Arkeolog Ahmet Kınay: Kürt tarihi ideolojilerin kurbanı oldu

Arkeolog Ahmet Kınay, tarih okumalarıyla, çalışmalarıyla resmi tarih yazımına itiraz ediyor. Kürt tarihinin ideolojilerin kurbanı olduğunu, Kürtlerin tarihte hiçbir rolünün olmadığına inandırıldığını söylüyor Kınay

 

Jinda Zekioğlu

 

Tarih toplumların özgürlüğünce alan buluyor kendine. Özgürlüğü tartışılan toplumların tarihi de sandıklar altında gizleniyor yahut iş makinelerinin üzerinde oradan oraya taşınıyor.
Geleceğine yatırım yapmak isteyen toplumlar tarihlerine makyaj yaparak başlıyor işe. Fransa’nın güneyindeki Lascaux Mağarası’na. 17 bin yıl önce yapılan mağara resimlerini her gün yaklaşık 2 bin insan ziyaret ediyor.

Medeniyetlerin beşiği denilen Mezopotamya’ya ise savaştan, kandan, acıdan başka bir rol biçilmiyor. Mitolojilerin, destanların, hükümdarlıkların, görkemli kentlerin, dillerin beşiği olan bu coğrafyada, toplumlar birbirleriyle kavgadan fırsat bulamıyor zenginliğini görmeye. Siyasetçiler ve ideolojileri ise bu kültürel mirasın üzerinde petrolün pazarlığının peşinde.

Azimli, hevesli arkeolog Ahmet Kınay, tarih okumalarıyla, çalışmalarıyla resmi tarih yazımına itiraz ediyor. Van Kalesi Höyüğü ve Eski Van Şehri kazılarında görev yapan Kınay ile genç kuşağın tarih ve arkeoloji mirasına dair sesine kulak verdik.

Siyaseti, dili, varlığı asimilasyon alınan bir kültür içinde büyüdünüz. Buna cevap gibi tarih ve arkeoloji alanında eğitim almışsınız. Bu yok sayılmaya, asimilasyona dair ne zaman ve nasıl farkındalık kazandınız?

“Kürdün kendisini ve kardeşlerini küçümsemek gibi tuhaf bir alışkanlığı vardır” diyor Kürdistan’da 2 Yıl adlı eserinde Rupert Hay. İşte bu muazzam tespit bizim durumumuzun özeti gibi. Ailem, baskılar nedeniyle köyden kasabaya göç etti. Biz de İstanbul’a taşındık. Koskoca bir hayal kırıklığıydı İstanbul benim için. Bocaladım. Ve geri döndüm memleketime. İş buldum. Günde 18 saat çalışıyordum. Önce gazeteciliği kazandım babam izin vermedi. Sonrasında ise daha iyi biliyordum artık ne istediğimi. Arkeoloji bölümünü kazandım ve Kürt tarihine olan merakımın peşinden gittim…

Tabii daha sonra bunun ‘üst aklın politikası’ olduğunu idrak ettim. Eğer ki Kürtler kentlileşmeden, yaşamlarına devam ederse devlete minnetleri olmadan tek başına yaşayabileceklerdi. Bunun iç tehdit olacağı öngörüldüğü için asimilasyon politikaları devreye sokuldu. Tipik Asur devletinin göç ve iskân politikasıdır bu. Zaten Türkiye’yi modern dünyamızın Asur’u olarak görüyorum. Bu göçle birlikte toplumun günlük pratikleri tamamen değişti. Yediğiniz ekmekten damak zevkinize kadar, başka bir dünyaya aitsinizdir çünkü artık.

Bildiğiniz işin en iyisini yapamadığınızda, göç ettiğiniz yerin en kötü işçileri olursunuz. Hamal mı olmadık, inşaatçı mı? Kürtler kendi topraklarında öz mesleği olan tarım ve hayvancılıkla kendileriyle birlikte koca Türkiye’ye yetiyordu. Ama şimdi tarımı ve hayvanı ithal eden bir Türkiye var. Kürtlerin göç etmesinin sonucu olarak ödeniyor bu bedeller. Kazananlar bundan kazanıyor.

