Bir "Darbe"den Türk milli Cepheye analiz!

Şeyhmus Özzengin

Sağcısı, solcusu, liberal-islamcısı, kemalisti, serserisi, fahişesi, bugün ellerinde kanlı bayraklarla "İstanbul yenikapı meydanı"nı kana boyadılar: "tek ses, tek nefes, tek yürek" diye. Alanlanda olmayanlar; bu kanlı bayraklı ellerin tehdi altında olduklarının mesajını aldılar sanırım.

"Vatan için, bayrak için hayde Yeni Kapıya" diye direktif veren "yeni türk devlet erkanı" ; bugünlere nasıl getirildiğinin de bir hikayesi var elbette:

 Hatırlarsanız, "Bir Darbenin Anatomisi" adlı makalemde oyunun ikinci perdesini izah etmeye çalışırken: "Bellerinden çektikleri kamalarla asker kafası kesen tecavüzcü kitleler de „demokrasi savuncusu kesilir" demiştim. Yani bunlarla demokrasi hayalı kurmayin, olmaz demiştim!

İkinci perde için: "Aklın durduğu yer, utanmanın gerdek gecesinde neden yaşanmadığı sorusudur" demiştim: Bu sorunun için de "darbe için kaos yaratma güçleri" içinde kimlerin yer aldığı sorusuna: "Türkler arasındaki iktidar kavgasında hangi gücün kimi nasıl ve ne düzeyde kullandığı sorunu, tartışılacak sorulardan biri olarak önümüzde duruyor." Diye cevap vererek:

"Biz bu sorgulamamızı sonuca götürmek için bir tek hatırlatma ile „bizimki"lerin ne kadar pisliğe bulaştıklarının da göstergesi olarak kayıt altına alalım" demiştim.

Bu neydi, kayit altına aldığmız şey?

„Biz türk ordusuna karşı değiliz, bize kurşun sıkmadığı sürece onunla savaşmak istemiyoruz" (!)(KCK Konsey üyesi, Murat Karayılan

(bugünlerde "darbeciler"in polis ifadelerinde, PKK ile nasıl koordineli çalıştıklarının notları basına sızmaya başladı)

"Bu sorunun bir parçası olarak; perde arkasında anlaşarak birden bire ard arda katil diye yargılanan Ergenekoncuların tahliyesi de bu sahnenin bir parçası olarak duruyor önümüzde. Bunları es geçerek: 15 Temmuz 2016 tarihli olayları değerlendirerek; Kurdler olarak, kurdistanlılar olarak sonuç çikaramayiz.

Ne yazıkki PKK ve HDP de dahil bir çok güç bu oyunun parçaları olarak sahneyi tamamladılar. „Seni Başkan yaptırmayacağız"(!) sloganı, birden „Şimdi başkan olmayı garantiledi" utangaçlığına dönüştü, neden?

Ve Komplo teorileriyle izahahata meyilli olanlar, hiç bir şey olmamiş gibi sürece devam edeceklerinin hesabını yapmaya başladılar bile. Oysa dünyanın her yerinde yenilenler yenilginin fatirasını öderler..Kazananlar ise, zafer serhoşluğu ile daha da saldırganlaşırlar. Peki Kurdistan'daki Türk imha harekiti ile dirsek teması sonucu ortaya çıkan enkazın hesabını kim ödeyecek?

Ucube „demokrasi zırhı" ve „halk kavram"ları da o gece aleni bir şekilde, İstanbul ve  Ankara sokaklarında tecavüze uğradı."

Bugün (07.08.2016) itibariyle sahnenin üçüncü perdesi açılmiş durumda. Alışık olduğumuz türkçülüğün "tek vatan, tek millet, tek din ve tek bayrak" zihniyetinin zaferle bu sahneleri tamamladığının ispatı olarak "yeni Kapı Meydanındaki türkçü Cephe"nin zafer mitingine tanık olduk.

Ellerindeki kirli bayraklarla bu alanı kana boyayan bu kalabalıklar ne istiyor? İşte bunun içinde bir cümlemiz vardı elbette. Bu halk; .. elinde kanlı bayraklarla alanlara çıkıp kelle kesmeyi bir marifet sandığı sürecede onun bunun "fahişesidir" ve iktidar olanın, güç sahibi olanın yatağında sabahlar!" Evet, bu sabah İstanbul'un "Yeni Kapı Meydanı"na akın eden kalabalıklar bunlar. Ne "demokrası zırhı giymişler", ne de "damokrasiyi korumak için kendilerini demokrasi düşmanları, millitaristlerin tankları önüne" atmiş demlokrasi hayranı kalabalıklar(!) Bunlar düpedüz, gücün ve iktidarın yatağında sabahlayan "fahişe" ırkçı, kafatasçı, ümmetçi türk işgal güçlerinin yedekleri.

Türkler oynanan bu üç perdede, devletlerinin yeniden reorganizasyonu için ilk adımını attılar. "Bizimkiler" sallak sallak, "bağımsız Kurdistan fikrini çöpe attık" ve "Türkiye'yi demokratikleştirme" hesapları yapan, "ayrılmak ve devlet kurmaya karşı" olduklarını her fırsatta hancer gibi yüreğimize saplayarak; 13 Kurdistan şehrini harabeye çevirerek, Kurdlerin evlerini başlarına yıkarak, milyonların göçüne, binlerin ölüm, tutuklamalarına sebep oldular. Gencecik kızlarımızı ve gelinlerimizi mahzenlerde türk paramiliter güçlerine peşkeş çektiler. Şimdi de "neden türk milli cephesine alınmadıkları"nın utancı içinde "aklı tazeleme" toplantıları ile meşguller.

"Darbe için kaos yaratma süreci"ne alet olan PKK ve HDP; görünen o ki, büyük bir pişkinlikle, bu toplantı ve mitinglerle, kurdlerin hafızasını silecek ve yenileyecek. Ama bu arada, Kurdistan şehirlerinde Kurd kitlelerin başına gelenler unutulacak ve Türk devleti de "kendini bu darboğazdan yeniden organize etmiş şekilde, önümüze çıkacak ve çıkmaya başladı da.

Hep söyledim ve dilimde tüy bitene kadar da söyleyeceğim: İki paralık türk devletini yeniden reorganize etmek için kurulan "iktidar kavgası" tezgahına Kurd enejisini taşıma, akıl karı değil ve kurdlere hizmet etmiyor. Bunun vebalı büyüktür. Taşaronluk görevini terketmenin zamanı. Hangi aklın ve hangi vicdanın sonucu; "kurd sorununa barışçıl çözüm" beklentisi içine giriliyor? Bölgede kanın gövdeyi götürdüğü ve dinlerin, mezheplerin, ulus ve ötekileşenlerin birbirini boğazladığı bir dönemde, hangi siyasi akıl bizleri bu kadar sorumsuz kılıyor? Kendi ulusuna ve toprağına sahip çıkamayanlar, nasıl olur da bölgeye "demokratik rejimler" vadediyorlar?

Kurdler bir ulustur ve ülkeleri de Kurdistan'dır. Kurdlerin davası ulus ve toprak davasıdır. Bu gerçeklerden kaçmak için her türlü canbazlığı yapmanın alemi yok. Olgu belli ve bu olgunun analizi ve gereklerin yerine getirilmesi gerekiyor..Bütün enerjinin bu olgunun çözümü için seferber edilmesi zorunludur.

07.08.2016