Bilici: "Kürtlerin hakkı olan acınma değil tanınmadır"

Doç. Dr. Mücahit Bilici, Diyarbakır Hak İnsiyatifi tarafından düzenlenen ‘’İslam, İnsan Hakları, Kürt Meselesi’’ konferansına konuşmacı olarak katıldı.

New York Şehir Üniversitesi bünyesindeki John Jay Koleji’nde Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mücahit Bilici, Diyarbakır Hak İnsiyatifi tarafından düzenlenen ‘’İslam, İnsan Hakları, Kürt Meselesi’’ konferansına konuşmacı olarak katıldı.

Mücahit Bilici Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (DESOB) düzenlenen konferansta Kürtlerin islama olan bakış açısını, Türklerle olan ilişkisini eşitlik kavramını, Kürt meselesi ve insan hakları çerçevesinde değerlendirdi.

Terk etme hakkınızın olmadığı bir toplantıda eşit bir konumda olmazsınız”

“Bağımsız olmanın kopabilir olmanın mümkün sayılmadığı bir yerdeki birliktelik eşitlik ve adalet içermez” diyen Bilici sözlerini şöyle sürdürdü: “Kürtlerin, Türklerle olan birlikteliği, egemenliğini neye çevirmiştir? Kürtler eşit ve özgür müdür? İster ezelden olsun, ister Malazgirt ile başlasın, 1923’te kurulsun ister 2017’de hiç farketmez acaba Kürtlerin Türklerle arasındaki temas, Kürtlere hak olarak neyi getirmiştir? Veya Kürtlerin hürriyetini nasıl dönüştürmüştür? Bütün arzuedilirlik ve iyi niyetine rağmen Kürtlerin, Türklerle ve Türk devletiyle temasının, Kürtler nezdindeki yansıması, bağımsızlığın yokluğu ve eşitliğin sözdeliğidir. Sözde bir eşitliğin var olmasıdır. Bağımsız olmanın kopabilir olmanın mümkün sayılmadığı bir yerdeki birliktelik eşitlik ve adalet içermez. Yani terk etme hakkınızın olmadığı bir toplantıda siz eşit bir konumda olmazsınız. Aradaki ilişki bir eşitlik ilişkisi değildir. Ya bir esarettir ya aile içi ayrışmamışlık halidir. Bir birey olarak ortaya çıkmamışlık halidir. Hukuki olarak haklara zemin oluşturacak bir şahsiyet olarak doğmamışlık durumu böyle bir şeydir. Birey veya fert tek başına olma imkanı olan için söylenir. Fert tek başına kaldığında hala var olabilen anlamındadır, demek ki burada Kürt’ün fert olmadığını görüyoruz, Türklerle ayrılma hakkı olmayan Kürt, ferdiyet sahibi değildir.”

Kürtler daha önce ezildiği eşitlik içerisinde değiller”

Mücahit Bilici eşitlik kavramını ise şu sözlerle değerlendirdi: “Özgürlük öyle bir şeydir ki özgürleşen kişide baş dönmesine yol açar. Muhataplarında ise korku ve dehşet duygusu oluşturur. Eğer bugüne kadar Kürtlere tek bir zulüm yapılmamış olsaydı ve geçmişi tamamen bir kenara bırakacak olsaydık bile, bugün Kürtlerin, Türkiye’de insan olarak eşit haklara sahip olmadıklarını sadece tutulan olduklarını yani serbest tutulan olduklarını ,özgür olmadıklarını söylerdik. Kürtler daha önce ezildiği için Kürtler eşit değil. Bugünkü şartlara baktığımız zaman, Kürtler eşitlik içerisinde değiller. Geçmişe dair adaletsizlikler bugünün sevgi ve ilgisi ile izale edilemez. Acıma, sevgi gibi şeylerin hukukta yeri yoktur. Bunlar kölenin acısını dindirir, yarasını sarar ama köleliğini kaldırmaz. İnsanlık onuru köleliğin reddini gerektirir. Köleliğin selameti biyolojik ve sosyal bir meseledir. Kürtlerin hakkı olan acınma değil tanınmadır. Hakkında korku ve dehşet ihtimali olmayanlar yani sizi korkutamayanlar, hakkında korku ve dehşet ihtimali olanların radarına yakalanmaz. Yani korkulmayanlara kimse saygı göstermiyor. İtiraz ihtimali yanlış yapma ihtimali, suç işleme potansiyeli olmayan insana hiç kimse saygı göstermez. İnsanın insandan korkması sağlıklı bir durumdur ve insanın hürriyetinin gereğidir. İnsanı söndürmek isteyen totaliter rejimler bu yüzden suçu, yanlışı ve günahı ortadan kaldırmak isterler, gerçekte ortadan kaldırdıkları şey insaniyettir. Bu rejimler iyi niyetli efendiler olarak milyonları robota çevirirler.”

Bazen sevilip bazen dövülen bir kimlik bir kimsizlik halidir”

Türkler tarafından Kürtlere dayatılan İslamiyet’e değinen Bilici şu yorumda bulundu: “İnsaflı birinin insafına terk edilmek iyi yada kötü bir şey midir? İnsaflı birinin insafına terk edilmek zulümdür. Bugün Kürtlerin hukuki konumu Türk devletinin veya şimdiler de devlet başkanının insafına terk edilmektir. Bazen sevilip bazen dövülen bir kimlik bir kimsizlik halidir. İnsanlardan bağımsız bir islam yoktur olmamıştır ve olmayacaktır. İslam’da kesin olan şey Allahın varlık ve birliğidir, gerisi büyük ölçüde gelenekten ibarettir. Yani mezhepler, fıkıh ve şeriat gibi unsanların hepsi tarihseldir ve beşer ürünüdür. Maalesef Kürtlerin önemli bir kısmı din konusunda, sağlıksız tepki biçimleri geliştirmiştir. Kendilerine sunulan tahakküm içeren insaniyete insafa sığmayan anlayışlar karşısında Kürtlerin tepkisi ne olmuştur? Kürtlerde sağlıksız tepkileri oluşturmuştur. Rızık aramayı kendin için yapmazsan başkasına dilenci olursun. Siyaseti kendin için yapmazsan başkasının siyasetine maruz kalırsın. Türklerin imanı ile Kürtler, iman sahibi olmaz, Türklerin diyanetiyle din işletmecisi memurlarıyla Kürtler İslamiyet’i hakkıyla tanıyamazlar. Türklerin elinde bir tehdit ve bazen taciz aleti olan din karşısında Kürtlerin yapması gereken, dinden şikayet etmek, İslam’ın kendi istikbaline mani olduğunu düşünmek değildir. Kürtler bunu kutsallığın içine sızarak, din gemisini kendi sularında yüzdüren bir tahakküm arzusuna karşı bir hegemonya mücadelesi olarak görmeliler. Kürdün varlığı ve teyakkuzu ekonomide siyasette olduğu gibi, dinde de ilimde de kendini belli etmelidir. basnews

KÜRDİSTAN Haberleri

Özçelik Rûdaw'a konuştu
PAK'tan 21 Şubat mesajı: Kürtçe bilmeyenler için başlangıç olsun
PDK Bakur: Yurtsever Demokrat adayları destekliyoruz
Merve Demirel suç duyurusunda bulundu
Van'da çocuklara işkence skandalı