‘DEVLET HASANKEYF’TE GELECEĞİNE YATIRIM YAPTI’

Okul müfredatı bellidir. Sizin merakınıza, ilginize cevap olabildi mi?

Göbekli Tepe/Gire Miraz/Gire Navoke hakkında tek bir ders işlenmedi. Koca dünya tarihinde Kürtlere dair tek bir kelime geçmedi derslerde. Prof. Mehrdad Izady’nin kitapları ile o dönemler tanıştım. Asimilasyonun ne kadar başarılı olduğunu tekrardan fark ettim. Bu başarılarının en önemli nedeni tarihsel belleğimizin olmayışı bana kalırsa. “Tarihi bilmiyorsan dün doğmuşsun demektir. Dün doğmuşsan eğer her lider sana istediği hikâyeyi anlatabilir!” diyor Howard Zinn. Toplum olarak tarihsel belleğimizi yitirdiğimiz için çok basit bir şekilde kandırılıyoruz bana kalırsa.

Bu kadar basit mi sizce?

Bakın bir örnek vereyim. Hindistanlı Nörolog Prof. Gursaran Pran Talwar’ın insanların gerçekten özgür olup olmadığını yorumlamak için yaptığı bir deney var. İki ayrı farenin beyinlerine çip takıyor. Bu çiplerle fareler doğal ortamlarında iken Talwar farelerin beyinlerinin içindeki çipe sağa-sola dönme ve yürümeleri için sinyal gönderiyor. Fareler de gelen sinyale göre hareket ediyor. Talwar bu ‘basit’ sonuç için şöyle diyor; “Sizce fareler de şimdi ‘Biz özgür irademizle bunları yaptık’ diyorlar mıdır?” Bence, bizi istedikleri şekillere sokuyorlar.

Peki siz resmi tarih eğitimi alırken, okuduğunuz diğer alternatif tarih yazımlarıyla arasında ne gibi farklar gördünüz?

Bazı Türk tarihçilerin, “1071’den önce de buradaydık” iddiası örneğin. Türikan, Tirikan, Tirigan ismini okumuşlar bir yerden. Budur diyerek sunuyorlar.

Siz bu iddiayı hangi argümanla çürütüyorsunuz?

Ermeni yazar Horenli Musa yani Movses Khorenatsi de bu ismin Med krallarından geldiğini açıklıyor ve “Med devleti Gutilerin ardılıdır” diyor. Tirigan ismi tarihte karşımıza Ermenistan kralı olarak da çıkar. Horenli Musa bu tezi savunur. Bence, Guti Kralı, Tirigan’dır. Bölge halkları iyi bilir. Büyük bir coğrafyada yaşayan Kürt aşiretinin ismidir. Kısa ismin etimolojisinden bile gitsek bu Kürt atalarına çıkar. Selahaddin Kurdi’yi, Türk yapanlar bundan mı çekinecekler? Okçular anlamına gelen bu isim Guti ve Akkad döneminde tanrısallığın bir başka sembolü olarak karşımıza da çıkıyor.

Unutulması niyetiyle büyük çabalar harcanmış bir tarihi, arkeolojik düzeyde okumaya başlamak Kürtler için neden önemli?

Çağımız milliyetçiliğin çağı. İnsanlar kim olduklarını merak ediyor. DNA testleri müthiş ilgi görüyor. Milliyetçilik tarih ile yapıldığı için her tarih araştırması milliyetçiliktir gibi bir algı görüyorum Kürtlerde. Kürtler gibi asimile edilmeye uğraşılan halklar için milli duygular faşizm demek değildir. Bu duygulara dair hassasiyetlerimiz çökerse birbirimize yabancılaşırız. Bunun sonucu olarak da ‘İran’daki Kürtlerden bana ne!’ noktasına geliriz. Toplumlar arasında düşmanlık bitsin diye karşılıklı adımlar atılacaksa bu adımı sadece Kürtler atmasın, demek istediğim bu.

İsveç, İsviçre, Japonya bu hassasiyetlere sahip ve yaşam standartları ortada. Bir de Kürtlerin, Afganistan’ın, Afrika’nın hali ortada. Bakın Avrupa’ya insanların bilinç düzeyi arttıkça ne kendilerini bir devlete ne de dine kurban ediyorlar. Öbür dünyaya değil tam tersine bu dünyaya yatırım yapıyorlar. Ölmek yerine ölümsüzlüğün peşindeler.

