Irak’ta siyaset, uzun süredir teamül haline gelen güç paylaşımı düzenini bu kez daha sert bir atmosferde tartışıyor. Cumhurbaşkanlığının Kürtlere, başbakanlığın Şiilere, parlamento başkanlığının ise Sünnilere bırakıldığı denge, yeni dönemde hem iç aktörlerin hem de bölgesel güçlerin müdahil olduğu bir sınavdan geçiyor.
Eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden başbakanlık için aday olarak gündeme gelmesi, Bağdat kulislerini hareketlendirdi. Maliki, başbakanlığı döneminde Türkiye ile sorunlu ilişkiler yaşamış, merkeziyetçi ve sert güvenlik politikalarıyla anılmıştı. Buna karşılık mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, görev süresince Ankara ile kurduğu diyalog ve ekonomik-güvenlik iş birliğiyle öne çıkan bir profil çizdi.
Maliki’nin aynı zamanda Dava Partisi lideri olması ve İran’a yakın Şii siyasi blok içindeki ağırlığı, bu adaylığın yalnızca iç siyasi bir tercih değil, bölgesel bir yönelim tartışması olarak okunmasına yol açıyor.
Kürtler neden temkinli?
Dikkat çekici gelişmelerden biri, Kürt siyasi partilerinin Maliki’ye yönelik söylemlerinde gözlenen yumuşama. Geçmişte Maliki’nin Kürt karşıtı politikaları nedeniyle mesafeli duran KDP ve KYB çizgisi, bu kez daha pragmatik bir tutum sergiliyor. Kulislerde, Kürt aktörlerin taktiksel olarak Şii blokla yakınlaşabileceği, bunun da Maliki’nin geçmişteki sert çizgisini revize etmesini zorunlu kıldığı konuşuluyor.
Bu yaklaşımın arkasında, bölgesel tehdit algısının belirleyici olduğu ifade ediliyor. Suriye sahasında HTŞ ve benzeri yapıların Şii kutsal merkezlerini hedef alan söylemleri, Iraklı Şii aktörleri Kürtlerle daha dengeli ilişkiler kurmaya itiyor. Bu tabloda Maliki’nin, Kürtleri karşısına almanın kendisi için yüksek risk taşıdığını gördüğü değerlendiriliyor.
Cumhurbaşkanlığı makamında da Kürt siyaseti açısından alışılmış dengeler zorlanıyor. Geleneksel olarak KYB’nin belirleyici olduğu bu makam için KDP’nin nasıl bir hamle yapacağı belirsizliğini koruyor. Mesut Barzani liderliğindeki KDP’nin çıkaracağı olası aday, Bağdat’taki pazarlıkların seyrini doğrudan etkileyebilir.
ABD, İran ve “Rojava” faktörü
ABD Dışişleri Bakanlığı adına yapılan açıklamalarda, İran etkisindeki bir Irak hükümetinin ülkenin ulusal çıkarlarını önceleyemeyeceği vurgusu dikkat çekiyor. Bu açıklamalar, Washington’un Bağdat’taki güç dengelerine doğrudan mesaj verdiği şeklinde yorumlanıyor.
Öte yandan Kürt çevrelerinde, ABD ve İsrail’in Rojava politikasını gözden geçirmek zorunda kalabileceği görüşü dillendiriliyor. Irak Kürdistan Bölgesi’nin, Bağdat ve hatta Birleşik Krallık’la birlikte Rojava konusunda daha bağımsız bir hat izleyebileceği yönündeki değerlendirmeler, bölgesel dengelerin ne kadar akışkan hale geldiğini gösteriyor.
İran ve Rusya boyutu
İran açısından Kürtlerin desteğinin giderek daha kritik hale geldiği vurgulanıyor. Bu nedenle Tahran’ın Kürt bölgesine yönelik doğrudan baskı ve tacizlerini sınırlamak zorunda kalabileceği öne sürülüyor. Buna paralel olarak Batı medyasında yer alan “Rusya’nın İran’ı artık savunmayacağı” yönündeki haberler, İran’ın bölgesel yalnızlığının derinleştiği algısını güçlendiriyor.
Bu bağlamda, KCK-SDG çizgisinin İran ve Haşdi Şabi’ye karşı açık bir pozisyon alamamasının, Batı’nın Rojava’ya yönelik desteğini sınırlayan faktörlerden biri olduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Yeni denklem
Ortaya çıkan tablo, Irak’ta klasik mezhepsel-etnik paylaşım düzeninin artık tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Kürtler, Şii blok, Türkiye, İran, ABD ve hatta Rusya’nın pozisyonları; Bağdat siyasetini çok katmanlı bir pazarlık alanına dönüştürmüş durumda.
Irak siyaseti, bir kez daha “eski kurallar, yeni gerilimler” arasında yol almaya çalışırken, atılacak adımlar yalnızca Bağdat’ı değil; Şam’dan Rojava’ya, Tahran’dan Ankara’ya uzanan geniş bir coğrafyayı etkileme potansiyeli taşıyor.
Kaynak: Nerina Azad