Çin Edebiyatında Kısa Bir Yolculuk.

İskan Tolun

İSKAN TOLUN / Köln.

Son Makaleler:

Konu bu kez, alabildiğince zengin ve içine dalınca da, çıkılması kolay olmayan dev, muazzam bir ülkenin edebiyatıdır: Çin. Aslında, bu yazı dizisine biraz ara vermek durumunda kalmıştım. Zira, yeni (Misyon) romanım üzerinde biraz daha araştırma yapmam icap ediyordu. Lâkin geçenlerde, “Çin'in başkenti Pekin'deki bir üniversitede Kürtçe bölümü kuruluyor.” diye, ana dilimizle ilgili sevindirici bir haberi okuyunca, araştırmaya daha sonra devam etmek üzere, yine yazı dizisine yöneldim. Dolayısıyla, Çin Edebiyatında Kısa Bir Yolculuk yapmak üzere kolları sıvadım. Diğer yazılarda olduğu gibi, bu muazzam, dev ülkenin de, edebiyatında önem arz eden birkaç değerli yazarın eserlerine değineceğim sadece.

Nitekim, hem nüfus, hem de coğrafya bakımından dev, muazzam bir ülkedir Çin. Günümüz dünyasının hızla artan, sekiz milyarı aşkın nüfusunun, bir buçuk milyara yakın insanı orada yaşıyor ve bu, gelişigüzel bir hesapla, sekiz milyar dünya nüfusunun yaklaşık “yüzde on yedi”sine tekabül ediyor, dile kolay. Hızla büyüyen ekonomisi, devasa nüfusu, küresel ticaretteki ağırlığı ve gelişen ordusuyla ABD'nin ardından en büyük güç konumundadır.

Dolayısıyla Çin, Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra hem ekonomik, hem teknolojik hem de askeri kapasitesiyle dünyada, "süper güç" ya da potansiyel süper güç olarak addedilen ikinci, dev ülkedir.

Edebiyatı da, üç bin yıllık köklü bir geçmişe, felsefi bir derinliğe ve devasa kültürel etkisiyle dünyanın en zengin yazılı geleneklerinden biridir. Klasik metinlerden modern devrim dönemi akımlarına uzanan bu edebi yolculuk, insan doğasını ve toplumun dönüşümünü anlamak açısından eşsiz bir aynadır.

Çin edebiyatı başta Kore, Japonya ve Vietnam olmak üzere Çin'i çevreleyen farklı bölgeleri etkilediği gibi, birçok yabancı ülke edebiyatından da etkilenmiştir.

Konfüçyüsçülük, Taoizm ve Budizm gibi köklü düşünce akımlarıyla yoğrulan bu edebiyat; şiirden felsefeye, saray entrikalarından modern bilimkurguya kadar, geniş bir yelpazeye yayılıyor. Gerek nüfusuyla, gerek coğrafi yapısı boyutuyla bu kadar büyük olan bir ülkenin edebiyatı da, elbette zengin olacaktır; bu gayet doğaldır. Neyse. Çin Edebiyatının, önemli birkaç eserine kısaca bakalım:

Tanrıların Atanması ya (Fengshen Yanyi) da Tanrıların Yaratılışı adlı eser, Çin edebiyatının Ming Hanedanlığı döneminde yazılmış 16. yüzyıla ait en büyük epik ve mitolojik romanlarından biridir. Genellikle Xu Zhonglin ya da Lu Xixing gibi yazarlara atfedilen bu dev eser, Çin mitolojisi ve epik geleneğinin en önemli yapıtı sayılıyor. Shang Hanedanı'nın çöküşünü ve Zhou Hanedanlığı'nın yükselişini anlatan bu eser, Çin kültüründe mitolojik anlatıların ve epik geleneğin en büyük simgesi hâline gelmiştir. Yüz bölümden oluşan söz konusu eser, tarihsel olayları, tanrıları, ölümlü kahramanları, büyüler ve doğaüstü mücadelelerle harmanlanmıştır. Taoist ölümsüzleri, Tanrıları, Tanrıçaları, ruhları ve ejderhaları Çin halk inancıyla bir araya getirirken, Çin mitolojisinde Nezha ve Jiang Ziya gibi ikonik karakterlerin popülerleşmesini sağlamış, geleneksel festivallere ve tapınak kültürüne doğrudan yön vermiş en temel yapıttır.

Ve, Çin edebiyatında destansı nitelik taşıyan, ulusal hafızayı şekillendiren asıl devasa dört büyük eser daha vardır. Çin kültürünü anlamanın anahtarı olarak addedilen bu dört büyük klasik eserlere de kısaca bakalım:

Cao Xueqin'in betimlediği Kızıl Köşkün Rüyası adlı roman, bir soylu ailenin çöküşünü ve imkansız bir aşkı anlatıyor. Çin estetiğinin ve saray hayatının en büyük şaheseri olarak da addeliyor.