Hasankeyf’in zenginliği sulara gömüldü. Göz göre göre bir tarih yok oldu. Nasıl durduramadık bunu? 

Yapılan şey etnik kültürün ortadan kaldırılması. Maalesef bizim politikacılarımız da eksik kaldı. Ciddi yaklaşmadı. Bir vekil kendini zincire bağladı. Fotoğrafları çekildi. İş bitti.
Oysa devlet geleceğine yatırım yaptı. Kaybolan bir tarih, kültür ve miras ama Hasankeyf’te yapılanın gerçeği buydu. Tabii yaparken de kendi tarihi kalıntılarını milyon dolarlık bir projeyle taşıdılar. Çünkü ‘Burada sadece biz vardık, medeniyetimiz böyledir şöyledir…’ mesajını verecekler. Tarihi kalıntı dediğim şey camilerdir. IŞİD’in Palmira’yı yıkmasının altındaki mesaj gibi. ‘İslam’dan önce hayatın olmadığına’ işaret edecekler.

‘BELLEK OLMADIĞINDA BİLGİ SAHİBİ OLUNAMAZ’

Bazen, bilginin varlığı sabitken, fiziken varlığını korur haldeyken henüz o bilgi işlenmediği için üzerinde koyunlar otlar. Bu da arkeolojinin derdi esasında. Muş üzerinden ortaya attığınız bir iddia var. Adem ile Havva’nın burada yaşam izleri olduğunu söylüyorsunuz. Ne tür bulgulara ulaştınız siz bu konuda?

Bellek ve bilinç olmadığında bilgi sahibi de olunamaz! Ama bu belleğin tedavisi burada Muş Belediyesi’nin sorumluluğunda. Yöneticisi oldukları şehri tanımaları gerekiyor. Âdem ve Havva, cennet cehennem, tufan gibi konular birçok insanın ilgi alanına girer. Benim araştırmalarımın sonucu ‘saf, kötülüğün olmadığı yer’ Muş’u gösteriyor. Burası için oldukça ilginç belgeler var. Örneğin; Arap ordusu buraları işgal edince Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin fermanıyla burada olan kiliseye karşı kesinlikle karışılmaması emredilmiştir. Tüm kiliseler yakılıp yıkılırken neden burası için ferman çıkarıldığı sorulması gereken önemli bir sorudur. Ya da İskender’in buraya gelip ölümsüzlüğü aradığı kaynaklarda geçmekte. Yine kayıtlarda İsa peygamberin havarilerden bir tanesinin buraya gelip burada su ya da cennet ağacının yağıyla Urfa kralını iyileştirdiği ve kralın da bu olaydan sonra Hristiyanlığa geçtiği kayıtlarda yazıyor. Ermenilerin de bu kutsiyet nedeniyle bölgedeki kilise varlıkları tesadüf değil. Bakın bu bilgiler bile başlı başına Muş’u turizm merkezi haline getirmeye yeter.

Bölge halkı bu tarihe nasıl sahip çıkıyor peki?

Buraya sırf bu tarih ile her yıl milyonlarca turist gelir. Bu bölgeleri vaktiyle göçe zorlayanlar, buradan gelir sağlanmasını kabul eder mi? Oysa tüm bölge bununla kalkınabilirdi. Bulgulara tekrar dönersek, Bingöl’den Muş’a kadar insanlar hala buraların kutsal olduğuna dair yönelim içindeler. Ama bunu tam bilmedikleri için ‘Peri Suyu’na girip gençleşileceğine dair bir inanış var. İşte o su Kur’an’ın atıfta bulunduğu Aden cenneti ve bahsedilen suyla örtüşüyor. Yani hayat suyuyla başka bir ifadeyle ‘Ab-ı hayat’la. Yeşil adamın Türk versiyonuyla Hızır’ı görmek için rüyaya yattıkları yer burası olabilir. Çünkü bölge insanının buradaki sudan dolayı ruhlarının 20 yıllık gençleştiği gibi bir inancı var. Bellek olmayınca bölge insanı bu derme çatma tarih bilgisi ile orada hazine aramaya kalkışıyor. Bir o yanı bir bu yanı kazıp, delik deşik ediyor.

