Ramazan YAVUZ-ÖZEL
Temmuz ayıyla birlikte hava sıcaklığının 40 dereceyi geçtiği Diyarbakır'da, sıcaktan en çok etkilenen kesimler açık alanlarda emek gücüyle çalışmak zorunda kalanlar. Bu kesimlerden biri de kentteki hamallar. Özellikle de iki tekerlek üzerine genelde ahşaptan yapılan ve halk arasında "arabacı" denilen eski usul çekçek kullananlar.
YAZIN SICAK, KIŞIN SOĞUK ALTINDA YÜK ÇEKİYORLAR
Bunların işi bayağı zor. Zor olmasının nedeni yüzlerce kiloluk yükleri koydukları çekçeki çekerek gidecekleri yere kadar yazın kavurucu sıcak, kışın da dondurucu soğuk altında büyük bir güç sarf ederek götürmeleri.
Bu nedenle bunlara eskiden “Arabacı” günümüzde ise “Çekçekçi” deniyor. Eski kuşaklar ise bunlara halen “Arabacılar” diyor. Gün boyu oradan oraya yük taşımak kolay iş değil. Tarihi Sur içinde motorlu taşıtların giremediği dar sokaklarda on yıllar boyunca bu “Çekçekçiler” tarafından vatandaşların yükleri taşındı.
SUR’UN CANLI KÜLTÜREL HAFIZASI
Diyarbakır Sur’un tarihi yapısı gibi bu çekçekçiler de kültürel canlı birer hafızası durumunda. Diyarbakır'da özellikle Sur içinde halen onlarca çekçekçi var. Dağkapı’dan Balıkçılarbaşı’na oradan Mardinkapı’ya veya Urfakapı’dan Balıkçılarbaşı’na geldiğinizde bunlarla karşılaşırsınız. Yazın kan ter içinde, kışın ise dondurucu soğuk, yağmur, çamur demeden yük taşırken, bazen yük bulabilmek için tur atarlarken, bazen de kaldırımlarda veya caddelerde yük beklerken.
Sur’da yıllar önce hemen her meslek grubunda toptancılar ağırlıklı olarak Melikahmet ve Balıkçılarbaşı’nda bulunuyordu. Sur içinde 30-40 yıl önce Ağrı’dan Hakkari’ye, Van’dan Bitlis, Siirt’e kadar esnafların gelerek mal aldığı büyük toptancı esnaflarının bulunduğu iş hanları vardı. Bunların büyük kısmı halen bulunuyor. Mesela Balıkçılarbaşı’ndaki Vakıf, Uğur, Bereket, Merkez, Seviş, Aydın ve daha aşağıdaki Özbal iş hanı gibi. Yine aynı güzergahta bulunan ve şimdi yerinde 5 yıldızlı otel yapılmış olan birde Kısmet Han vardı. Bu iş hanlarında o yıllarda dükkan almak veya kiralamak bayağı maddi güç gerektiren bir şeydi. Bahsini ettiğim ve eskiden “Araba” denilen çekçekçiler bu iş hanlarının, cadde üzerlerindeki bu büyük esnafların kapısından ayrılmazdı. Bazıları ise sadece bir esnafa çalışırdı. Çünkü sürekli iş vardı ve hep yük taşırlardı. Kentin büyümesi nedeniyle toptancıların da yavaş yavaş buraları terk etmesiyle birlikte bu iş hanları halen açık olsalar da eski günlerini hep arar oldu. Tabii çekçekçiler de.
TEKNOLOJİ GELİŞTİ, RAĞBET DÜŞTÜ
Çekçekçileri en çok olumsuz etkileyen ise Teknolojinin gelişmesi ve motorlu küçük taşıtların sürekli artması oldu. Sepetli motosikletler, yük taşıyan küçük kamyonetler çıkınca daha önce revaçta olan çekçekçilik günden güne popülerliğini yitirdi. Çünkü yükü olan esnaf veya vatandaş gideceği yere daha hızlı ulaşabilmek için ücreti fazla da olsa haliyle sepetli motosiklet veya küçük kamyonetleri sürekli tercih eder oldu. Durum böyle olunca da çekçekçiler ailelerini geçindirebilmek için ha bire yük arar hale geldi. Tabi bulabilseler. Gerçi kısa mesafeler için halen bazı esnaflar, vatandaşlar yüklerini taşıtmak için bu çekçekçileri tercih ediyor ancak, bu eskisi gibi çekçekçilere para kazandırmıyor. Yük bulabilmek için oradan, oraya tur atıp duruyorlar. Yorulunca da artık pes edip ya bir kaldırım üzerinde veya bir cadde de Çekçeklerinin üzerinde oturarak kısmetlerini bekliyorlar.
SICAKTAN BUNALDI, ÇEKÇEKİNİN GÖLGESİNE SIĞINDI
Çekçekçiler ile ilgili bu kadar şeyi yazmaya bu kavurucu sıcakta bir çekçekçinin durumuna tanık olunca karar verdim. Geçen gün Melikahmet’te bulunan bir esnaf arkadaşımın yanına gidip sohbet edeyim dedim. Güneş ortalığı kavuruyordu. Hava yürünemeyecek düzeyde sıcaktı. Bu sıcaklığa ‘eyyam-ı bahur’ sıcakları deniyormuş. Yani yılın en sıcak zamanı.
