DÖNEMİN TANIĞI - 49’lar ve Barzani etkisi...

Tarihe “49’lar Olayı/Davası” olarak geçen Kürt ileri gelenlerinin tutuklanmasının nedeni ve sonuçlarını Kulplu avukat Ziya Acar anlattı.

Tarihe “49’lar Olayı/Davası” olarak geçen Kürt ileri gelenlerinin tutuklanmasının nedeni ve sonuçlarını Kulplu avukat Ziya Acar anlattı.

Tutuklanan 49 isimden biri olan Ziya Acar, Türkiye’deki gençliğin uyanması sürecinde, Mele Mustafa Barzani’nin Soveyetler’den dönüşünün dönüm noktası olduğunu söylüyor.

Türkiye’deki partilerin  o dönem Kürtlere meselesine bakşı hakkında, “Kürtlere yönelik saldırı isteminin CHP ile ilişkisi vardı” dedi.

49’lardan biri olan 1934 doğumlu Ziya Acar, Paris’te Rûdaw’ın sorularını yanıtladı.

49’lar olayına yol açan süreçte siyasi bilincinizin kaynağı neydi?

49’lar, 1959’da başlayan ve 1960’ta devam eden bir olay ve süreçti. Ben o zaman, 1957’den beri İstanbul’da idim. 1958’de öğrenciliğe başladım.  57 sene önce de İstanbul büyük bir şehirdi. Ama o zaman çok az yükseköğrenim kurumu vardı, bugünkü gibi yüzlerce değil. Ankara ve İzmir’de birer, İstanbul’da iki üniversite vardı.

İnsan kendi memleketlisi ve statüsündekilerle, kısaca Kürtlerle ilişki aramakla başlıyor. Bu ilk ilişkiler siyasi ya da ideolojik değildi. Siyaset henüz yüksek öğrenim gençliğine sirayet etmemişti.

Peki o hızlı dönüşüme yol açan neden?

Irak’ta 1958’de General Abdulkerim Kasım, kraliyet ailesine karşı darbe yaptı ve cumhuriyet ilan etti, tabi bu şekilde cumhuriyet olabiliyorsa. Irak Türkiye’nin komşusuydu. Ama bizi ilgilendiren yanı şuydu: Mele Mustafa Barzani, bizzat Abdulkerim Kasım’ın daveti üzerine 11 yıl kaldığı Sovyetler Birliği’nden Mısır üzeri Irak’a geri döndü. Temmuz 1958 olmalı.

Biliyorsunuz Mahabad Cumhuriyeti deneyiminin başarısız olmasından sonra Barzani yüzlerce silahlı savaşçısıyla Sovyetlere sığınmıştı.

O zaman Türkiye’de Kürt sorunu ya da siyaseti aktüel değildi. Devlet politikası ve baskıları nedeniyle basında yer bulması çok çok zordu. Ama Barzani’nin dönüşü, sınırlı da olsa gazetelere yansıdı. Böylece bizler de olayı izleyebildik. İşte biz Kürt öğrencilerin siyasetle bağını kuran olay ve Kürt sorunu ile ilgilenmemizin başlangıcı.

O süreçte neler yaşandı?

Bir yıllık iktidarında Abdulkerim Kasım’a karşı darbeye girişildi. Kasım sükuneti sağlamak için Barzani’den yardım istedi. Barzani henüz yeni toparlanıyordu. Yine de caydırıcı olması için gücünü öne sürüyor. Kerkük’te aslında Arapların çıkardığı karmaşa sonucu aralarında Türkmenlerin de olduğu bazıları hayatını kaybediyor. Olay Türkiye’de, “Türkmenler telef oldu” şeklinde yansıtılarak, Kürtlere mal edildi.

Parlamentoda asker kökenli Asım Eren isimli cuntacı bir milletvekili vardı. O parlamento başkanına sunduğu önergede, “Abdulkerim Kasım’ın müttefiki Kürtler eliyle Türkmen kardeşlerimiz öldürüldü. Hükümet olarak misliyle mukabelede bulunacak mısınız?” diye soruyor, Kürtlere şiddet uygulamaya davet ediyordu.