Sümerlere ilişkin tartışmaları nasıl yorumluyorsunuz?

Sümer tabletleri ortada. Yaratılış mitolojisini kök aynı kalmakla birlikte isimler değiştirilerek ve ekleme yapılarak değiştirildiğini düşünüyorum. Tabi Sümerlerin bunları kimden, ne zaman aldıkları sorusu da önemli. Sonuçta Sümer öncesi hayat ve medeniyet vardı. Sümerler var olan sistemin üzerine oturmuş bir medeniyettir. Mehrdad İzady’ye göre Kürtler bu dönemde zaten yazı ve dönem teknolojisine sahiplerdi. Sümerlerin bunun bölgelerinde geliştiklerini söylüyor ve şu çarpıcı tespiti yapıyor; “Bu toprağın insanları henüz açıklanmamış, bilinmez güçlerin ivme kazandırdığı hızlı bir teknoloji geliştirdiler. Birçoğu o zamanki dünyanın en gelişmiş teknolojileri arasında yiyecek üretme ekonomisine geçerek çok gerilerde bıraktılar.” Burada bilinmez güçleri işaret etmesi önemli. Çünkü mitoloji ve apokrif kitaplar başka bir gezegenden misafirlerin geldiğini belirtmektedir.

Madem Sümer konuşuyoruz. Öyleyse, Enkidu tartışmalarına da girelim… 

Enkidu, Tanrı Enki’nin özel eseridir. Konu bütünüyle uzun ve derin bir konu. Tabi bunların başında Enki ve Enlil gibi tanrılar grubu bulunmakta. Enok ve Yahudilerin bazı kitaplarının bu bilgileri Kürdistan’da Mecisler ya da diğer ismiyle Magilerden aldıkları söylenir. Kim bu Mecüsiler? Bunlar Medler’in papazlarıdır. Asur ve Babillerin İsrail’i işgal etmeleriyle buraya getirdikleri ve bazı saygın Yahudilerin Medli papazlardan bu bilgileri aldıkları ortaya çıkmaktadır. Bazı kaynaklar bu bilgileri Zerdüşt inancından aldıklarını söyleseler de durum böyle değil. Persler’in Medleri işgal ettikten sonra, Pers kralının sefere çıkınca Mayilerin bu durumdan istifade ederek yönetime 4 aylığına geçtiği kayıtları mevcut. Daha sonra Pers kralı, Mayi kralını ibretlik bir ölümle cezalandırıp, Met dinini tarihten silmek için Zerdüştlüğü ortaya çıkarıyor. Tabi bu dinde Mayi dininin üzerine eklemedir. Bu konu hakkında biraz taslak olsun diye örnek vereyim; Manidar mağarasında bulunan kuş tüyleri ve geyik başları güneş kursu yani Ahuda Mazda’nın simgesi olduğu düşünülür. Peki bu mantıkla M.Ö 2000’lerde Orta Asya’da inek çobanlığı yapan Persler bunu yapmış olabilir mi? Burada başka bir şey çıkıyor, burada Kürdistanlı şamanın meleklerle bağlantısının olup olmadığı tartışma konusu oluyor. Bugün dahi Kürtlerde geyik avlamak yasaktır. Kim yasakladı? Arkaik dinlerle bağlantılı olduğu söylenilen Şeyh Ahmet Barzani. Neden kutsal? Kürt dini olan Yezdanilikte (Melekler Meshebi) Azazelin simgesi olduğu için. İnsan vücudunda geyik başlı arkaik sanat eserleri var. Bunlar arasındaki bağlantıları bulmamız, araştırmamız gerekiyor.

