Celâl Temel
(1916 Kürd Tehciri kitabımızın 3. Baskısının Yayımlanması Dolaysıyla)
“Mersin Haber” adlı bir internet sitesinde, 05 Şubat 2026 tarihinde, I. Dünya Savaşı yıllarındaki Kürd tehciriyle doğrudan ilgili olduğu anlaşılan ilginç bir haber yayımlandı. Haberde, I. Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1918 yılında, Ermenilerin baskısıyla gerçekleştiği belirtilen göçün mağduru bir ailenin dramı anlatılıyor. Haberde birbirini bulan aile bireylerinin torunlarının toplu fotoğrafları da var. İçinde bazı hatalar da bulunan (Örneğin, göç sebebi olarak yalnızca Ermenilerin gösterilmesi gibi) haber metni aşağıdadır.
“BİR ASIRLIK ÖZLEM MERSİN'DE SON BULDU: ÇEVİK AİLESİ 6. KUŞAĞA KADAR TORUNLARIYLA 108 YIL ARADAN SONRA İLK KEZ BİR ARADA
1918 yılında o dönem Erzurum’a bağlı olan Bingöl’ün Kiğı ilçesinde bir köyden kaçan Çevik ailesinin çocuk ve torunları 108 yıl sonra birbirini bularak ilk defa Mersin’de buluştu. Gözyaşlarının aktığı hasretin giderildiği buluşmada kuzenlerin yanı sıra 6. kuşağa kadar birçok torun yer aldı
1918’de Erzurum’a bağlı olan, daha sonra Bingöl’e geçen Kiğı ilçesine bağlı İlbeyi (Elbek)[1] köyündeki Ermenilerin katliamlarından kaçan 2 kardeşin çocukları ve 6. kuşağa kadar alan torunların buluşması Mersin’in Erdemli ilçesinde gerçekleşti.
Erdemli ilçesinde yaşayan torunlardan Ziya Çevik’in araştırmaları sonucu 1957’de vefat eden dedesi Ali Çevik’in 2009 yılında hayatını kaybeden kız kardeşi Adile Çağlı’nın İstanbul’da yaşayan oğlu 78 yaşındaki Ali Çağlı’ya ulaştı. Bir aylık görüşmeler sonrasında Ali Çağlı ailesiyle Mersin’e geldi.
Bugün hem hala ve dayı oğulları hem de 6. kuşağa kadar torunlar buluşarak 108 yıl önce ayrılıkla yaşanan özlemi giderdi. Erdemli Kaymakamı Aydın Tetikoğlu ile İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Esat Can Öztürk’te buluşmaya eşlik etti.
Torunlardan Durdane Çevik, yıllar sonra akrabaları ile tanıştığını için gözyaşı dökerken, çok büyük heyecan yaşadığını söyledi. İstanbul’dan gelen aile üyelerinden Gülşen Çağlı yıllar sonra akrabaları ile ilk kez görüştüklerini ve çok mutlu olduklarını ifade etti.
Bingöllü olduğunu ve İstanbul’da yaşadığını anlatan 78 yaşındaki Ali Çağlı ise, "108 yıl sonra akrabalarım ile görüştüm. Bu kalabalık bana güç verdi. Hayatımda beklemediğim bir durumu yaşıyorum. Çok duyguluyum. Kan bağımız olduğu için sanki 108 senedir yan yana gibiyiz, yabancılık çekmedik. Beni buldular, aradılar. Bizler de ziyaretlerine geldik. İnşallah onlar da Bingöl’de kendi dedelerinin köylerine gelirler. Daha mutlu oluruz ve bağlarımız sıklaşır. Köyde herkes akraba sayılır," dedi.