Kürt öğrencilerin tepkisi ne oldu?

Şiddetli tepki gösterdik. “Kürt Yüksek Öğrenim Öğrencileri” adıyla, Kürtlerin öldürülmesi önerisini telgrafla protesto ettik, lanetledik. İmzacı sayısı, 104 idi. Protesto telgrafını Asım Eren’e, partisi CHP’nin Genel Başkanı İsmet İnönü’ye, Meclis Başkanı ile Başbakan Adnan Menderes’e gönderdik. Dört kişi telgrafı postaneye götürdük. Biri de bendim. Bu olay, 1959’da oldu.

Kim topladı o kadar imzayı?

Medet Serhat, Fadıl Budak, Haydar Aksu ve diğerleri... Ortak bir çalışmayla İstanbul’da olanların hepsini topladık. Ankara’da da çaba oldu.

Musa Anter’le ilişkiniz nasıldı?

O zaman Musa Anter’in Diyarbakır’da çıkan İleri Yurt gazetesindeki yazılarına baskılar ve yasaklanma da ilgimiz dahilindeydi. Ailesi İstanbul’da idi. Evine gidiyorduk. Bizden büyüktü. Baba gibiydi. Yüzlerce öğrenciyi himaye ediyordu. Kürtlük bilincimizin ilerlemesine katkı yaptı. Çok acı, en vahşisi ona yapıldı.

Kaynak kitaplarınız hangileriydi?

Kitap yoktu. Gazeteleri izliyorduk. Onlar da çok sınırlı bilgi veriyordu.

Türkiye yüksek öğrenim gençliği ne durumdaydı?

Türkiye gençliğinde “sosyalistik”ten çok, “ilericilik” dikkat çekiyordu. İlişki sınırlı. Kişisel ilişkiler ayrı. Varlıklarını izlememiz olanaksız gibiydi.

Peki CHP?

Kişisel planda belki CHP ile ilişki içinde olanlar vardı. Ama uyanmamızın, çıkışımızın CHP ile hiçbir ideolojik, politik ya da örgütsel ilişkisi yoktu. Aksine Kürtlere yönelik saldırı isteminin CHP ile ilişkisi vardı.

Demokrat Parti’nin (DP) açılımı Kürtlere olumlu yansımadı mı?

Elbette. Yüksek öğrenim dernekleri, şehir vakıfları vardı. Yurtları sağlıyorlardı. Ankara, İstanbul’da az çok varlıklı Kürtler bunu yapıyordu. İstanbul’da avukat Ziya Şerefanoğlu gibi. Doktorlar vardı. Musa Anter yardımcı oluyordu. Diyarbakır Öğrenci Yurdu vardı. İstanbul Üniversitesinin arka tarafında idi. Biz o yurtta kalıyorduk. Başkaları da vardı.

Şehir geceleri yapılıyordu. Genelde vakıf geceleriydi. İstanbul boyutunda olmasa da Ankara’da da vardı. Kürtçe söylenmeye başlanmıştı. Ama bugünkü gibi değil. Folklor öndeydi. Newroz’da dışarı çıkıyorduk. Ama ateş yaktığımızı hatırlamıyorum. Bunların tümü uyanışımıza katkı yaptı.

DP değişti mi?

10 yıllık DP iktidarı gittikçe baskıcı oluyordu. 1958-1959’da bariz cunta hazırlığı vardı. İktidar da farkında olup, baskıcı tedbirlerle önlemeye çalışıyordu. Aslında cunta hazırlığı 1955’le başlamıştı. O yıl 6-7 Eylül olayları var. Türk istihbaratı, Selanik’te Mustafa Kemal’in müze yapılan evine bomba atmış, olay masum Rumlara yapılan saldırılara vesile yapılmıştı. Biz yüksek öğrenimdekiler için iktidar karşıtlığı, artık netti.

Diyarbakır’da bir gelişme yok muydu?

Öyle bir aktivite hatırlamıyorum. Liseyi bitiren okumak için büyük şehirlere yönelmek zorundaydı.

Kürt öğrencilerin sayısı ne kadardı?

