ABD ile İran arasında, Pakistan arabuluculuğunda yürütülen uzun soluklu müzakerelerin sonunda imzalanan ve "İslamabad Mutabakat Zaptı" adını taşıyan belge, Ortadoğu için önemli bir dönüm noktası olabilir.
Şimdilik cephede silahlar 60 gün süreyle susacak. Ama diplomatik savaş, kurulacak müzakere masasında devam edecek. Çünkü savaşın gerçekten sona erip ermeyeceğine dair belirsizlikler sürüyor.
Versay'de hafızalardan silinmeyecek anlar
İran ile ABD arasındaki mutabakat zaptının sıra dışı bir yöntemle imzalanması, herkes için sürpriz oldu ve dünyada geniş yankı buldu.
Çünkü aslında mutabakatın Cuma günü Cenevre'de bir törenle imzalanacağı belirtiliyordu.
Ama Perşembe akşamı önce 14 maddelik belgenin bir nüshası, G7 zirvesi nedeniyle Fransa'da bulunan ABD Başkanı Donald Trump tarafından Versay Sarayı'ında imzalandı.
Trump'ın belgeyi imzaladığı ana dair görüntüler, uluslararası ajanslar tarafından son dakika haberi olarak geçildi ve dünya gündemine damgasını vurdu.
Ne Trump'ın büyük bir özenle belgeyi imzalayışı, ne de Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un "bravo" tezahüratını yansıtan görüntüler hafızalardan silinmeyecek.
Donald Trump'ın, büyük bir dikkatle masanın üzerindeki belgeyi imzalamayı tamamlamasıyla birlikte, yanında oturan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron "bravo" diye bağırıyor, salondakiler alkışlamaya başlıyor.
Trump, imzaladığı belgeyi dönerek arkasında ayakta bekleyen ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya uzatıyor.
Macron, Trump'ın belgeyi Rubio'ya vermesiyle ikinci kez "bravo" diye bağırarak ABD başkanını tebrik ediyor ve bunu yine G7 liderlerinin de aralarında yer aldığı yemek salondaki konukların alkışları izliyor.
ABD heyeti, Rubio'nun teslim aldığı Trump imzalı mutabakatın fotoğrafını çekerek İranlılara gönderiyor. Belgenin çıktısı alındıktan sonra, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da mutabakat zaptına imzasını atıyor.
İran haber ajanslarının, Pezeşkiyan'ın mavi, Trump'ın ise siyah kalemle imzaladıkları belgeyi objektiflere gösterirken çekilmiş fotoğrafını abonelerine geçmesiyle, Ortadoğu'da çatışmaların sona ermesini, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını bekleyen uluslararası toplum derin bir nefes alıyor.
Anlaşma mı? Yoksa niyet beyanı mı?
İmzalanan mutabakat zaptı, savaşı sona erdirecek nitelikte bir anlaşma değil. Aslında uluslararası hukuk bakımından sadece bir "niyet beyanı" niteliği taşıyor.
Nihai ve bağlayıcı bir anlaşma sağlanabilmesi için bir yol haritası belirliyor. 60 gün içinde, nihai bir anlaşmaya varılması için yürütülecek müzakerelerin çerçevesini, ana hatlarını belirliyor.
Zaten Trump bu nedenle, "uslu durmaması" halinde İran'ı yeniden vuracaklarını söylüyor.
Asıl taraflar arasındaki çetin müzakere maratonu bundan sonra başlayacak.
Mutabakat zaptı ne öngörüyor?
Mutabakata göre hem İran hem ABD, hem de tarafların müttefikleri, Lübnan dahil tüm cephelerdeki askeri operasyonlarına derhal ve kalıcı olarak son verecek.
Birbirlerini tehdit etmeyecek ve birbirlerine karşı güç kullanmayacak. Ve Lübnan'ın toprak bütünlüğü ile egemenliği de güvence altına alınacak.
Her iki taraf, birbirinin içişlerine karışmaktan kaçınacak. Oysa, ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta, İran İslam rejimini devirme iddiasıyla da savaşı başlatmış, Trump İran halkını baskıdan kurtaracağını iddia etmişti. Hatta, İranlı muhaliflere sokaklara çıkma çağrısını "yardım yolda" sözleriyle yapmıştı.
Hürmüz Boğazı açılacak mı?
Mutabakat metninde ayrıca dünya ekonomisi açısında büyük önem taşıyan ve sabırsızlıkla beklenen, Hürmüz Boğazı'nın açılmasına ilişkin sağlanan uzlaşı da yer alıyor.
Her iki taraf, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukalarını karşılıklı olarak kaldırma taahhüdünde bulunuyor.
İran, anlaşmanın imzalanması sonrasında ticari gemilerin boğazdan güvenli geçişi için gerekli düzenlemeleri yapacak, ticari gemilerin geçişi hemen sağlanacak ve 30 gün içinde gerektiği takdirde deniz mayınların temizlenmesi de tamamlanacak.
Bu arada savaşta önce gemiler boğazdan ücretsiz geçiyorlardı. Mutabakat zaptında ise ücretsiz geçişlerin sadece 60 gün ile sınırlı olacağı belirtiliyor. Yani ücretsiz geçişler ancak taraflar arasında yürütülecek müzakereler boyunca geçerli olacak.
