ABD'de 25 yıl önce yaşanan 11 Eylül saldırıları sadece Amerikan dış politikasını değil dünyadaki pek çok dengeyi sarstı. Türkiye için de önemli değişimler ve sonuçlar getirdi.
El Kaide terör örgütünün düzenlediği 11 Eylül saldırıları, NATO'nun kolektif savunmayı öngören 5. maddesini tarihinde ilk ve bugüne kadar tek kez işletmesine yol açtı ve Türkiye'nin de Afganistan'da yaklaşık 20 yıl sürecek askeri varlığının önünü açtı.
Saldırılar aynı zamanda Washington'ın Ortadoğu'ya bakışını derinden etkiledi, Türkiye'yi de "ılımlı İslam" arayışında model ülke rolüne ve ABD ile iniş çıkışlı bir ortaklığa yöneltti.
11 Eylül 2001'de Türkiye'deki durum neydi?
ABD'nin tarihinin en büyük saldırılarını yaşadığı 11 Eylül'de Türkiye hâlâ Şubat 2001'de başlayan ağır ekonomik krizin etkilerini yaşıyordu.
Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile dönemin Başbakanı Bülent Ecevit arasında 19 Şubat 2001'de yaşanan "anayasa kitapçığı fırlatma" krizinin ardından ülke ekonomik açıdan zora girmişti. Ecevit, ekonomiyi toparlamak için Dünya Bankası'ndan Kemal Derviş'i devlet bakanı olarak atamış ve bir dizi tedbir alınmıştı.
Hükümet, DSP-MHP-ANAP koalisyonundan oluşuyordu ve Ecevit'in sağlık sorunları gündemdeydi.
Saldırılara Ankara'nın tepkisi ne oldu?
El Kaide'nin New York ve Washington'a düzenlediği saldırıların ardından Türkiye ABD'ye destek açıklayan ilk ülkelerden biri oldu.
Ecevit hükümeti, Türkiye'nin yıllardır terörle mücadele ettiğini ve Batı'nın Türkiye'nin terör konusundaki uyarılarını daha önce yeterince dikkate almadığını düşünüyordu. Bu çerçevede saldırılar hemen kınandı. Ecevit 22 Eylül'de dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a mektup gönderdi ve Türkiye'nin "stratejik ortaklık" çerçevesinde ABD'ye her türlü desteğe açık olduğunu bildirdi.
Saldırılar koalisyon hükümeti içinde dış politikada geniş bir mutabakat doğurdu ve koalisyonun üç ortağı da ABD'ye destek ve Afganistan'a asker gönderilmesi konusunda TBMM'de birlikte oy kullandı.
Meclis kararı ile 26 Eylül 2001'den itibaren Türk hava sahası Afganistan'a yönelik operasyon kapsamında ABD uçaklarının kullanımına açıldı. Buna ek olarak havaalanları, limanlar, karayolları ve İncirlik'te yakıt/yer hizmetleri gibi destekler de sağlandı.
Afganistan tezkeresi ve ISAF komutanlığı
Bu arada NATO'nun ünlü 5. maddesi tarihinde ilk ve bugüne kadar tek kez 11 Eylül sonrası işletildi.
NATO'ya üye 19 ülke yaklaşık 5,5 saatlik görüşmelerin ardından 5. maddenin işletilmesinde uzlaştı. Aynı gün BM Güvenlik Konseyi saldırıları kınayan 1368 sayılı kararı kabul etti.
Bu kararla NATO, ABD'ye yönelik saldırıyı bütün ittifaka yönelik bir saldırı olarak kabul etti.
Söz konusu karar, NATO üyesi olan Türkiye açısından da önem taşıyordu. Böylelikle Türkiye artık yalnızca "ABD'nin Ortadoğu'daki müttefiki" değil, küresel terörizmle mücadelede NATO'nun yeni stratejisinin bir parçası haline geldi.
Dönemin NATO Genel Sekreteri George Robertson 2003'teki bir konuşmasında Türkiye'nin değişen rolü ile ilgili şunları söylüyordu:
"Soğuk Savaş'ta Türkiye, NATO'nun Sovyetler Birliği'ne karşı güney kanadıydı. 11 Eylül sonrasında ise Türkiye, terörizm, Ortadoğu ve Afganistan merkezli yeni güvenlik mimarisinin aktörlerinden biri haline geldi."
Afganistan'da Türkiye'nin rolü ne oldu?
ABD ve İngiltere, Afganistan'daki El Kaide kamplarına ve Taliban hedeflerine 7 Ekim günü hava saldırıları başlattı. TBMM de 10 Ekim'de toplanarak önemli bir karar aldı.
Afganistan'a asker gönderilmesini öngören tezkere 319'a karşı 100 oyla kabul edildi. Koalisyon hükümeti ortakları ile DYP (Doğru Yol Partisi) kabul yönünde oy kullanırken o sırada muhalefette olan AKP ise tezkereye karşı çıkarak kapsamı ve süresi belirsiz bir asker gönderme kararına karşı olduğunu belirtti.
BM Güvenlik Konseyi'nin Aralık 2001'de Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti'ni (ISAF) kurma kararı almasının ardından ise bu kuvvete katılma kararı alan Türkiye, Ocak 2002'de 12 kişilik bir Türk öncü heyetini Kabil'e gönderdi.
İngiltere'nin ISAF'ın ilk dönem liderliğini devretmesinin ardından Türkiye, Haziran 2002-Şubat 2003 arasında yaklaşık bin 300 personelle ikinci dönem komutasını üstlendi.
Türkiye'nin Afganistan'daki varlığı, NATO'nun 2021'de bölgeden tam çekilme kararına kadar sürdü.
