiren kadınlara karşı benim hiçbir merhamet ve acıma duygum yoktur!”

Uluslararası Af Örgütü, 300000 den fazla Kürt’ün evini kaybettiğini ve kendi kentlerini terk etmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre, sekizbin’den fazla Kürt ve Türk güvenlik güçlerinden de bin kişi öldürülmüştür. Türk savaş uçakları Türkiye ve Irak’ta Kürt bölgelerini bombalamaya devam etmektedir. Bütün bölge, sivil insanları, doğası ve hayvanları için tam bir cehenneme dönüştürülmüştür. Kürtlere karşı devam eden bu şiddetli savaş politikası birçok insan hakları örgütünü endişelendirmektedir. Uluslararası Af Örgütü Türkiye’yi Kürtlere karşı kollektif cezalandırma politikası yürüttüğü ve ülkenin ordusunun sivil Kürtlere karşı orantısız şiddet kullandığı hakkında uyarmaktadır.

Demokratik bir ülkede bu suçlular yargılanırlardı ama kısa bir süre önce yapılan bir yasal değişiklik ile Türk güvenlik güçlerinin suç işlemiş olsalar bile yargılanmaya karşı koruma altına alınmışlardır!

Sivil halkın haklarının korunmasını öngören sayısız uluslararası anlaşmayı/sözleşmeyi imzalamış olan Türkiye, en basit ifade ile Kürt halkına karşı sistematik savaş politikasını sürdürmektedir.

Ve Kürtlere karşı şiddetin kısa süre içinde sona ereceğine dair hiç bir emare (işaret) görülmüyor. Erdoğan’ın açıklamalarına göre Türkiye Kürtlere karşı yürüttüğü asimetrik savaş politikasına önümüzdeki aylarda da devam edecektir. 

Uluslararası toplumun (camianın) Türkiye’nin iktidar sahiplerini savaş suçlusu olarak yargı önüne çıkarmak gibi ahlaki bir yükümlülüğü vardır. AB’de ve İsveç’te, akrabası ve yakınları Kürdistan’da yaşayan ve mağdur olan bir milyon üzerinde euro-Kürt (Avrupa Kürd’ü) yaşamaktadır ve bunlar suçlulara karşı yasal bir sürecin başlatılmasını talep etmektedirler. İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu (FKKS) şu anda, savaş suçunun işlendiğini gösteren mevcut birçok belgeye ve olaya dayanarak, Erdoğan ve onun rejimine karşı hukuki bir sürecin başlatılması için çaba gösterme kararı almış bulunuyor!

İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu’nun (FKKS) kısa süre içinde merkezi Haag’da (Lahey’de) bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC/UCM) önüne çıkarılmasını istediği ilk üç isim Erdoğan, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Efkan Ala dır.  

 

KEYA IZOL
İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu Başkanı

KURDO BAKSI
İsveç’li-Kürt Yazar/Gazeteci

Kaynak: http://www.expressen.se/debatt/stall-erdogan-infor-internationell-ratt/

İsveççe’den çeviri: Vildan Saim Tanrıkulu, 18 Ağustos 2016