‘TARİH KONUŞMAKTAN KAÇMAYALIM’

Ortadoğu’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Akdeniz’e, Tevrat’tan Kuran’a kadar Nuh ve gemisi, bir mit olarak var. Kimi zaman ismi değişse de Nuh’un hikayesi aynı sularda yüzüyor. Balkanlardan Ağrı’ya birçok şey söylendi. Sanıyorum son yıllarda Cudi Dağı’nın Sefine denilen bölgesindeki gemi fosili Nuh’un en belirgin izi olarak kabul edildi. O fosil kalıntıyı görme şansı buldum. Evet bir gemi biçiminde ve dağın tam tepesine oturmuş. Daha önemlisi şu ki, Sefine’ye çok yakın olan bir köy var ve ismi Heştan. Kürtçe Seksen anlamına geliyor. Gemiye binen Seksen kişinin kurduğu köy olduğuna inanılıyor. Açıkçası Şırnaklılar bunu bir mit olarak görmüyor. Bu bir gerçek ve orada yaşıyor. Kürtçe’de ‘Nû’ yeni anlamını taşıdığı için de bu iddia güçleniyor. Siz bu bulguları destekliyor musunuz?

Geminin Nissir’de olduğu belirtilir. Bunu söyleyen de Sami kökenli Akadlılar’dır. Burası da Şırnak’ın güneyi ile Zaxo ile arasındaki dağa işaret eder ki, bu da Cudi Dağı’nın kapsadığı bölgeye işaret eder. Ezidler de geminin burada olduğunu söyler. Ancak Ezidilere göre iki ayrı tufan gerçekleşmiştir. Bu önemli bir bilgi. Yabancı kaynakların hemen hepsi Gordion’u işaret eder. Gordion’un sınırları Ankara’nın yakınlarına kadar dayanır ve Tufan ile bu bağlantı niyeyse hiç birleştirilmez. İddialarda geçen diğer isimleri de açıklamak gerekiyor. Ararat ismi geçer. Buradaki ismin dağın değil Hurilerin devamı oldukları söylenilen isim olarak da benzerliği olan Urartular’ı ve sınırlarını gösterdiklerini düşünüyorum. Bu sınır tabi içine Şırnak’ı da alıyor. Ağrı Dağı olmasına hiç ihtimal vermiyorum. Ermeniler burayı söyleseler de pek mantıklı gelmiyor. Ayrıca Cudi ismi de önemli. Araplar G harfini kullanmıyor. Onun yerine C’yi okuyorlar. G yaptığımızda burada Guti ismi çıkar ki Gutilerin geminin bahsedildiği noktaya yakın saraylarının olduğu kayıtlarda geçmekte. Yani burada dağlara verilen isim bölge halkının ismini işaret ediyorsa, bu da önemli bir işarettir.

Kürt ve Ermeni tarihçiler Mezopotamya üzerine derin tartışmalar yapıyor. İdeolojik kısmını bir kenara bırakalım. Keldaniler, Asuriler, Kürtler ve Ermeniler birlikte uzun yıllar yaşadılar ve yaşamaya devam ediyorlar. Nerelerde çatışılıyor? Kim hangi konuda hangi tezi diretiyor? 

Keldaniler, Sami mi yoksa Kürt mü? Kaynaklar Keldanilerin Kürt olduklarını varsayıyor. Kürtler şu an Keldanilerin inandıkları dine inanmayıp farklı dinde oldukları için bunu kabul etmemeleri tarihi değiştiremez. Bu iş Urartu tanrısı Haldi’ye kadar gider. Dünyada Urartuca’yı okuyup yazabilen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Türkiye’de biri var. İşinden atıldı. Su satıp hayat mücadelesi veren bir Kürt akademisyen. Keşke bu çalışmalara zaman ayırabilse…

Aynı soru Asurlular için de geçerli. Kökünüz ne? Arap mı ya da Meksikalı mı? Sami kökenli iseniz buralara ne zaman, nereden geldiğinizin belgesi var! Ermeniler için de aynısı geçerli. Ermeniler daha katı bu konuda. Horenli Musa’nın dediği; Kürt olan Tirigan savaşta buraya gelince sekiz sene elinde tuttuğu Antakya’ya kadar toprak istiyor. Burası Kürtlerin ataları olan Hurriler’in dini ve kültür başkenti. Hurriler burada iken Ermeniler neredeydi? Tirigan’ın yanında Ermenistan’a götürdüğü Kürtlere ne oldu? Bunları konuşmak milliyetçilik olarak kabul edilmemeli. Tarih bilimini reddetmek anlamına geliyor bu. Konuşulsun, kaçmayalım, bu bugünkü dostluğu zedelemez aksine güzelleştirir, yeni bir sayfa açmaya vesile olur.

