Abdullah Kıran: Türkiye’nin tek bir sorunu var: Kürt sorunu!

Kürt sorunu, Türkiye’deki tüm sorunların en önemli sebebi ve ana kaynağı niteliğindedir. Bu sorun çözüldüğü an Türkiye dünyanın en zengin, en güvenilir ve en demokratik ülkeleri arasında yerini alacaktır.

  (1) Türkiye’nin bir demokrasi sorunu yoktur; Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Kürt sorunu çözüldüğü ve çözüm yoluna girdiği andan itibaren, Türkiye’de demokrasi saat gibi işlemeye başlar. Bunun en somut örneği, çoğumuzun yaşayarak tanıklık ettiği 2013-2015 dönemidir. Türkiye’nin tam yüz yıllık Cumhuriyet tarihinde, gerçek anlamda, Batı standartlarındaki yegâne demokrasi deneyimi, AK Parti iktidarının 2013-2015 yılları arasında yaşandı. Zira bu dönem, hükümetin Kürt meselesini çözmek için kolları sıvadığı ve demokratik kanalların sonuna kadar açık olduğu bir dönemdir. Gerçek demokrasi deneyimi açısından, maalesef bunun öncesi ve sonrası yoktur.

(2) Türkiye’nin bir adalet sorunu yoktur; Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Adalet sisteminin hakkıyla işlememesinin en önemli sebebi Kürt sorunudur. Kürt meselesi konusunda demokratik bir perspektife sahip olmayan, ister yargı ister savunma mensubu kimi hukukçular, iktidarın barolara yönelik olası bir tasarrufunu engellemek ve ülkedeki “hukuksuzlukları protesto” etmek amacıyla sokağa çıkıp yürüdüğünde, gidebilecekleri yer en çok Anıtkabir olur. Eğer Mustafa Kemal’in demokrasi ve Kürt meselesine bakış açısı, AK Parti’nin 2013-15 dönemindeki uygulamaları ve bakış açısından daha ileri olsaydı, ben yargı ve savunma mensuplarının Anıtkabir’e çıkışlarını daha çok demokrasi talebi şeklinde yorumlardım.  Oysa azıcık tarih bilgisine sahip olup, evrensel hukuktan bihaber olmayan herkes bilir ki bu ülkenin kuruluş sürecinde, eğer Mustafa Kemal isteseydi Kürt sorunu rahatlıkla çözebilir ve demokrasiyi getirebilirdi. Mustafa Kemal için Kürt meselesini çözmek, bir şapka devrimi kadar bile zor değildi.

(3) Türkiye’nin ekonomik bir sorunu yoktur; Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Yerküre üzerindeki en stratejik, en bereketli, en avantajlı kara parçasında bulunan Türkiye’nin, dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almamasının yegâne sebebi Kürt sorunudur. Son kırk yılda Türkiye’nin Kürt meselesini çözmek için harcadığı paranın yüz milyarlarca dolarla ile ifade edildiğini hepimiz biliyoruz. Oysa bu para ekonomik kalkınmaya ayrılabilseydi, ekonomide mucizeler yaratılırdı.

(4) Türkiye’nin bir yolsuzluk ve kaynakların israf edilmesi sorunu yoktur; Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Kürt sorunu devam ettikçe, Türkiye bundan daha şeffaf ve daha çok denetlenebilir bir yapıya kavuşamaz.

(5) Türkiye’nin bir eğitim sorunu yoktur; Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Kürt sorunu devam ettikçe, Türkiye eğitim sisteminin en önemli önceliği bilim olamaz.

(6) Türkiye üniversitelerinin bilimsel yetersizlik sorunu yoktur; Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Batıda bilimsel gerçeğe saygı esastır; aşırma, kopyalama ve başkasından intihal etme gayri ahlâkîdir. Edebi, tarihi, siyasi veya felsefi bir metnin nakil veya çevirisinde, orijinal metne sadık kalmak olmazsa olmaz şarttır. Ancak bizde bu tür “faaliyetlerde” bulunanlar ödüllendirilebilmektedir. Örneğin, Ortaçağın en büyük İslam Tarihçisi İbn’ül Esir’in  El Kâmil Fi’t Tarihkitabının çevirmenlerinden Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, sadece bir sayfada dört kez  “Kürt” kelimesini “Türk” diye çevirebilmektedir. Üstelik kitabın yayınladığı Bahar Yayınları,” dini hassasiyetleri olan bir yayınevi olarak bilinmektedir. Haydi diyelim ki bilim ahlâkı tam anlamıyla oturmamıştıt. Ama tüm müminlerin her durumda dile getirdiği Allah korkusu da mı yoktur?

(7) Türkiye’nin bir bölgeler arası eşitsizlik sorunu yoktur; Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Muş ile Diyarbakır’ın Kulp ilçesi birbirinden 50-60 km uzaktır. Ancak Kulp’a gitmek için, önce Muş’tan 115 km ötedeki Bingöl’e, Bingöl’den 21 km ötedeki Genç ilçesine, oradan 50 km ötedeki Diyarbakır’ın Lice ilçesine geçer ve ancak Lice’den, 55 km ötedeki Kulp’a varırsınız. Karadeniz bölgesinde, örneğin Artvin’de DSİ milyarlarca lira para harcayarak 47 tünel ve 35 köprü inşa etmiştir. Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesinin tamamında Artvin ili kadar tünel ve köprü olduğunu sanmıyorum. Oysa Muş ile Kulp arasında sadece üç tünel yapılmış olsaydı, Muş Ovası Diyarbakır’a bağlanmış olur ve istatistiklere göre Türkiye’nin en “geri kalmış” ili durumundaki Muş’un makûs talihi değişirdi.

