Amacın Araç, Aracın da Amaç Haline Geldiği/Getirildiği Siyaset Halleri…

Sait Aydoğmuş

Abdullah Öcalan’ın, 23 Haziran’da yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini, AK Partili aday Binali Yıldırım lehine etkileyebilmek için gönderdiği mektubun, KCK ile HDP yönetimleri ve hapiste bulunan Selahattin Demirtaş tarafından planlı bir taktikle nasıl  boşa çıkartıldığını ve sonrasında da Kandil’i, HDP’si ve Selahattin Demirtaş’ı ile  bu boşa çıkarma eyleminin tüm taraflarının  “Abdullah Öcalan tartışılmaz liderimizdir, ne derse olur” nakaratını özellikle tekrarlayarak nasıl takiye yaptıklarını hep beraber izlemiştik. 


Aslında PKK ve çevre örgütleri, belli başlı belgelerinde “Önderlik” kavramıyla ezeli ve ebedi olarak tartışılmaz liderimiz diye niteledikleri Abdullah Öcalan’ı ilk defa boşa çıkarmıyorlar. Bunu, yıllardır birçok gelişmenin şahsında yaptılar, yapıyorlar.  Sonuncusunu bir tarafa bırakırsak; bu boşa çıkarmalardan en görünür olanı, anılan çevre tarafından “Rojava” olarak kavramlaştırılan Batı Kürdistan’a ve dolayısıyla Suriye’ye ilişkin politika idi. Öcalan, daha önceden de Batı Kürdistan’da PKK etkinliğindeki örgütlere Türkiye’nin politikası ile uyumlu bir politikayı kabul ettirmeye çalıştı; söz konusu son mektubunda da “Türkiye’nin hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak gerekir” deyip bu konunun altını bir daha çizdi. Ancak PKK ve çevre örgütlerinin diğer odakları, İran ve Suriye’nin etkileriyle oradakilere tam tersi bir politikayı benimsettiler ve halen de sürdürüyorlar.


Çelişik tutumun sonuncusunu, tüm toplum nezdinde görünür kılan etmen, son yıllarda peş peşe yaşanan seçim ortamları nedeniyle Kürd ve Türkler arasında zirveye çıkan siyasal ilgi ve hassasiyetlerdi. Bu koşullar, Abdullah Öcalan’ın PKK’nin diğer taraflarıyla çelişkisini ve dolayısıyla rekabetini daha görünür kılarak, konuyu yukarıda belirtildiği gibi “hep beraber izleme”mize vesile oldu. 


Yaşanan bu durum, başta PKK dışındaki Kürd hareketi olmak üzere, bir çok kesim ve kişiler nezdinde, PKK ve çevre örgütlerinde bilinen taraflar (odaklar) arasında  iplerin kopmaya doğru gideceği ve dolayısıyla PKK’nin Kürd toplumu üzerinde siyasal ve örgütsel olarak var olan hegemonik  konumunun zayıflayacağı, hatta   son bulacağı yolunda değerlendirmelere ve dolayısıyla beklentilere neden oldu, oluyor.
Çok iyimser bulduğum bu kanaat ve dolayısıyla beklentilerin gerçekçi olup olmadıklarını daha iyi görmek için, PKK’nin politik ve örgütsel yapısının nasıl bir denkleme dayandığını daha ayrıntılı irdeleyip  politik ve örgütsel hesaplarımızı, görevlerimizi buna göre yapmamız gerekiyor.


Siyasal amaç, örgütsel güç için araç haline gelince...


PKK’deki güç odakları/taraflar, yıllardır, aynı anda taban tabana zıt olan çok farklı politik aktörlerle, güçlerle (Örneğin, halen İran ve ABD ile) işbirliği yapan; bu anlamda biri birinden çok farklı davranan, davranabilen ve son olayda  açıkça görüldüğü gibi, bazen de özel plan ve çabalarla biri birlerini boşa çıkaran bir politik ve örgütsel denklemi,“strateji” olarak benimsemiş durumdadırlar. Bu denklemde, anılan türden çelişkili hatta zıt tutum ve davranışlar, denkleme aykırı olmak bir yana, aksine var olan denklemi aslına uygun olarak rasyonalize ve dolayısıyla dinamize ediyorlar.


