Abuzer Bali Han
"Rojava Rojhilat e! Kurdistan yek welat e!..“
Değerli yurtsever okuyucular! Bugün yazının başlığına bakarak aldanmayın! Hani bir atasözü vardır, denilir ki:“Kılavuzu karga olanın burnu….!“ diye başlar! Sonunu artık siz getiriniz. Büyük kazanmak ya da büyük kaybetmek! İkisi de birbirinin kardeşidir. Günümüzde büyük oynayanlar büyük kazanıyor! Biz Kürtlere gelince her zaman olduğu gibi var ile yok arasında gidip gelmekteyiz!.. Eli yıl kadar bilmeden, ya da bilerek elden bir şey gelmeden Kuzeyli Kürtlerin altı oyulmuş! İhanet boyu aşarak büyümüş!.. Geride büyük bir tahribat, binlerce yurtsever öldürülmüş, onbinlercesi hapis ve sürgünlerde çürütülmüştür. Bu yapılanları küçük görmek, ya da görmemek kendini bilmemekle eşdeğerdedir!..
Önceleri Mustafa Kemal Paşa büyük oynadı ve büyük kazandı! Kürtlerin önderlerini Şeyh Said Efendi‘yi, Pir Seyid Rıza’yı ve Koçgiri önderlerini bertaraf ettikten sonra Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1921 Anayasasına göre (Teşkilat-ı Esasiye), doğrudan etnik gruplara haklar tanımak yerine, yerel yönetimlere özerklik (muhtariyet) veren bir yapı sergilemişti. Kuzey Kürdistanda’da Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde illere mahalli işlerinde serbestlik (muhtariyet) 11. Madde ile belirtilmiş, nahiye şuralarına ekonomik yetkiler 20. Madde ile haklar tanınmıştı!.. Bu, Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgeler için bölgesel özerklik vaadi olarak o dönemde değerlendirilmişti!..
Ayni anayasanın 16 ve 22. Maddelerde nahiyelere ve köylere, yerel meclisler (şûra) aracılığıyla kendi kendilerini yönetme yetkisi verilmişti. Bu şuralar, nahiye müdürünü ve idare heyetini seçme hakkına da sahiptiler...
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1921 Anayasasına göre kuruluş sürecinde Kürtler ile Türklerin ortak mücadelesini esas alan, yerel idareyi öne çıkaran bir nitelik taşıyordu!.. Kürtlere vadedilen tüm haklar zamanla alınarak, Kürtleri aşağılama hatta Kürtçenin yasak edildiği, pazarda, çarşıda konuşulan her Kürtçe kelime için para cezası verildiği askeri cunta dönemlerini Kürtler yaşıyarak ayrıştırıldılar!..
Türkiye Cumhuriyeti kurulalı neredeyse aradan bir yüzyıldan fazla zaman geçti! Türkiye‘nin hapishaneleri Kürt yurtseverleri ile dolduruldu!.. Elli yıldan bu yana da devlet boş durmamış, istibarat işleriyle tüm Kürtlerin başına yeni çoraplar örmek için gece gündüz demeden çalışmış!..
Zamanla Kürtlerin başına getirilenler şimdi bir daha tekerür ettirilerek, bir taşla iki kuşu düşürmeyi Rojava ve Suriye’de yapma peşindedir! Eski tekrarlanan oyunla Türkiye devleti güneyinde olan hem Kürtleri, hem de Arapları hedef seçmiş durumda! Nasıl mı?.. Bir dönemler batan ve kaybolan Osmanlı Devleti’nin yerine Arnavut kökenli Mustafa Kemal Paşa yeni bir devlet oluştururken çok kan dökmüştü! Önce Kürtleri susturmuş, güneyde ise eski Osmanlı hakimiyetini yeniden kurmak için Suriye‘den çekilen Fransızların yerine Hatay’a göz dikilmiş! Önce Hatay Devleti adıyla 1938’de bağımsızlık ilan edilerek, 29 Haziran 1939 yılında ise gönüllü olarak Hatay Devleti Türkiye’ye katılarak il yapılmıştı!..
Ne alakası var bunun, günümüzdeki gelişen sıcak olaylarla ilişkisi demeyin! Yeni Osmancılık akımı bir süre sonra Rojava‘daki Kürtleri Araplarca asimile ve tüm haklarından yoksun bırakarak tüm Suriye’yi Türkiye Cumhuriyeti’ne katarak bir ad değişikliği ile Filistin’e ulaşacak! Kudüs mü? O da ne?!. Belki de tüm İsrail Devleti için pılanlar yapılmış ve hazırda beklentiye bırakılmıştır!..
Burada Kürtler ve tüm Kürdistan için haberimiz olmadan, kim bilir haritalar da çizilmiştir! Kuzeydeki Kürt örgütlenmesi bahane edilerek, Güney Kürdistan Federe Devleti sınırları içinde 60-70 askeri karargah oluşturan Türkiye için orası da kafesteki keklik gibi avucunda his ediyor!..
Rojava günümüzde halen gündemde olan kanayan bir yaradır! Bu yaraya dokturluk yapanlar ise Rojava’nın canına kast edenlerdir!..
Mazlum olan Kürt halkı ise tüm baskı ve zülüme karşı direnerek, yurtta ve yurt dışında yek vücut olarak sesini yükselterek: „Jin, jiyan azadi!„ ve „Rojava, Rojhilat e! Kurdistan yek welat e!..“ sıloganlarıyla yeri, göğü titrettiler! Değişen ve göze çarpan diğer bir özellik de yürüyüş ve direnişlerde çoğunlukta olan kadın ve küçücük çocuklarının tüm soğuklara rağmen saatlerce direnişlerin sonuna kadar katılmaları, sıloganlara eşlik etmeleri, Kürtlere gelecekteki özgürlüğü de müjdelemekteydiler!..
04 Şubat 2026