Tam sayı zor. 20 Kürt şehrinden öğrenciler geliyordu. Yüzleri aşıyordu ama binlerle diyecek kadar değildi. Öğrenme kapasitesine ulaşan öğrenci sayısı azdı.

Öğrenciler hangi halk kesimlerindendi?

Öğrenime gelenler genelde varlıklı kesimlerdendi. Bugünkü gibi her kesimden değillerdi. Ama Kürtlüğünü idrak etmişlerse, o sınırlı örgütlenmeye ilgi duyuyorlardı. Yoksullar azdı, fakat yönelimleri daha mutlaktı.

Kürt işçiler aktif miydi?

Diyalog başlamıştı. Sendikalar vardı. Ama asıl gelişme 1960’la, 1961-1962’yle oldu diyebiliriz. Bizimle başlayan kıvılcım, Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) kaydı. Sadece yükseköğrenim öğrencileri değil, Kürt yurtseverleri de o partiya kaydılar.

49’ların tutuklanması süreci nasıl gelişti?

Olay, “49’lar Davası” olarak biliniyor. Türkler, “49 Kürtçü Davası”, “49 Kürt Komünist Davası” diyorlardı...

DP iktidarı, bizim o sınırlı gecelere dahi müdahale etmeye başlamıştı. Bildikleri tüm Kürtler hakkında kovuşturma yapılmıştı. Mahkeme dosyalarına kısmen giren istihbarat raporundan öğrendik ki çoktan çalışma yapmışlar.

Nasıl?

1956-1957’den beri Kürt aydın kesimlerini, gazeteye yazanları, sendikacı olanları izlemeye almışlardı. Ama istihbarat raporundaki egemen tema şuydu: “Barzani’nin dönüşüyle Kürt sorunu aktüel bir hale gelmiş ve Türkiye için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.”

Barzani, Mahabad’dan beri Güney Kürdistan’ın lideri kabul ediliyordu. Gelişme Türkiye’ye yansıyacak diye Türkiye Kürtlerine karşı tedbir alınması isteniyordu.

Legal telgraf olayı da bu çerçevede görülüyor. Kürt aydınları, aşiret ve dini ileri gelenlerinin tutuklanması ve en ağır şekilde cezalandırılması öngörülüyordu. Tutuklamak istedikleri 49 kişi değil, yüzlerce hatta binlerceydi. 1960 darbesinden sonra yüze yakın aşiret lideri ve dini seçkinin Sivas’ta hapsedilmesi bu kapsamda idi.

Ama neden 49 kişi?

17 Aralık 1959’da 40 kişi ile tutuklamaya başladılar. Sonra sayı 50’ye çıktı. Biri içerde hayatını kaybettiğinden 49 kişi kaldık. Neden 40 kişi ile başladılar? Çünkü İstanbul’da Şişli ile Taksim arasındaki Harbiye askeri binasının alt katında o kadar hücre vardı.

Birbirinden tecrit 1x2 metre ebadlarında 40 tane hücre tipi odacık. 4 sıra halinde, her sırada birbirine bitişik 10 hücre. Bir iki yerde de tuvalet dedikleri şeyler. Yandakilerle temas hiç yok. Ziyaretçi yok. Avukat yok. Savcı ya da hakim yok. 4 ay öyle tecrit halinde tuttular.

Kimlerin tutuklu olduğunu biliyor muydunuz?

4 ay sonraki kapıları kırma olayına kadar hayır. Musa Anter gençlere kapıları açtırma talimatı veriyor. Anter’in rahatsızlığı vardı. İlaç için kapıya vurduğu ve bağırdığı oluyordu. Onun hücre sırasındakiler duyuyorlar. Kapılar dışarıdan sürgüleniyordu. Bazı nöbetçiler Kürt’tü. Bazı askerler de para kabul ediyordu. Böylece birkaç dakikalığına görüşme olanaklıydı.

Ama bir defasında Anter kötüleşiyor. Bitişikteki gençler sürgüleri kırmaya başladılar. Nöbetçiler şok oldular. Önce subaylarını getirdiler. Musa Anter ve Örfi Akkoyunlu’yu muhatap aldılar. Onun da rahatsızlığı vardı. Örfi Akkoyunlu iriyarı biriydi. Malatyalıydı. Sendikacıydı. İşyeri de vardı. Kendine komünist diyordu.