Mutabakat ile birlikte ABD ayrıca İran’a, enerji ticaretine yönelik olanlar dahil tüm yaptırımları da askıya alacak.
Üstelik ABD bölgesel ortakları ile birlikte, İran'ın yeniden inşaası ve ekonomik kalkınması için Tahran rejimine en az 300 milyar dolarlık destek sağlamayı vadediyor.
Bunun için "üzerinde karşılıklı olarak mutabakata varılacak bir plan geliştirilmesi" öngörülüyor. Bu planın uygulanmasına dair mekanizmanın ise, 60 gün içinde sonuçlandırılması hedeflenen nihai anlaşmanın bir parçası olacağı belirtiliyor.
Belgede, "finansal işlemler" için gerekli tüm lisans, muafiyet ve izinlerin, ABD'nin iznine tabi olacağı kayda geçiriliyor.
Yanıtsız kalan sorular neler?
Hürmüz Boğazı'ndan geçişler 60 gün boyunca ücretsiz olacak. Peki ya sonra?
Mutabakat zaptında İran'ın, Hürmüz Boğazı'nda geçiş kurallarını, Umman ve Basra Körfezi'ne kıyısı olan diğer ülkelerle diyalog halinde ele alacağı ve daha kapsamlı bir uzlaşı sağlanmasının hedeflendiği belirtiliyor.
Bu ise bir hayli zor görünüyor. Çünkü İran ticari gemilerin geçişi için ücret talep etmekte ısrar ediyor. Ne bölge ülkelerinin, ne de uluslararası toplumun bunu kabul etmesi mümkün görünmüyor. Avrupa ülkeleri, İran'ın tutumuna haftalardır sert bir şekilde itiraz ediyor.
Mutabakatla belirsizliğin giderilemediği bir konu daha var: İsrail Lübnan konusunda ne yapacak?
Mutabakat zaptında Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların durdurulması ve bunun ABD ve İran'ın müttefiklerini de bağladığı vurgulanıyor.
Oysa İsrail hükümeti günlerdir "bizi bağlamaz" diyerek Hizbullah tehdidine karşı kendilerini savunmaya devam edeceklerini, Lübnan'dan çekilmeyeceklerini söylüyor.
Özetle Lübnan'da gerilimin tırmanması çok olası. ABD İsrail'i, İran da Hizbullah'ı frenleyemediği takdirde, bölgede çatışmalar yeniden alevlenebilir ve mutabakat zaptı da geçerliliğini yitirebilir.
Peki İran'ın nükleer programı ve füzeleri ne olacak?
Aslında ABD ve İsrail, savaşı, İran'ın nükleer programının oluşturduğu tehdit nedeniyle başlattıklarını iddia ederek, bölgenin güvenliği için İran'ın füze cephaneliğinin de yok edilmesi gerektiğini savunmuşlardı.
Hatta savaş ile ulaşmak istedikleri hedefleri şöyle sıralamışlardı:
İran'ın füze cephaneliğini ortadan kaldırmak, Tahran'ın bölgedeki milislere verdiği desteği kesmek, İran donanmasını yok etmek ve ülkenin asla nükleer silahlara sahip olmamasını sağlamak.
Oysa şimdilik İran, belgede sadece nükleer silah üretmeme ve satın almama yönündeki resmi tutumunu bir kez daha teyit etmekle yetindi. Bu yeni bir taahhüt değil.
İran'ın nükleer programıyla ilgili daha kapsamlı bir uzlaşının, müzakerelerin yapılacağı 60 günlük süre zarfında şekilleneceği belirtiliyor.
Ayrıca ABD, İran'ın balistik füzeleri konusunda da tutumunu esnetmiş görünüyor. Hem Trump'ın açıklamaları hem belgede bu talebin yer almıyor oluşu bu izlenime yol açıyor.
Özetle ABD ve İsrail'in yedi hafta süren bombardımanlarında Tahran rejiminin füze cephaneliği ve silah üretim tesisleri ağır hasar almış olsa da, İran'ın füze cephaneliği tam anlamıyla yok etilmiş görünmüyor. Çünkü daha geçen hafta İsrail'e balistik füze fırlattılar.
Öte yandan İran'ın Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki Şii milisler gibi bölgesel müttefikleriyle olan bağları da her zamanki gücünü koruyor gibi görünüyor.
Mücadele, müzakere masasına mı taşınıyor?
Şimdilik ABD ve İsrail'in bu savaşın kazananı olduklarını, hedeflerine ulaştıklarını söylemek mümkün değil.
Ama savunma uzmanlarının büyük bir bölümü zaten bu mutabakat zaptının, "tarafların güçlerini yeniden toplamak için bir ateşkes molası niteliği taşıdığını" öne sürüyor.
Amerikan ordusu ve bölgedeki müttefiklerinin askeri mühimmatının azalmış olduğu, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla küresel ekonominin büyük risklerle karşı karşıya geldiği, Donald Trump'ın özellikle ABD'deki ara seçimler nedeniyle de ağır siyasi baskı altında olduğu, bu nedenle tercihini İran ile mücadelesini şimdilik müzakere masasında sürdürmekten yana kullandığı belirtiliyor.
DW Türkçe