Benimkisi bir çiğlik..

Hüsamettin Turan

Acıyı unutmayan, ama acıya da yenilmeyen bir kültür ve kuşağın sloganı olmalı artık barış ozgülük... 

Barış Özgürlük...

 İnadına barış özgürlük..

 İyi niyetli kişiler için yeryüzünün bir tarafından diğer tarafına kadar yer kaplayan bütün renklerden bir çatı, kötü niyetli kişiler için ise, kirletilmesi ve bombalarla parçalayıp yok edilmesi gereken acılı bir feryat... 

Kim bilir..

Belki ermiş yaşına ve birazda sahip olduğu "yaşlılara el kaldırılmaz" değerine güvenerek kapıya çıkan bir dedenin akıtılan kanının unutulmayacak yürek izinde.. 

Belki Elif gibi dik duran ve yaşama daha yeni yeni tutunan bir çocuğun cennet ayak izlerinde...

Belki Dilan'nın, Dicle'nin, Muhammed'in, Osman'ın, Emine'nin ve asla sadece sayısal bir kayıt olarak kalmaması gereken diğer kutsal canların sarsılmaz inançlarında... 

Daha yapılacak çok şey vardır oysa; bir saklambaç, bir sevda kaçamağı, bir dokunuş, bir öpüş, bir gülümseyiş... Ve gelinlik, tabutun üzerine örtülen gelinlik... 

Sonra..

Yine derinden ama bu sefer ihtiyaçtan gelen güçlü bir istenç ve daha da güçlü bir çığlık... 

Barış...

Kör müsün? Duyarlı değil misin? Hiç mi haber okumuyor, televizyon izlemiyorsun? Neden bir şey söylemiyor ve yazmıyorsun? Neden... 

O kadar çok mesaj aldım ki.. Hangi kavram, hangi cümle yaşanılanlara denk gelebilir... 

Barış Özgürlük'ten başka hiç bir şey istemeyen ve tek derdi ve kavgası barış özgürlük olan.. Yani bütün dinlerde, bütün dillerde ve dünyanın her yerinde ama her yerinde bir erdem, bir umut, bir dua olarak kabul edilen ve herkesçe ve herşeyce zararsız ve o kadar da iyi niyetli görülen bir düşünce... 

Neden öldürülmeye çalışılsın ki.. Hangi yazı hafifletebilir diz çökerten bu ağırlığı... 

Hangi yas, hangi suskunluk yetebilir bu çığlığa... 

Ne yazayım şimdi.. 

Yüzlerce can. Yüzlerce insan. Yüzlerce ruh. Yüzlerce gelecek. Yüzlerce aile. Yüzlerce yıldız, ışık, Aydınlık... 

Yüzlerce ... 

Yüzlerce kişi... 

Ne yazayım... 

Yaralılar ve yaralıların acıları ayrıca... 

Yarım kalmak, yürüyememek, koşamamak, dokunamamak, görememek ve belki de konuşamamak... 

Ne yazayım.. 

Acıya acıya ve acıta acıta ağlayarak "Allah için beni de oraya götürün, beni de öldürsünler" diyen ve acısı hiç bir şeye sığamayacak kadar büyük olan bir annenin feryadını mı yazayım..

Ne yazayım... 

Tek tek yüzlerce kişinin parçalara ayrılmış bedenlerini mi, yoksa teker teker hepsinin ailelerinin yaşadığı ve yaşayacağı travmayı mı yazayım.. 

Ne yazayım.. 

Henüz cesetler yerdeyken, henüz kan sıcakken ve bütün dünya şoktayken derin dondurucdayken, "Allah ölümlerini artırsın" diyen ve zerre kadar insanlıktan payını almamış anlayışı mı yazayım... 

Ne yazayım.. 

Bir ailede bile bir sorun olunca sorumlu tutulan aile reisi iken... 

Onurlu, gururlu ve birazda vijdan sahibi her kişinin kendini sorumlu göreceği bunca insanın katlınde "Güvenlik açığı yok" diyen siyasi anlayışı mı, yoksa kendini bunun dışında gören otoriteyi mi yazayım.. 

Ne yazayım.. 

Öncesini mi yazayım... 

Reyhanlıyı, Surucu, Cizre'yi, Silopiyi, Dargeçiti, Diyarbakır'ı mı, Rboskiy imi, yazayım...

Ne yazayım... 

Gerçek şu ki.. 

Yazamıyorum....

YAZARLAR Haberleri

Önemli Bir Portre: Numan Efendi
Aziz Özdemir yazdı: Irkçılık Ya Da Işıl Özgentürk
İrfan Aktan: Işıl Özgentürk’ün çukuru
Yeni Amedspor yönetimi ve transfer politikası
Binbaşı Kasım Ataç: Bir Ajanın Anatomisi