‘KERKÜK’Ü KURANLAR KÜRTLERDİR’

Yine ‘Kerkük kimindir?’ tartışmaları zaman zaman gündeme oturuyor. Tarihçiler anlaşamıyor. İdeolojiler tarihin önüne geçebiliyor. Siz ideolojilerden bağımsız ne düşünüyorsunuz?

Kerkük’ü yani Nuzi’yi kuranlar Kürtlerdir. Bu açıktır. Zamanında Celal Talabani, Türkiye’nin desteğini alıp, KDP’ye karşı Kerkük üzerinden Türkiye’ye göz kırpınca Tarihçi Prof. Mehrdad Izady, Celal Talabani’ye çok sert çıkıp “Bay Talabani burası sizin atalarınızın toprağıdır. İnanmıyorsanız Nuzi arşivlerine bakın. Burayı kuran dedelerinizin aşiretinin ismini göreceksiniz” demişti. Türkler henüz tarih sahnesine çıkmamışken Kürtler burada diplomatik dilde, kendi dilinde ve dönemin diplomasi dili olan Akad diliyle arşivlere sahiptir. Kerkük’te bulunan Türkmenlerin yüzde 70’i Şii. Devletin tehdit olarak gördüğü şey, petrol ve kızıl elma siyasetiyle buraları savunmalarını anlaşılabilir ama hakikat ortada.

Helen mitolojisinde de Mezopotamya mitleriyle ortak oldukça yan var. Bu konuda Yunan tarihçiler esinlenildiğine dair makaleler de yazdı. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ana mitoloji etrafında herkes kendi mitolojisi yazabilir ki öyle yapıyorlar. İsimleri ve bazen figürleri değiştirip kendi milli mitosu olarak topluma sunuyorlar. Bunların örnekleri sınırsızdır. Yunanistan bunların içinde en bariz olanı. Zeus örneği gibi. Zeus ve simgesi, Hurri tanrısı Teşup’tur. Hurri’den Hitit ve Yunan’a geçen Ullikummi Destanı ile Titanların destanı benzerdir. Daha anlaşır bir örnek vermek gerekirse “Işıkla doğan” İsa, Hermes, İndra, Horus gibi isimler buranın mitolojisidir.

İdeolojik mücadeleden fırsat kalmadı mı sizce tarih çalışmalarına? Bu alanda emek sarf edenler de düzenin karmaşasında geri plana itildi belki. Siz böyle olmasın diye sosyal medyada da paylaşıyorsunuz bulgularınızı ve üstelik bu ilgi de görüyor benim gözlemlediğim kadarıyla. 

Bana kalırsa Kürt tarihi ideolojilerin kurbanı oldu. Zaten tarihteki tüm savaşlardan etkilenip bin bir parçaya ayrılmış haldeyiz. Kürt irredantizmi ve tradisyonuna yatırım yapmak yerine ideoloji çalışmalarına enerjimizi harcıyoruz. Bakın Zaxo ile Şırnak arasında en fazla 5 km ya vardır ya yoktur. İki taraf da iki farklı şekilde kurgulanmış insanlar var. Sebebi ise işte bu kurgusal ideolojilerdir. Araştırmalarımı insanlarla paylaşıyorum. Bir arkadaşımla Kürt tarihi adıyla site kurduk. Sonra üç kişi, beş kişi derken sayımız arttı. Aylık tıklanma sayımız yeni olmamıza rağmen 3 milyona yakındı. Şimdi arkadaşlar yollarına devam ediyor. Bu tür çalışmalara alan açmak zorundayız. Daha önemli başka ne işimiz olabilir?

Bu tür bilgileri paylaştığınızda, konuştuğunuzda, yazdığınızda; bu bilgiler milli duygularla abartılmış ve şüpheli bilgiler olarak değerlendirilebiliyor. Hem de ilk önce Kürtler tarafından. Sizce, Kürtlerin kendi tarihlerine yaklaşımları nasıl?