Yaklaşık bir hafta uğraştılar bizi içeri sokmak için. Bu olay, Mart 1960’da oluyor. Sonra Musa Anter ve Şevket Turan’ı götürdüler. Subaylar ve hakimle görüştürdüler. Fakat bunları da hapsettirmişler. Bir hafta sonra döndüler. Kapıları açacaklarına söz verdiler. Öyle de oldu. Açık kapı tutukluluğu oldu. Bu da mücadeleyle oldu.

Sizi nasıl aldılar?

O zaman hem okuyor hem de bir paket postanesinde öğleden sonra çalışıyordum. Beni postaneden aldılar. 15 saat emniyet sorgusunda kaldım. İlişkilerimi, tanıdık Kürt simaları soruyorlardı.

İşkence gördünüz mü?

Sorguda korkutma ve tehdit vardı ama fiziki işkence yoktu. Ama zaten yaptığımız illegal bir şey yoktu ki.

Birbirinin ifadesiyle tutuklananlar oldu mu?

Hayır. Ona ihtiyaç da yok. Çünkü faaliyetimiz legal. En aktifleri tutukladılar. Ben en aktiflerden değildim ama üç kişiyle birlikte telgrafı postaneye götürmüştüm. Karar Ankara’dan bir mahkemeden. Ama kimi tutuklayacakları İstanbul’un işiydi. Bize sorguda sordukları kişiler arasında ajan olanlar bile vardı. Tabii ki onlar tutuklanmadı.

Tutukluluk koşulları nasıldı?

Yemek asker karavanasıydı, o da 1960’ta askere verilen. Askerle konuşmak yasaktı. Sadece tuvalete gitmek isteyince birkaç sözcük. Banyo haftada birdi. O da tuvalette, dışarıdan getirilen az bir suyla. Ağır hasta olmasan bakım imkansızdı.

Duruşmalar ne kadar zamanda bir yapılıyordu?

Tutuklamalardan altı ay sonra darbe oldu (27.05.1960). Üç ay sonra Ankara’ya bir askeri hapishaneye aktardılar bizi. Darbeden 7-8 ay sonra da, yani tutukluluktan 14 ay sonra duruşmalar başladı.

1 - 1,5 aylık duruşmalardan sonra hepimizi tahliye ettiler. Darbeciler eski raporlara itibar etmediler. Serbest kalmıştık ama mahkeme 4 yıl sürdü.

TCK’nin 125. Maddesiyle, “Türkiye topraklarından toprak koparmak ve Kürt devleti kurmak” suçlamasıyla yargılandık, sonra da 141-142’den, “komünizm propagandası ve devlet aleyhine suç işleme”yle. 4 yıl sonunda 15 kişimize 2,5 - 4 yıl arasında değişen cezalar verdiler*. Ben ceza alanlardan olmadım.

Aranızda kutuplaşma oldu mu?

Sol ve sağ görüşlü olma ayrımı kendini gösterdi ama keskin değil. Tartışma bazındaydı, düzeyi yumuşaktı, kırıcı değildi. Büyük çoğunluğu sol eğilimliydi; Musa Anter, Canip Yıldırım gibi. Bir kısmı da muhafazakar Kürt yurtseveriydi, Ziya Şerefanoğlu, Ali Karahan gibi.

Cezaevinden çıkınca ne yaptınız?

Cezaevinden çıktıktan sonra öğrenimime döndüm. Edebiyatla başlamıştım, cezaevinde hukuka döndüm. İkinci yılında (1962) Ankara hukuka geçtim.

Darbeciler cezaevinden bizi haziran sınavlarına götürdüler. İki subay ve dört-beş asker sürekli bizi getirip götürdüler. Sınav sırasında ikisi arka sırada oturuyordu. Darbe olduğunda ilerici diye tabir edilen çok sayıda Türk öğrenci de tutukluydu. Onların hatırına bizleri de sınavlara götürdüler. Yoksa bizim haklarımız için değil.

49’lar olayı sizi nasıl takip etti?