ABD Ortadoğu politikasını nasıl değiştirdi?
11 Eylül, ABD'nin dünyaya bakışında bir dönüm noktası olurken Ortadoğu politikasını da kökten değiştirdi. Washington yönetimi, saldırıların ardından bölgede "radikal İslam tehdidi" olarak tanımladığı sorunu nasıl bertaraf edeceğine dair yeni bir strateji arayışına girdi.
İslam dünyasıyla ilişkileri ve bölgedeki siyasi dönüşümü yeniden ele alan farklı politikalar tartışılmaya başlandı. ABD yönetimlerine danışmanlık veren RAND Corporation'ın 2004 tarihli "Civil Democratic Islam" çalışması da Türkiye'yi İslam dünyasının başarılı örneklerinden biri olarak ele alıyordu.
Rapora göre İslam dünyası Batılı demokrasi değerleriyle uyumlu hale getirilmezse bir "medeniyetler çatışması" kaçınılmaz olabilirdi.
Bush yönetiminin Ortadoğu'da siyasi ve ekonomik reformları teşvik etme girişimi ise 2004'te G8 bünyesinde Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi'ne (BMENA), Türk kamuoyunda bilinen şekliyle Büyük Ortadoğu Projesi'ne dönüştü.
Türkiye neden model ülke ilan edildi?
Soğuk Savaş sonrası ve 1990'larda Türkiye "model" olarak konuşuluyordu; ancak 11 Eylül ile bu kavram da farklı anlam kazandı.
11 Eylül sonrası Washington'ın Türkiye'ye bakışı değişirken Türkiye sadece NATO'nun güneydoğu kanadındaki müttefik değil, Müslüman çoğunluklu bir ülkede laiklik, demokrasi ve piyasa ekonomisinin birlikte var olabileceğinin örneği olarak sunulmaya başlandı.
O dönemde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 15 Temmuz 2002'de ani bir erken seçim çağrısı yaptı ve bunun sonucu ülkenin 3 Kasım 2002'de erken seçime gitmesine karar verildi.
Kasım 2002 seçimleriyle iktidara gelen AKP hükümeti de ABD ile ilişkilere özel önem verdi.
Seçim öncesinde Washington'da üst düzey temaslar gerçekleştirildi. Seçim sonrasında da o sırada AKP Genel Başkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan 10 Aralık 2002'de Beyaz Saray'da Bush tarafından kabul edildi.
AKP'nin iktidara gelmesiyle ABD için Türkiye sadece laik Müslüman bir ülke olarak değil, Müslüman kimliğe sahip bir siyasi hareketin seçim yoluyla iktidarda olduğu bir ülke olarak öne çıktı.
İki ülke arasında 2006'da açıklanan Ortak Vizyon Belgesi'yle stratejik ortaklığın yeni bir çerçeveye oturtulması hedeflendi.
1 Mart tezkeresi ilişkileri nasıl sarstı?
Model ortaklık söylemine rağmen ilişkiler, ABD'nin Irak'a müdahalesinin eşiğinde ciddi bir krizle karşı karşıya kaldı.
Bush, Irak'a operasyon düzenlemek istiyordu ancak önceki Ecevit hükümeti ile izin konusunda sorun yaşamıştı.
TBMM, 1 Mart 2003'te ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Kuzey Irak'a geçişine izin veren tezkere için toplandı. ABD yönetiminin beklentilerinin aksine tezkere reddedildi.
Bu ret Washington'da büyük bir hayal kırıklığına ve öfkeye yol açtı.
TBMM 20 Mart 2003'te yine toplanarak ayrı bir kararla TSK'nın Kuzey Irak'a gönderilmesine ve yabancı hava unsurlarının Türk hava sahasını kullanmasına altı ay süreyle izin verdi.
İki ülke arasındaki tezkere krizi dört ay sonra derinleşti ve ABD askerleri, 4 Temmuz 2003'te Kuzey Irak'ta görevli Türk Özel Kuvvetleri mensubu askerleri gözaltına alıp başlarına çuval geçirdi.
"Çuval olayı" olarak tarihe geçen bu gelişme kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Dönemin Başbakanı Erdoğan ile ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney arasındaki telefon görüşmesi ve diplomatik temasların ardından askerler 60 saat sonra serbest bırakıldı.
Obama'nın ziyareti ve Arap Baharı
1 Mart krizinin ardından ilişkiler gergin bir döneme girerken iki tarafın siyasetçi ve diplomatları bu dönemi aşma çabalarını sürdürdü.
ABD Başkanı Barack Obama, 2009'daki Ankara ziyaretinde iki ülke arasındaki ilişkileri "model ortaklık" olarak tanımladı.
Dış politika uzmanlarına göre Türkiye, ABD'nin desteğiyle "model ülke" rolünü 2013 yılına kadar sürdürebildi. 2011'de başlayan Arap Baharı'nın ilk dönemlerinde Tunus ve Mısır gibi ülkelerdeki halk hareketleri ABD tarafından olumlu karşılanırken, "ılımlı İslam" modelinin Türkiye örneğiyle bölgeye yayılabileceği umudu korunuyordu.
Ancak iki ülkenin tutumları Suriye ve Mısır'daki gelişmelerle 2013'ten itibaren ayrışmaya başladı.
11 Eylül, Türkiye ile ABD'yi başlangıçta ortak bir "terör tehdidi" algısı üzerinden yakınlaştırsa da Irak savaşı, Suriye krizi ve Washington'ın Kürt güçlere verdiği destek, iki ülkenin güvenlik önceliklerini giderek birbirinden uzaklaştırdı.
DW Türkçe