‘Tarihte eşi benzeri nadir olan bir durum’
1918’deki Ermeni katliamı sırasında değirmencilik yapan dedesinin Adana’ya, oradan da Mersin’in Erdemli ilçesine yaralı halde geldiği süreci anlatan torunlardan Ziya Çevik, atalarının nereden geldiğini merak edip araştırdıklarını ifade etti. Sosyal medya üzerinden yaptıkları araştırmayla dedesinin kız kardeşinin çocuğu olan Ali Çağlı’ya ulaştıklarını söyledi. Çevik: ‘Burada 1918’den sonra 108 yıl aranın ardından dedemin ve 6. kuşağa kadar olan çocuklarının buluşması oldu. Aradan 108 yıl geçmiş, bir asır geçmiş. Tarihte eşi benzeri nadir olan bir durum. Bunun kelimelerle ifadesi yok, yaşanması gerekiyor’ diye konuştu.
Ermenilerin katliamı sırasında babasının Erzurum’dan Mersin’e gelerek Tabureli köyüne yerleştiğini belirten Mehmet Çevik, "Ben 1937 doğumluyum. Bugün halamın oğlu ile tanıştım. Sohbet ettik, bir birimizle hasret giderdik" diye konuştu.
Torunlardan Ahmet Öğer ise, atalarının oğulları ve torunlarıyla ilk defa bugün buluştuklarını vurgulayan torunlardan Ahmet Öğer, diğer akrabalarını da arayıp bulup bir araya geleceklerini sözlerine ekledi.
Öte yandan vefat eden Ali Çevik ile Adile Çağlı’nın 5 kardeşi olduğu ve hep birlikte Ermenilerin katliamından kaçtıkları belirtildi. Kardeşlerden vefat eden Elif’in de kızına ulaşıldığı ancak Adana’ya geldikten sonra bağları kopan Haydar ile Gülizar Çevik’e ait bir iz bulamadığı, onların çocuklarına da ulaşmak için çalışma yapıldığı öğrenildi…”[2]
BİR DEĞERLENDİRME
Yukarıdaki örnek, 1.Dünya Savaşı yıllarında, doğudan batıya göçertilen yüz binlerce Kürd mültecinin dramının, yüz yıl sonra görülen çok küçük bir ayrıntısıdır. Bu göçün, 1916 yılında Rusya’nın bölgeyi (Erzurum, Bitlis, Van) işgal etmesiyle başladığını biliyoruz.[3] Bu göçte Rus Ordusu ile bölgeye geri gelen Ermeni çetelerinin etkisi olsa da bu göçün, normal bir göçten çok bir tehcir (zorla sürgün) ve İttihat-Terakki’nin Kürdlere uyguladığı asimilasyon politikalarının bir uygulaması olduğunu biliyoruz. Bu kitabımızda (1916 Kürd Tehciri), Osmanlı Arşivlerine, Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın gizi-şifreli telgraflarına dayanarak, pek çok belge paylaştık.
O dönemde, haberde konu olan İçel (Mersin) Mutasarrıflığına yapılan göç konusunda elimizde bazı belgeler var. 1916 yılı yaz aylarında, savaş bölgesinde başlayan (başlatılan) göç sonunda, Diyarbekir’e on binlerce kafile gelmişti. 1917 yılına gelindiğinde, özellikle Diyarbekir ve Urfa’da büyük bir muhacir (mülteci) yığılması yaşanmıştı. Dahiliye Nazırı (daha sonra sadrazam) Talat Paşa, bu muhacirlerin, Adana-Sivas hattının batısına (bir daha dönmemeleri için uzağa!) gönderilmesinde ısrarlıydı. Bunu sayısız telgrafında görüyoruz.