Siyasal amacın araçsallaştırılarak, partinin/örgütün gücünün korunup geliştirilmesinin hizmetine sokulduğu ve tarafların tümünün  “kazan kazan”  anlayışıyla karşılıklı olarak yararlandığı bir “güç havuzu”nun korunup geliştirilmesinin,  siyasal bir denklem/strateji haline getirilmesinden bahsediyoruz. Böylesi bir denklemde, çelişik tutum ve zıtlıklara rağmen bir arada kalmayı becerebilmek,“havuzu”  koruyup, zenginleştirip tüm taraflara kazandırırken;  aksi de herkese kaybettirmektedir. 


Normalde belli bir siyasal amacı, konumuzun somutunda Kürdistanı, belli bir siyasal statü ile özgürleştirerek, Kürdlerin kendi kendilerini yönetmelerini amaçlayan  bir siyasi parti/hareket, siyasi hayatın ve mücadelenin canlılığı içinde,zaman zaman, amacıyla uyuşmayan  çelişkiler yaşasa, tutumlar takınsa da; esasen örgütsel tutum ve dolayısıyla yapısını, siyasal amacıyla uyumlu kılarak varlığını ve dolayısıyla mücadelesini sürdürüp amacına varmaya çalışır; çalışmak zorundadır. Böylesi bir siyasal stratejide/denklemde, parti/örgüt, diğer bir ifade ile “araç”,  siyasal amaca tabidir; onun için vardır ve dolayısıyla genel olarak onunla uyumlu olmak zorundadır. Bu ve benzeri siyasal denklemlerde, bahsettiğimiz türden çelişik davranış ve tutumlar çoğalıp süreklileştikleri oranda, önce örgütsel yapı tükenir ve dolayısıyla siyasal amacı gerçekleştirmekten de uzaklaşılır.


Ancak PKK’nin yıllardır sürmekte olan mevcut stratejisinde ve dolayısıyla denkleminde, durum tam da bu genel doğrunun tersine işledi, işliyor. Siyasal olarak “Bağımsız, Birleşik, Sosyalist Kürdistan” amacıyla ortaya çıkan ve bu amacını temelde siyasal şiddetle gerçekleştirmeye çalışan PKK, kendisi gibi düşünmeyen ve yapmayanları “hain” ilan etti. PKK, bu yolla Kürt ulusal dinamizmi üzerinde hegemonyasını kurduktan ve bölgesel denklemlerde taşeron bir güç olarak da olsa yer alma imkanına kavuştuktan sonra, başlardaki sunumunun esası olan milletleşme ve devletleşmeyi hedefleyen ulusal siyasal stratejiden ve amaçtan tamamen vazgeçti. 


Siyasal olarak amaçsızlaşmanın bir gereği olarak PKK, milletleşme ve devletleşmenin, artık Dünya çapında aşılarak gereksizleştiğini “teorize”de etti, ediyor. Bölgemiz Ortadoğu’da, mevcut devletlerin sahibi olan milletlerin,  kendiçıkarları için, din ve mezhepler dahil, her şeyi araçsallaştırarak, canhıraşane savaştıkları günümüz koşullarında PKK, sözde halkların kardeşliğine dayalı “Halkların Demokratik Konfederalizmi” gibi kulağa  çok hoş gelen ancak bu hoşluğu  kadar ucube de olan  bir amacı benimsemiş bulunuyor. PKK, bu hayali amaca uygun olarak,öncelikle başta Kürdistanı parçalayıp sömürgeleştiren devletler olmak üzere,var olan devletleri ve dolayısıyla tüm Ortadoğu’yu,siyasal şiddeti esas alan bir mücadele ile  sözde demokratikleştirmeyi amaçlıyor. Gerçekte ise, Kürdistan’ın dört parçasında da, Kürd ulusal dinamizminden üreyen enerjiyi, bu dinamizmin ulusal hayal ve taleplerinin aleyhinde kullanarak, tüm parçalardaki Kürd ulusal hareketini de  sömürgeciler lehine istikrarsızlığa sürükleyip zayıflatıyor ve kendisini bölge ve uluslar arası  siyaset piyasasında adeta pazarlıyor. Bu sayede edindiği güç ve belli mevzilerle oluşturduğu iktidarını korumaya çabalıyor. 