(8) Kürt meselesi devam ettikçe, hiçbir iktidar bugün ki AK Parti’den daha demokratik bir yönetim ortaya koyamaz. Eğer AK Parti iktidarının iç ve dış politikasını uluslararası ilişkiler teorileri bağlamında, özellikle Kenneth Waltz’ın “neorealizm”i ile açıklamaya çalışırsak, sanırım mesele daha iyi anlaşılacaktır.  Bilindiği gibi Waltz, insan doğasına bakışında klasik ve stratejik realist düşünürlerden ayrılır. Waltz, Hans Morgenthau’nun üzerinde durduğu ve Thomas Schelling’in de kabul ettiği insan doğası tartışmalarına girmez; sistemi, insan doğası temelli çözümlemeye çalışmaz. Sistemi yaratıp işleten insan ve insan doğasından ziyade, sistemin yapısı üzerinde durur. Ona göre devlet liderleri sistemin mahkûmudur ve dış politikada sistemin gerektiği şekilde hareket eder. Waltz’ın teorisinde, sistemin yapısından bağımsız bir dış politika yoktur. Neoklasik Realizmde aktörler önemli değildir; önemli olan, onların hareket alanını ve ne şekilde davranacaklarını belirleyen yapıdır. Aktörler bu verili yapıyı esas alır. Dolayısıyla Waltz’ın teorisinde, sistemin yapısından bağımsız bir dış politika da yoktur. Bu teoriye göre Gorbaçov’un Soğuk Savaş’tan çekilmesinin sebebi ideolojik değildir; Sovyetler Birliği’nin ABD karşısında yenilgiye uğramasıdır. Kısacası, AK Parti’nin iç ve dış politikasını değerlendirirken, sistemin yapısını dikkate almak durumundayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karizmatik yapısı ve güçlü liderliği, neorealist paradigma gerçeğiyle çatışmaz; aksine, sağlam sistem + güçlü lider armonisiyle sistemin daha iyi işlemesini sağlar.

(9) Kürt meselesini çözmek, sistemin yapısında köklü reformlar yapmakla mümkündür.

(10) Türkiye’nin bir beka ve güvenlik sorunu yoktur; Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır.

(11) Türkiye’nin Irak ve Suriye’de çökmüş olan köhne devlet sistemlerini ağır bedeller ödeyerek ayakta tutmaya çalışmasın yegâne sebebi Kürt sorunudur. Üstelik Türkiye’nin bu politikası giderek sürdürülebilir olmaktan çıkacaktır.

(12) Türkiye’nin ABD ve Batı blokundan uzaklaşıp Rusya, İran ve Çin’e yakınlaşmasının en önemli sebebi Kürt sorunudur.

(13) Türkiye’yi daha iyi yönetmeye aday parti ve siyasi oluşumların “güvenilirlik testi” Kürt meselesine bakış açılarında yatar. Kürt meselesine makul ve inandırıcı bir çözüm reçetesi olan parti veya partilerin, Türkiye’yi daha iyi yönetme şansları vardır. Ancak bu partilerin  Kürt meselesinde, AK Parti’nin daha önce ortaya attığı çözüm perspektifinden daha cesur ve daha samimi bir bakış açısına sahip olmaları gerekir.

(14) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ayasofya kararında görüldüğü gibi, kimi açıklamalarının birkaç ay öncesi ile çelişmesine rağmen neredeyse tüm siyasi partilerin Ayasofya kararını destekleyip alkışlaması, eğer isterse AK Parti’nin hâlâ da Kürt meselesinin çözümünde anahtar bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Ancak kamuoyunu rahatlıkla yönlendirebilen güçlü bir liderlik Ayasofya kararını alabilirdi.

(15) Son Ayasofya kararı da göstermektedir ki, daha önce Türkiye kamuoyunu yüzde 80 oranında Kürt meselesinin çözümüne destek sağlayacak bir hatta çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün de bu meselenin çözümü hususunda Türkiye siyasetinin en etkili aktörüdür.

(16) Kürt sorunu, Türkiye’deki tüm sorunların en önemli sebebi ve ana kaynağı niteliğindedir. Bu sorun çözüldüğü an Türkiye dünyanın en zengin, en güvenilir ve en demokratik ülkeleri arasında yerini alacaktır.

Marmara Yerel Haber

 

 

YAZARLAR Haberleri

Önemli Bir Portre: Numan Efendi
Aziz Özdemir yazdı: Irkçılık Ya Da Işıl Özgentürk
İrfan Aktan: Işıl Özgentürk’ün çukuru
Yeni Amedspor yönetimi ve transfer politikası
Binbaşı Kasım Ataç: Bir Ajanın Anatomisi