Prof. Gursaran Pran Talwar’ın deneyi ve Rupert Hay’ın tespiti devreye giriyor yine. Kürtler, tarihte hiçbir rolünün olmadığına inandırılmış bir halk. “Aman ufak atın” sözlerini çok duyuyorum. “Siz de her şeyi Kürtlere yüklemeyin” diyenler… Bira ve şarabın Godin Tepe’de yapıldığını söyleyince de mesela, hemen tepki gösteriyorlar. Hollandalılar çıkıp biraya Godin ismini verince biraz değişebiliyor fikirleri, biz söyleyince değil.
Arkeoloji sonuçları her an değişen bir bilimdir. Sümer öncesi kültürler var, medeniyetler var demiştik. Izady’in deyimiyle işte buna “mevki spekülasyon”u diyoruz. Para karşılığı yazılan tarih ile kiralık tarihçi olabiliyorsun. Sümer ve Akad’ı 150 yıl boyunca yöneten Gutiler’den haberi yok. Anıt dikmiş ‘Guti krallığı, dört krallığın kralı’ diye söylesen de inanmaz ki, hücrelerimizdeki kodlar bunu duyunca hemen “Hayır olamaz” diye tepki veriyor.

Bu araştırmaların Kürt dili ve lehçelerine de katkısı da olacaktır şüphesiz. Birbirinden ayırmaksızın üzerinde çalışmaya, desteğe ihtiyacınız var. Bu alanda emek veren ancak profesyonel olarak zamanını buna ayıramayan insanlar var. Yaşam derdinden! Mezopotamya arkeolojisi ve sanat tarihinin gelişmesi için neler yapılması gerek, ne tür desteklere, yatırımlara ihtiyaç var sizce?

Dimili (Zaza) Kürtler gerçekten farklı bir millet ise köklerini bulabiliriz. Gorani Kürdleri “Biz Kürdüz” diyorken ‘Zazalar Kürt değildir’ diyorsa tarihçiler de nedenlerini açıklayabilir. Mittani’nin yıkılışı bugünden çok farklı değildi. Kürtler dönemin süper gücü olan Mısır’a evlilikle akraba olup koalisyon kurunca bu ilişkilerine çok güvendiler. ‘Hitit bize karışamaz’ hesabını yaptılar. Siyaset ve dengeler değişti, Hititler birkaç sefer yapıp koca devleti yıktı. Saray tuzakları, darbeler hepsi ortada dileyen okuyabilir. Bu ve benzeri konuların hepsine cevap bulabiliriz.

Tek bir yolu yok. Ancak yapılacaklar belli; arkeoloji, antropoloji, sanat tarihi, etnoloji gibi alanlarda araştırma ekipleri kurulup, tarafsız kaynaklarda araştırmalar yapılabilir. Bu geleceğe yatırımdır. Ama politikacıların böyle dertleri var mı bilmem…

Sizin genç bir arkeolog olarak hayalleriniz, hedefleriniz neler? 

Kürt tarihini M.S. 1 y.y’a kadar yazmak istiyorum. Hiç kolay bir iş değil. Birçok arkeolojik araştırma gerektiriyor. Ciddi zaman ayırmam gerek. Yazı öncesi ve sonrası, mağaralar dönemi, daha önceki dönemler epey zorlu bir süreç. Bir tarih kurumumuz olsa her şey başka olabilirdi. Benim gibi onlarca insan var. O nedenle kişisel hedefim değil toplumsal olarak ilk hedefim tarih kurumu kurmak için çabalamak.

Bu yazı ilk olarak Gazete Duvar’da yayınlanmıştır

 

SÖYLEŞİ Haberleri

Mustafa Aydoğan: Kürt nüfus çoğalıyor, Kürtçe konuşanlar azalıyor
30 yıl sonra tahliye olan Rojbin Perişan: Vazgeçmediğin sürece umut vardır
İstanbul Sözleşmesi, İngiltere’de yürürlüğe girdi
Mücahit Bilici: 'Kürt demokrasisinin de Kürt askeriyesine 'haddini bil' diyebilmesi lâzımdır'
Kürt korkusu Kürtlerle ilgili hak taleplerini güvenlik meselesine indirgiyor