Devlet sürekli izledi. Aile açısından sorun olmadı. Toplum açısından da sorun yoktu. Devlet “Kürtçü komünist” diyordu ama henüz komünist damgasını yememiştik.

Birbirinizle ilişkileriniz nasıl sürdü?

1978’e kadar Ankara’da kaldım. Şevket Turan’la komşu oldum. İlişkilerimiz samimi sürdü. Mustafa Ramanlı yakın arkadaşım olarak kaldı. Naci Kutlay da başta Ankara’da idi. Sonra Mardin ve Ağrı yolunu tuttu...

6-7 yıl önce Paris Kürt Enstitüsü, olayın 50’nci yılında bir toplantı yaptı. Şerafettin Elçi, Naci Kutlay da gelmişlerdi. Etkinlik, değerli anıların basılı olarak derlenmesine vesile oldu.

Ülkeyi terketme süreciniz?

1980 darbesinden önce hakkımda tutuklama kararı vardı. “Kürdistan Sosyalist Partisi” hakkında Mart 1980’le soruşturma başlatılmıştı. Haziran 1980 ayına kadar hakkımdaki tutuklanma kararına rağmen avukat olarak duruşmalara katılıyordum. İki senedir Diyarbakır’da idim, DİSK’in de avukatıyım. Beni önceki yerimden, Ankara’dan arıyorlar. Tesadüfen hakkımdaki karardan haberim oldu. Avrupa’ya çıkmaya karar verdim. 6-7 yıldır ülkeme gidebiliyorum. O zamana kadar devam eden davalar vardı.

 

Türk siyasi partilerinde, devlet politikasında değişme oldu mu hiç?

Türk siyasi partileri ile bağım hiç olmadı. Güvenim hiç olmadı onlara. Onlar da beklenti, düşünce olarak bana yabancı. Kürtler kendi partileri ile mücadele etmeliler. Türk siyasi partileri çare olamazlar. Devlet eskiden “Kürtler yok” diyordu. Bugün “Kürt var” diyor ama bağımlı Kürt istiyor. Devlet temel hiçbir hakka saygı duymuyor.

49’lar tarihe yeteri kadar geçti mi?

Halkımızın politik düzeyi ve güzel yaşamı önemli. Yoksa bu grubun durumu değil. Bizim olayımız kitlesel kıyım değildi. Bugün ise ölümü ve sürgünü ile kitlesel bir kıyım var. Bu önlenmeli. Bu çok daha önemli.

Halkın durumu maalesef olması gerekenden çok uzak. Koskocaman kentler harap edildi. Yüzler, binler katledildi. Halkın bugünkü durumu iyi değil.

Kürtlerin neden daha güçlü bir temsili yok? Devletin yaptığına karşı tedbir alamamak büyük bir vebaldir. Daha akılcıl bir politika güdülmeli. Milyonlarca Kürt’te bu uyanıklık ve sorumluluk maalesef yok. Büyük eksikliklerimiz var.

Başta siyasi partilerimiz, Kürtlerin kendi ulusal sorunlarına karşı daha sorumlu ve duyarlı olmaları gerekir.

-------------------------------------------

*Ceza Alanlar: Musa Anter, Canip Yıldırım, Medet Serhat, Sait Elçi, Şevket Turan, Yavuz Çamlıbel, Sait Kırmızıtoprak, Hasan Akkuş, Selim Kılıçoğlu, Şahabettin Septioğlu, Örfi Akkoyunlu, Yaşar Kaya, Faik Savaş, Fadıl Budak, Abdurrahman Efem Dolak.

http://rudaw.net/turkish/interview/261020161

SÖYLEŞİ Haberleri

Mustafa Aydoğan: Kürt nüfus çoğalıyor, Kürtçe konuşanlar azalıyor
30 yıl sonra tahliye olan Rojbin Perişan: Vazgeçmediğin sürece umut vardır
İstanbul Sözleşmesi, İngiltere’de yürürlüğe girdi
Mücahit Bilici: 'Kürt demokrasisinin de Kürt askeriyesine 'haddini bil' diyebilmesi lâzımdır'
Kürt korkusu Kürtlerle ilgili hak taleplerini güvenlik meselesine indirgiyor