Açıktır ki bu politik denklem ve yöntem,    sömürgeci devletlerin, ulusal hareketi siyasal ve örgütsel olarak asimile ve kültürel olarak da entegre etmekle ilgili politik çaba ve amaçlarına doğrudan hizmet ediyor. Bu yanıyla PKK’nin anılan siyasal ve örgütsel ehlileşme siyasetinin esas sahiplerinin, başta “Önderlik”i elinde bulunduran Türkiye olmak üzere, Kürdistanı işgallerinde tutan sömürgeci devletler olduğunu iddia etmek, işin mantığı ve doğası gereğidir. PKK’nin “Önderlik” vasıtasıyla Türkiye Devleti ile, HDP ve Selahattin Demirtaş vasıtasıyla şöven, entegrasyonist Türk soluyla, Kemalist CHP ile ilişkileri biliniyor, görülüyor. Kandil aynı rolü İran’da, Irakta ve Suriye’de (ABD’nin oradaki varlığının yarattığı önemli fark ile) oynuyor

.
Zira, biliyoruz ki Kürdistanı parçalayıp işgallerinde bulunduran sömürgeci devletler, neredeyse İki yüz yıldan beridir, ısrarlı bir biçimde  milletleşme ve devletleşme, yani Kürdlerin kendi ülkesinde, kendi kendilerini yönetme  mücadelesi veren Kürd ulusal  hareketini, katliamlar dahil, tüm yol ve yöntemleri denemelerine rağmen bir türlü  yok edemediler, edemiyorlar. Bu durumda, anılan dinamizmi yöneten siyasal hareket(ler)isiyasal ve örgütsel olarak çarpıtıp ehlileştirerek, böylece onları Kürdistan’ı ve Kürdleri özgürleştirme değer ve politikalarından uzaklaştırarak, entegrasyonu hızlandırma başlıca alternatif politika/yol olarak kalıyor.  Özellikle PKK politikasının şahsında,  başta Türkiye olmak üzere diğer sömürgecilerimizin de yaptığı budur.


Sonuç ve Çare


Anlata ve irdeleye geldiğim bu nalet denklemi, gerek PKK ve çevresindeki güç odakları ve gerekse de onun esas sahipleri, yararlananları olan sömürgecilerimiz açısından ayakta  tutan temel etmen, PKK’nin şahsında Kürd ulusal dinamizmiyle yaratılan ve fakat bu dinamizmi oluşturanların aleyhine işletilen politik ve askeri güçtür. Denklem,taraflar açısından rasyonalitesi sürdüğü müddetçe devam ettirilecek, ettirilmek istenecektir.Taki, Kürd ulusal dinamizminin ulusal hayal ve taleplerini, Kürdlerin  tarihsel ve güncel algılarını milletleşme ve devletleşme yoluna kanalize edip  Kürdistanı ve Kürdleri gerçek anlamda özgürleştirmenin politikasını, mücadelesinin odağına koyan yeni güç odakları, politik aktörleri oluşana kadar.. “Havuz”un küçülmesi, bu şer ittifakı bozup, küçültüp etkisizleştirecektir. Kanaatimce,  belirtilen türden yeni odak ve aktörleri yaratabilmenin, günümüzdeki en önemli ve dolayısıyla öncelikli görevi, PKK’nin  niteliği kadar, Kürd ulusal dinamizminin tüm olup bitenlere rağmen niçin  O’na destek olduğunun/verdiğinin nedenlerini doğru saptamak ve bu yanılgıyı düzeltme  temelli politikalar üretmek ve siyasal hayata uygulamaktır. Zira biliniyor ki, PKK dışındaki Kürd hareketi ve siyasetçileri olarak, farklı kavramlarla da olsa, PKK’nin anılan niteliğini yıllardır sayıp döküyor, neredeyse bütün zaman ve enerjimizi buna harcıyor; ama daha da bitip tükenmek dışında bir yere varamıyoruz.


26 Temmuz 2019
Sait Aydoğmuş