ABD’li iş insanı ve siyasi figür Tom Barrack’ın Irak’ta federalizmi “dışarıdan dayatılan ve toplumsal yapıya uymayan bir model” olarak tanımlaması, Kürt siyasetinde ve bölgesel dengelerde ciddi soru işaretlerine yol açtı. Rojava’daki gelişmeler, İran’a yönelik olası bir askeri operasyon, Kürtlerin Bağdat’ta Maliki çizgisine verdiği destek ve Washington’un bu tabloya mesafeli yaklaşımı birlikte okunduğunda, söz konusu söylemin Kürt kazanımlarını aşındırabilecek daha geniş bir stratejik çerçevenin parçası olabileceği değerlendiriliyor.
ABD’li iş insanı ve Trump’a yakınlığıyla bilinen Tom Barrack’ın, Irak’a ilişkin yaptığı “federalizm veya merkeziyetçilik gibi dışarıdan dayatılan modellerin aşiretçi ve çok bileşenli toplumlara uymadığı” yönündeki açıklaması, yalnızca akademik bir değerlendirme olarak görülmüyor. Açıklama, özellikle Kürt kamuoyunda Güney Kürdistan’ın statüsünü hedef alan dolaylı bir mesaj olarak okunuyor.
Barrack, söz konusu değerlendirmesinde Irak’ı Mısır, Tunus ve Yemen ile aynı kategoriye yerleştirerek, bu ülkelerde uygulanan siyasal modellerin başarısızlığına vurgu yaptı. Ancak Irak bağlamında federalizmin en somut ve işleyen örneğinin Kürdistan Bölgesel Yönetimi olması, bu söylemin doğrudan olmasa bile Kürtlerin elde ettiği anayasal kazanımları tartışmalı hale getirdiği yönündeki kaygıları artırdı.
Rojava, İran ve “istikrar” önceliği
Bu çıkışın, Suriye’nin kuzeydoğusunda (Rojava) Kürtlerin statüsünün belirsizliğini koruduğu, İran’a yönelik olası bir askeri operasyonun bölgesel fay hatlarını yeniden hareketlendirdiği bir dönemde gelmesi dikkat çekici. ABD yönetiminin son dönemde, Kürt aktörleri merkeze alan hak temelli bir çizgiden ziyade, Türkiye ve Şam’la uyumlu, çatışma riskini minimize eden bir “istikrar” yaklaşımına yöneldiği gözlemleniyor.
Barrack’ın söylemlerinde de bu eğilimin izleri görülüyor. Türkiye’nin Suriye politikasına ve Şam yönetiminin “merkezi devlet” vurgusuna mesafeli bir eleştiri getirmemesi, hatta bu çizgiyle örtüşen ifadeler kullanması, Kürtler açısından ABD içindeki bazı çevrelerin Kürt dosyasını ikincil bir başlık olarak gördüğü algısını güçlendiriyor.
Bağdat hattı ve Maliki denklemi
Öte yandan Kürt siyasi aktörlerinin Bağdat’ta Nuri el-Maliki çizgisine verdiği destek de Washington’da soru işaretleri yaratıyor. İran’a yakınlığıyla bilinen Maliki’nin yeniden etkili bir pozisyona gelmesi ihtimali, ABD açısından riskli görülürken; Kürtlerin bu denkleme dahil olması, ABD-Kürt ilişkilerinde sessiz bir gerilime yol açıyor.
Bu bağlamda Barrack’ın federalizmi sorunlu bir model olarak sunan açıklaması, yalnızca bir fikir beyanı değil; ABD’nin Kürt siyasetinden duyduğu memnuniyetsizliğin dolaylı bir dışavurumu olarak da değerlendiriliyor.
Kürt tepkisi ve olası sonuçlar
Kürt kamuoyunda Barrack’a yönelik tepkiler, bu söylemin uzun vadede federal yapının aşındırılmasına, Erbil’in Bağdat karşısında daha kırılgan hale gelmesine ve Rojava’daki kazanımların “geçici” görülmesine zemin hazırlayabileceği yönünde yoğunlaşıyor.
En kritik risk ise şu noktada belirginleşiyor:
Federalizmin meşruiyetinin sorgulanması, yalnızca Kürtleri değil; Irak ve Suriye’deki tüm çok bileşenli yapıları merkeziyetçi, güvenlik odaklı ve baskıcı modellere açık hale getiriyor. Bu da kısa vadeli bir “istikrar” görüntüsü uğruna, orta ve uzun vadede daha büyük bir kaosun kapısını aralayabilir.
Tom Barrack’ın açıklaması, yüzeyde sosyolojik bir tespit gibi dursa da; Rojava’daki belirsizlik, İran’a yönelik olası operasyon senaryoları, Bağdat’taki Maliki faktörü ve ABD’nin bölgeye yaklaşımıyla birlikte okunduğunda, Kürtlerin siyasal statüsünü zayıflatabilecek bir zihniyet değişiminin işareti olarak görülüyor.
Bu söylem, hedefini açıkça ilan etmese de, bölgesel denklemde Kürtleri en kırılgan halkaya dönüştürme riski taşıyor.