Luo Guanzhong’un betimlediği Üç Krallık Hikâyesi adlı eser, Çin tarihinin bölünme dönemindeki askeri ve siyasi mücadeleleri ele alan devasa bir epik anlatıdır.

Wu Cheng'en’in betimlediği Batı'ya Yolculuk adlı eser, Maymun Kral Sun Wukong'un Budist kutsal metinlerini getirmek için çıktığı fantastik ve felsefi yolculuğu konu edinmiştir.

Shi Nai'an’ın betimlediği Su Kenarı adlı roman ise, Kanun kaçaklarının ve halk kahramanlarının yozlaşmış yönetime karşı direnişini anlatan destansı bir yapıttır.

Nitekim Çin edebiyatı, antik klasiklerden modern Nobel ödüllü eserlere ve çağdaş bilimkurguya kadar uzanan çok zengin bir geleneğe sahiptir. Değerli Çin yazarların eserleri saymakla bitmez. Neyse. Son olarak, Nobel edebiyat ödüllü yazar, Mo Yan’ın Kızıl Darı Tarlaları adlı romanına da kısaca bakalım:

Kızıl Darı Tarlaları adlı roman, geçmişle bugün, ölüyle diri, iyiyle kötü arasında belirgin bir ayrım yapılmadan sürüp gidiyor. Shandong ailesinden üç kuşağın öyküsünü aktaran bu roman, Japon istilasına karşı verilen Direniş Savaşı, Çinlilerin birbirleriyle çatışmaları, Komünist Devrim, Kültür Devrimi gibi Çin tarihindeki önemli halk hareketlerini ve bütün bu yıllar içindeki tutkulu aşkları da anlatıyor. Yazar, bir mücevher güzelliğindeki doğa manzaraları fonuna yerleştirdiği ve kronolojik sıra gütmeden kurguladığı bu roman, beyazperdeye de uyarlanmıştır.

İsveçli yazar, gazeteci ve uluslararası PEN Kulübü eski başkanlığını yapmış ve Nobel Ödülü Komitesi'nde uzun yıllar başkanlık görevini yürütmüş ve aynı zamanda da İnsan hakları savunuculuğu ve de Afrika edebiyatına olan katkılarıyla tanınan Per Wästberg’un, söz konusu yazar, Mo Yan’a atfen söylemiş olduğu nitelikli sözler, dikkate değerdir doğrusu:

“Mo Yan, bireyi kimliksiz insan yığınlarından çekip ortaya çıkaran; alaycı ve iğneleyici bir üslupla tarihe, tarihi çarpıtmalara, yoksunluklara ve siyasal riyakârlıklara karşı çıkan bir yazar.”

Evet. Konu her ne kadar edebiyat olsa da, söz konusu Çin olunca, felsefeye değinmek kaçınılmaz oluyor hâliyle. Zira Çin'in, dünyaca sevilen çok ünlü bir filozofu da vardır: Konfüçyüs. Antik Çin’li olan ünlü filozof Konfüçyüs (MÖ 551–479), öğretmen ve siyasi bir düşünürdür. Adını simgeleyen Konfüçyüsçülük akımı ile ahlak, aileye saygı, toplumsal uyum ve adil yönetim ilkelerini savunarak Asya kültürünü binlerce yıl boyunca derinden etkilediği gibi, dünyaya da birçok yönde örnek teşkil ettiğini söylemek pek abartı sayılmaz sanırım.

Konfüçyüs, insanı düşündüren yığınla anlamlı söylevleriyle filozoflar âleminde, ilk akla gelen ve kitapları ayırt edilmeden zevkle okunabilen bir filozof olduğu tartışılmazdır zaten. Nitekim, iki bin beş yüz yıldır, o unutulmaz, anlamlı sözleri hâlâ dilden dile dolaşıyor; dillerden düşmüyor bir türlü ve düşeceğe de benzemiyor. O zaman makaleyi, bu değerli filozofun sıradan bir sözüyle bağlayalım:

“Elde edilecek menfaati olduğu halde, adaleti düşünen insan, gerçekten mükemmel bir insandır.”

Not:

Makaleyi yayına göndermeden önce ajanslara, “Diyarbakır eski belediye başkanı Mehdi Zana hayatını kaybetti,” diye, acı bir haber düştü. Ailesinin ve Sevenlerinin başı sağ olsun!.. Yıldızlar yoldaşı olsun!..