Sıcaktan bunalan ve Anzele’de suya girerek serinleyen çocukları izledikten sonra gölge olan Sur diplerinden yola devam ettim. Urfa Kapısına geldiğimde hemen karşıda bulunan Sarı Saltık türbesinin önünde bir Çekçek dikkatimi çekti. Cadde üzerindeki çekçekin altında biri oturuyordu. Yakıcı Güneşten korunmak için çekçekin gölgesine sığınmıştı. Etrafından gelip geçen insanlara, araçlara bakıyor bir şeyler bekliyordu. Karşı kaldırımdan onu izledim sonra Sarı Saltık Türbesi'ndeki çeşmenin suyuyla biraz serinledikten sonra onunla sohbet edeyim dedim.
“İŞ OLSA BURADA OLMAM”
Yanına gittim, sohbet etmeye başladım. Yüzünde yılların ağır yorgunluğu var. Bu sırada yanımızdan aşırı sıcaktan korunmak için başlarına ıslak havlu atmış bazı vatandaşlar geçiyor ve merakla bize bakıyorlar. " işler nasıl" diye sorunca " iş yok ki. İş olsa burada olmam" dedi. Fotoğrafını çekip çekemeyeceğimi sordum. Bana " fotoğrafımı çekenlere pek izin vermiyorum. Ama sen çekebilirsin" dedi. "Sohbetimizi haberleştireceğim" dedim o da "olur" dedi. Sanki içini dökmek istiyordu. İsminin Abdurrahman Can olduğunu ve 20 yıldır çekçekiyle Sur’un cadde ve sokaklarında gezerek hamallık yaptığını söyledi. 8 Çocuğu bulunduğunu, onları hamallık yaparak büyüttüğünü söylerken bir de hepsini okuttuğunu övünerek dile getirdi. Eskiden çekçekçi sayısının çok olmasına rağmen yine de iyi iş yaptıklarını söyleyen Abdurrahman Can, şimdi ise Çekçek sayısının azalmasına rağmen eskisi gibi iş olmamasından yakındı.
“GÜNDE 500 LİRA KAZANSAM İYİ DERİM ”
Kavurucu sıcak altında yük taşımanın oldukça zor olduğunu belirten Abdurrahmen Can, “zor olmasına rağmen aileyi geçindirmek için mecburen yük bulabilmek için geziyorum. Bazen saatlerce geziyorum yük çıkmıyor. Bu sıcaklar altında gezmekte çok zor. Eskisi gibi gençte değilim. Çok yorucu oluyor. Ama mecburum" diyor
SEPETLİ MOTORSİKLET ÇIKTI, İŞ AZALDI
Sepetli motosikler ve kamyonetlerin çoğalmasıyla işlerinin düştüğüne dikkat çeken Abdurrahman Can, "Bu sepetli motosikletler çıktı işimiz çok azaldı. Eskiden böyle değildi. Şimdi bazı günler akşama kadar boş boş geziyorum. Günde 500 lira kazansam benim için iyi para. Adam geliyor yükü var ne kadar diyor ben söyleyince ‘o paraya sepetli motosiklet’ tutarım diyor. Bir sepetli motosikletim olsaydı rahat ederdim. Yaşım geçtiği için bana ehliyette verilmiyor. Ne yapayım bu şekilde devam edeceğim. Bu sıcakta ha bire gezdim yük olmayınca buraya döndüm. Yük beklerken Güneş’ten korunmak için arabanın altında gölgede oturarak bekliyorum” dedi. Aşırı sıcaktan bunaldığı için sorularıma kısa cevaplar veren Abdurrahman Can ile sohbeti tamamlıyorum. Bir gün sonra bu kez başka bir iş için Urfakapı’sına gittiğimde Abdurrahman Can yine aynı yerde ve yine çekçekinin altında iş bekliyor. Bu kez yerde oturmamış iki tekerleği tutan demirin üstünde oturmuş. Beni görünce gülüp selam veriyor, ayak üstü yine sohbet ediyoruz “bugün iş nasıl” diye soruyorum. Küçük bir iki yük çıktığını söylüyor. Ben yoluma devam ediyorum o da gelecek kısmet için bunaltıcı sıcakta beklemeye devam ediyor.
AYNI SORUN HEPSİNDE VAR
Aslında biraz gezince çekçekçilerin hemen hepsi aynı dertten yakınıyor. Yani eskisi gibi iş yapamadıklarını ve haliyle para kazanamadıklarını dile getiriyor. Hemen hepsi de orta yaşını çoktan geçmiş kişilerden oluşuyor. Kentin kültürel hafızasının halen canlı birer parçası durumunda olan bu çekçekçilerin sayıları yıldan yıla giderek azaldığı için önümüzdeki yıllarda artık onları göremeyebiliriz de. Çünkü bu meslek eskisi gibi artık babadan oğula geçmiyor. Geçmemesi de gayet normal. Hiçbir genç günde 500-600 lira kazanmak için yazın kavurucu sıcağı, kışın da dondurucu soğuğu altında oradan oraya yük taşımaz.
KAYNAK: TİGRİS HABER