Hüseyin Şahin
Almanya seçimlerden dolayı sözde ŞOKTAYMIŞ.
Neden şokta olduğunu bilenler bana ya da bize söylesinler.
Ne demiştik: “Perşembenin gelişi çarşambadan belli olurmuş.”
Kim ki bu gelişmeleri bilmiyorduk diyorsa ZIRVALIYORDUR.
Almanya son bir yılda seçimlerle boğuşuyor!
Neden mi?
Sorun aşağı ya da yukarı Saksonya-Anhalt eyaleti, pek yakında Berlin’de de yapılacak olan seçimler değildir.
Dünya genelinde SAĞ ve radikal İslami akımlar revaçta. Bunu görmemek için kör olmaya gerek yoktur. Tüm Avrupa ve Orta Doğu ülkelerindeki siyasal gelişmeler bunu göstermektedir. Orta Doğu’daki Arap Baharı ve etkileri Avrupa’da sağ popülist partilerin hızla tırmanışına vesile olmuştur. Orta Doğu’daki bu dalga yeni göç ve problemlerini tetikleyerek Avrupa’da sağ akımların yeşermesine, iktidar kapılarını açmasına neden olmuştur. Arap Baharı kime yaradı ve sonuçları nedir? Bu bahar ile birlikte en az Avrupa’ya 10 milyon Müslüman kökenli fanatik, ılımlı, ılımsız, muhafazakâr, çoluk, çocuk, yaşlı, sakallı, kapalı kişi sığınmış, üç beş sene geçmeden yarısı bu yaşadıkları ülkelerin vatandaşları olmuşlardır.
Ben örneğin 1984’te Alman vatandaşlığına başvuruşumun sonucunu ancak 1992’de alabildim. Bildiğim birçok tanıdık kişi ise 10 ya da 15 yıldan sonra alabildiler. Evet, bizler de yabancı ya da mülteci idik. 1970 ya da sonrası bizdeki yabancı ya da göçmen oluş şu anki durumla kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Bizim yabancı, diğer bir adıyla göçmen oluşumuzda deyim yerinde ise bir ASALET vardı. Bizler ne şu anki gibi kırdık, döktük, kirlettik, kimin ne yiyip ne içtiğine dikkat ettik, taciz yaptık ne de canlara kıydık. Genelleme yapmasak ve çok da fazla işi deşmek istemesek bile ortada bal gibi bir GERÇEKLİK ve FARK vardır. Sorun 12 yılda gelenlerin uyum ya da entegrasyondan anladıklarıdır. Örneğin bir Arap, Kürt, Afgan, Türk ya da Çeçenin Alman ya da bizlerden bekledikleri bizlerin onlara uyumudur; onlar gibi giyinip kuşanmamız, yememiz, içmemiz, hatta onlar gibi oturup kalkmamızdır. Mevzu derindir, bunu herkes kendisine göre değerlendirip yorumlayabilir, gerekirse empati kurabilir.
Almanya’da yaşadığımız için bizi de şu an burası ilgilendirir. Ben şahsen 46 yıldır Almanya’da yaşamaktayım. Annemler 1969 sonlarında Almanya’ya gelmiş ve burada 50 yıllarını devirdiler. Ne ben ne de ailem geçen bu zaman dilimi içerisinde yabancı düşmanlığı ile karşılaşmadık. Alman iş arkadaşlarımız, sevgililerimiz, komşularımız oldu. Aynı yuva ve okullara gittik. Okul ve yuvalar ağırlıkta Almanlardan oluşurdu. Şu an kimi okul ve yuvalarda ağırlıkta göçmen ya da yabancı kökenliler bulunmaktadır. Almanların bazıları çocuklarını göçmenlerin (yabancıların) yoğunlukta oldukları yuva ya da okullara göndermek istememektedirler. Çünkü Alman vatandaşları kendi çocuklarının yuva ya da okullarda (yiyecek anlamında) neler yediklerinin sorgulanmasını kesinlikle istememektedirler.
Sorun sadece bu da değil. Örneğin fanatik bir İslamist Berlin’de 2016 Noel Bayramı’na saldırmış ve bunun sonucunda 13 kişi yaşamını yitirmişti. Bunun akabinde Köln’de yine bu çevreler birçok kesime taciz, hatta tecavüz etmiştir. Bu türden saldırı, öldürme, bıçaklama, taciz ve tecavüzler sınır tanımaksızın devam edegeldi. Affedersiniz, her tarafı pislik, daha doğrusu bok götürüyor. Evet, 10 yıl sonra Temmuz 2026’da yine bir fanatik İslamist “Berliner Christopher Street Day”e saldırarak bir bayanın ölümüne ve 31 kişinin de yaralanmasına vesile olmuştu.
Lafı uzatmaya gerek yok.
Yukarıda bahsettiğim kimi konulardan dolayı kimi Almanların AfD (Almanya için Alternatif) partisine son sürat oy vermeleri bir tesadüf olmasa gerek. Hatta sonradan Alman olan ya da burada doğan birçok kesimin bile AfD gibi sağcı bir partiye oy vermeleri şaşırtıcı olmamalıdır. Çünkü göçmen, yabancı ya da uyum denilen şey, Almanların canına da kast ediyorsa burada ben de olsam ÇÜŞ derim. AfD gibi bir partinin yükselişe geçişi ya da kimi eyaletlerde birinci parti olmasında şaşılacak bir şey yoktur. AfD gibi sağcı, aşırı bir partinin propaganda yapmasına gerek yok, çevrede bu kadar malzeme olduktan sonra.
Berlin’de 20 Eylül 2026’da seçim olacak. Bu seçim Almanya’nın da kaderini belirleyecektir. Görünen o ki Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin sonuçları Berlin’i de etkileyecektir. Saksonya-Anhalt eyaletinde %44 oy alan bir AfD, Almanların kimi uyuyan ya da uyumuş gibi görünen hücrelerini de uyandıracak, bu vesile ile Berlin yeni bir sabaha uyanacaktır.
AfD üzerinden yabancı düşmanlığı, ülkelerine geri gönderilme, sınır dışı edilme, işsizlik, din ve dil, konut vs. gibi konulardan dolayı göçmenlerin bu damarını yakalayan Die Linke (Sol Parti) ya da göçmenler, emeklilik, Ukrayna savaşı, iş ve aş üzerinden bunun aksisinin Almanların yararına olacağını savunan nasyonalist (milliyetçi) damarını okşayan AfD, 20 Eylül’de birinci parti olarak İPİ göğüsleyecektir.
Ben 2016’da yazdığım bir makalede bu günleri öngörmüş ve Almanya Başbakanı Bayan Merkel için “bastığı dalı kestiğini”, yani kendi sonunu getirdiğini belirtmiştim. Çünkü “görünen köy kılavuz istemez”di.
SPD (Sosyal Demokrat Parti), CDU (Hristiyan Demokrat Parti)’lerinin bu dönemde seçmenlerine dönük ne Alman ne de göçmenlere vadedebilecekleri cazibeli, ortama uygun sunabilecek ve tatmin edebilecekleri bir programları vardır.