Diyarbekir’de bekleyen ve yanlarında büyükbaş hayvanları da bulunan 100 hane (483 kişi) Kürd muhacir kafilesinin İçel’e sevkinin nasıl yapılacağı ve nasıl yerleştirilecekleriyle ilgili olarak hem Diyarbekir Vilayetine hem İçel Mutasarrıflığına üst üste telgraflar gönderildiği anlaşılıyor. Dahiliye Nezareti Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti Umumiyesi’nden (AMMU), İçel Mutasarrıflığına gönderilen 11 Haziran 1917 tarihli bir telgrafta, ne kadar mülteci barındırılabileceği, 29 Temmuz 1917 tarihli telgrafta çeşitli bilgiler veriliyor. 14 Ağustos 1917 tarihli telgrafta ise yerleştirme şekli konusunda (her köye en fazla iki hane, liderlerinden ayrı) bilgi verilmektedir. [4]
İçel Mutasarrıflığı, bu mültecileri, Silifke ve Erdemli kazalarıyla merkez Aslanköy nahiyesinin köylerine yerleştirmiştir. Bu ailelerden bazılarının, sonraki yıllarda, Erdemli’nin Kargıpınarı köyünde toplandığı, bazılarının Aslanköy nahiyesinin yakın köylerine (Yavca gibi) yerleştirildiği bilinmektedir. Bundan başka, İçel Mutasarrıflığına, 1916 yılı yaz aylarında ve 1918 yılı bahar aylarında da Serhat bölgesinden gelip Halep ve Musul’da bekleyen Kürd mülteciler gönderilmiştir.[5] Yani İçel’e (Mersin’e) en az üç kafile Kürd muhacir grubunun gönderildiği anlaşılmaktadır. Muhtemelen yukarıdaki haberde adı geçen aile de bu kafilerden birinin içinde bölgeye gelmiştir.
Haber sitesinde, yapılan yemekli toplantı sırasında, Erdemli Kaymakamı ve ilçe jandarma komutanının nezaretinde (!) bir araya gelindiği belirtiliyor. Hepsi Türkçe konuşuyormuş; fotoğraflar çekmiş, hasret gidermişler. Bu örnekte adı geçenlerin ataları, yüz yıl önce, Erzurum’dan, Bingöl’den yola çıkarken Türkçe biliyorlar mıydı? Bugün aralarında Kürdçe bilen var mıdır, bilmiyoruz. Birçoğunun Kürdlüğünden haberi bile yoktur. Aralarında 6.kuşaktan torunlarının olduğu belirtiliyor.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında veya daha sonra, Akdeniz’den Karadeniz’e, Ege’den Marmara’ya kadar, Anadolu’nun her tarafına dağıtılıp eritilen Kürd veya diğer halkların nüfusunu bilmek mümkün değildir. Anadolu, tam bir halklar mezarlığıdır. Yıllar içinde milyonlarca insanın etnik kimliğinden uzaklaştırılıp yozlaştırılması nasıl bir şeydir, üzerinde düşünmek ve sonuçlarını değerlendirmek gerekir.
Bu küçük haber, yüzyıllarca süren Kürd sürgünleri ve yaklaşık 110 yıldır sistematik olarak sürdürülen Kürd asimilasyonunun (veya entegrasyonunun) çok küçük bir özetidir. Aslında, bugün sık sorulan, ”Kürdler niye bu hâlde?” sorusunun cevaplarından biri de buradadır…
/CT/
[1] Bu köyde, 1.Dünya Savaşı yıllarında ağırlıklı olarak Alevi inançlı Kürdlerin yaşadığı ve o dönemde çoğunlukla etrafındaki köylerde Ermenilerin yaşadığı belirtilmektedir. Köy 1980 sonrasında tekrar boşaltılmış. Çok önemli bir bölgede, önemli bir köy olmasına karşın, günümüzde köyde az bir nüfus bulunuyor.
[2] 5 Şubat 2026, Mersin Haber
[3] Celâl Temel, Birinci Dünya Savaşı Yıllarında 1916 KÜRD TEHCİRİ ve İttihat-Terakki’nin, İskân ve Nüfus Politikaları, İsmail Beşikci Vakfı Yayınları, 2019, 2023 ve 2026 (3.baskı)
[4] Fuat Dündar, Modern Türkiye’nin Şifresi, İttihat-Terakki’nin Etnisite Mühendisliği (1913-1918), İletişim Yayınları, 2015, s. 153 (BOA DH ŞFR 77/77, 78/234 ve 79/113)
[5] Musul bölgesi, Kürdlerin yoğun olarak yaşadığı bir bölge olduğu için Talat Paşa ısrarla onların da Akdeniz ve Batı bölgesine gönderilmesini istiyordu. Yaşar Kemal’in kitaplarından anlaşıldığı kadarıyla, kendi ailesi de Van’dan Halep bölgesine geldikten sonra, Çukurova’ya, Adana’ya gelmiştir.