21.⁠ ⁠YÜZYILDA VEFASIZLIĞIN GÖLGESİNDE HEBA OLAN BİR ÖMÜR

Yüksel Avşar


İnsan, ömrünün yaşanacak bölümünde dönüp geriye baktığında, en çok yaptığı hatalara değil; kıymeti bilinmeyen emeklerine ağlıyor.

Ben de bugün kendi kendimle hesaplaşırken, kazandıklarımdan çok kaybettiklerimi görüyorum. Çünkü bir Kürt kadını olarak yalnız yılları yaşamadım; inkârı, yalnızlığı, vefasızlığı ve suskunluğu da yaşadım.

Bir ömür boyunca kalemimi halkımın acısına adadım. Kitaplar yazdım, araştırmalar yaptım, kültürüm için koştum, mezar taşlarının peşinden gittim, unutulmaya yüz tutmuş hayatları geleceğe taşımaya çalıştım. Karşılık beklediğim için değil; bir halkın hafızası kaybolmasın diye…

Ama insan yine de bir gün, en azından bir “iyi ki vardın” duymak istiyor.

Ne acıdır ki 21. yüzyıl; teknolojinin, iletişimin ve bilginin çağı oldu ama aynı zamanda vicdanın en çok yitirildiği çağlardan biri hâline geldi. İnsanlar birbirine ulaşmayı öğrendi, ama birbirinin yüreğine dokunmayı unuttu. Herkes konuşuyor, ama kimse duymuyor. Herkes görüyor, ama kimse fark etmiyor.

En ağır yoksulluk ekmeksizlik değildir.

En ağır yoksulluk, vefasızlıktır.

Bir insanın yıllarını verdiği değerlere sırt çevrilmesi, emeğinin görmezden gelinmesi, yalnız bırakılması…

İşte bunlar, sessizce öldüren acılardır.
Bir kadın için hayat zaten zordur.

Ama bir Kürt kadını olarak yaşamak…

Bazen iki kez susmak, iki kez mücadele etmek, iki kez yalnız kalmaktır.

Bir yanın kadın olduğu için kırılır, diğer yanın Kürt olduğu için incinir.

Gözyaşlarını içine akıtmayı öğrenirsin. Çünkü bilirsin ki seni anlayacak insan sayısı, acını büyütenlerden daha azdır.

Yıllar bana şunu öğretti:

İnsan bazen düşmanından değil, omuz omuza yürüdüğünü sandıklarından yara alıyor.

En derin izleri ihanet bırakıyor.

En büyük yalnızlığı ise vefasızlık…

Bugün geriye dönüp baktığımda, geçen yıllara değil; o yılların içinde yitip giden insanlığa üzülüyorum.

Çünkü artık emek alkışlanmıyor.

Sadakat küçümseniyor.

Dürüstlük safdillik sayılıyor.

Vicdan ise zayıflık…

İşte bu yüzden bu çağ, en çok iyi insanların yorulduğu çağdır.

Ben sadece kendim için üzülmem 

Ömrünü çocuklarına adayıp unutulan anneler için…

Dilini yaşatmaya çalışırken yalnız bırakılan kadınlar için…

Bir kitabın sayfalarına ömrünü sığdırıp, hayattayken değeri bilinmeyen insanlar için ağlıyorum.

Ve en çok da heba edilen ömürler için…

Çünkü bir ömür, yoksullukla değil; kıymeti bilinmediğinde heba olur.

Bir insan, ölümle değil; unutulduğunda eksilir.

Ben hâlâ inanıyorum ki bir gün bu satırları okuyan biri, yalnızca bir yazıyı okumayacak.

Bir kadının sessiz çığlığını duyacak.

Yıllarca içine akıtılmış gözyaşlarını hissedecek.

Ve belki de ilk kez anlayacak ki, bir Kürt kadınının taşıdığı yük sadece kendi hayatı değildir; bir halkın hafızası, acısı ve onurudur.

Eğer bu yüzyılın en büyük ayıbı sorulacak olursa, cevabım iki kelime olur:

Vefasızlık…cehalet

Çünkü hiçbir yara, değer verdiğin insanların sessizliği kadar derin değildir.

Hiçbir acı, ömrünü adadığın değerlerin karşılıksız kalması kadar yakıcı değildir.
Ve hiçbir gözyaşı, geç fark edilen bir emeğin ardından dökülen gözyaşı kadar ağır değildir.

Bazı insanlar ölmeden unutulur. Bazıları ise unutuldukları hâlde insanlığı yaşatmaya devam eder. İşte gerçek acı da budur. Hiçbir acı, ömrünü adadığın değerlerin karşılıksız kalması kadar yakıcı değildir.

Ve hiçbir gözyaşı, geç fark edilen bir emeğin ardından dökülen gözyaşı kadar ağır değildir.

Bazı insanlar unutulur. Bazıları ise unutuldukları hâlde insanlığı yaşatmaya devam eder. İşte gerçek acı da budur.