15-16 Ekim 2017

Şeyhmus Özzengin
Referandum sonrası, Kurdistan düşmanları tarafından pilanlanan abluka; 15'ı 16'ya bağlayan Ekim gecesinde; YNK içinde Talabani ailesi ihanet ayağı ile ilişki içine girerek, İngiltereye yakılan „Kerkuk Petrolleri karşılığı statukoyu koruma" ve ortak hareket pilanı içinde gerçekleşti. Bu ihanet ve düşmanlık işbirliğinin hem Kurdistan iç ayağı ve bölgesel, hem de uluslararası ayağının, tamamlanarak girişilen Kerkuk işgalı sonrası durum; Kurdistan bağımsızlık hareketine ağır bir darbe vurdu. Elini zaiflattı. Ama bu zaiflama ve ağır darbe bir sonuç değil, döneme tekabul eden sadece geçici bir hamle olarak önümüzde masada duruyor. Çünkü hiç kimse sonsözünü söylemiş değil. Bütün taraflar mevzilerinde yeni hamleler için askeri-siyasi hazırlık ve diplomatik girişimlerini geliştiriyor.

15-16 gecesi Kurdistan'a karşı düşman ortak hamlesine sessiz kalan diğer bir güç ise ABD olarak kayda geçelim!

İŞID ile savaş süreci boyunca Kurdleri „stratejik müttefik" olarak seçtiğini her fırsatta kurdlerin sırtını okşayarak vurgulayan, destekleyen ABD, Kurdleri sattı mı? Yoksa ABD'nin amacı; hem Güney Kurdistan'da, hem de Güney Battı Kurdistan'da Kurdleri kullanıp atmak miydî? Yoksa kontrol edemediği Kurd bağımsızlık hareketinin haddini bildirmek miydi?

Benim kanaatime göre ABD'nin Kurdlerden vazgeçmesi zor. Çünkü Ortadoğu'da kurdlerden başka ABD'nin bir tek müttefiki (İsrail hariç) yok. Kurdlerin yenilgisi, ya da düşmana yem edilmenin, ortadoğu'da ABD'ye kaybettirir. ABD, devlet bazında  hem Suriye'de ve hem de Irak'ta halıhazırda sağlam mütefikleri durumunda sadece kurdler var. Bu karşılıklı ilişki, hangisi kaybederse diğeri de kaybeder anlamındadır. O halde ABD Kurdleri gözden çıkaramaz!

Öyleyse 15-16 Ekim gecesi ABD, Kurdleri neden yem etti ya da yalnız bıraktı?

Ortadoğu sahasında karşıt gücün liderliğinde Rusya var! Peki Rusya'nin Kerkuk işgalı sonrası kulağa hoş görünen açıklamaları, Kurdlere yeni bir tercih kapısı açabilir mi?

Kurdlerin Rusya'ya göveni var mı?  Bu soruların cevaplarını irdelemeye çalışacağım:

Diplomatik alanda ve siyasette ustalık isteyen bazı girişimler, sonuç vermediği veya sonuç için gerekli zemin ve güvene sahip olmadığı zamanlarda; yapılan atak kısa süre sonra devredışı kalır ve unutulur. Hele Ortadoğu gibi bir alanda, herkesin herkesi geçmişi ve geleceğiyle çok iyi tanıdığı bir zeminde bu tür girişimler daha bir pürdikat irdelenmeli.

Rusya hiç bir zaman Kurd Ulusal Kurtuluş Mücadelesine sıcak bakmadı. Ortadoğu'da Suriye sahası dışında dayandığı bir zemin yok. Elindeki bütün alanlarını kaptırmiş durumda. Kurd düşmanları ‚İran, Türkiye ve Suriye ile ayni kampta Kurdler için kazanlarda su ısıtiyor! O halde Rusya'nın kulağa hoşgelen belirlemeleri için zemin yok diyebilir miyiz?

Rus dış politikası: Ortadoğu'da hep Kurd karşıtı (düşman) cephede yer aldı. Bunun analizi için çok da uzağa gitmeye gerek yok. II.Dünya Savaşı'ndan günümüze kadar; Mahabat Kurdistan Cumhuriyeti, Saddam ile ilişkiler ve Suriye Alanındaki BAAS ile örgütlenme, silah ve istihbarat ilişkileri, İran İslam diktatörlüğü ile ayni kampı, Türkiye ile sürekli flört arama girişimleri; hep bir hafıza kaydı olarak önümüzde duruyor(!) Bunları tek tek irdelediğimiz zaman,Ortadoğu siyasetinde Rusya kurdlerin sırtını dayiyacağı bir grup değil. Çünkü, Kurd sorunu, Türkiye, İran ve Suriye'nin bölgesel etkin güç olarak katıldığı bir grup kampında, kurdlere sadece kazanlarda suyu ısıtılır.

Tekrar ABD'ye ilişkin sorularımızın cevaplarını ararsak:

Önce şunu net olarak belirteyim: Kurdler kendi toprakları üzerinde ulusal bağımsızlık taleplerinde ortak bir duruş sergilemedikleri sürece; İhanet ve düşmanla işbirliği ederek, bağımsızlığa ayak takma zemini hep olacak. Bu zeminin Kurd ulusal davasına çokça zarar verdiğini ve ilk neşteri burdan vurmanın gerekli olduğunu belirtelim. Ondan sonra İran'nın bölgeyi tehdit ve bu tehdidin kapsamında; ABD-İsrail-Suudî Arabistan kampının karşı atak rölünü değerlendirelim.

Önce şu belirlemeyi bir bütün olarak bölge ile ilgili yapalım: Bölgede hesaplaşma günü tehlikeli bir biçimde yaklaşıyor. Biz kurdler, bu savaşın kazananı olur muyuz(!) henüz net değil. Ama devletsiz 50 miliyonluk bir ulusu düşünürsek, kaybedeceğimiz çokça şeyin olmadığını da görürüz. O halde gelecek sıkıntılı günlerin içinden, kurdlere bağımsızlık umudun daha güçlü olduğunu belirtebilirim.

Bu umudun beslenmesi kaynağı içinde Kurdlerin İran karşıtı kamp'ta yer alma ve kazanma şansı daha yüksek. O halde kurdler şansını bu yönde zorlamalı.

Harita üzerinde İran'nın etkinlik sürdürdüğü alanları gözönüne getirdiğimizde en çok İsrail'in ve Kurdistan'nın tehlike altında olduğunu göreceğiz. İran; İrak'ta 120 bin askeri gücünün olduğunu düşünürsek, burayı büyük oranda ele geçirmiş olduğunu görürüz. Ayni şey Suriye için de geçerli: Suriye'de İran'nin emri ile hareket eden 60 bin silahlı milis gücü var ve sürekli takviye ediyor. Lubnan'da Hizbullah kanaliyle İktidara müdahale edecek kadar etkin. Yemen, Katar ve Misirda silahlandırdığı diğer Şiist silahlı milislerle Suudî Arabistan üzerinde etkinliğini sürdürüyor!

O halde İran, direkt ABD-İsrail, Suudî Arabıstan ve kurdleri tehdit eden bir güç. Buna rağmen ABD neden 15-16 Ekim'den bu yana suskun ve neden „statukoyu koruma" stratejisinde ısrar ediyor? 

ABD, yanında sadece İsral'i alarak tek başına savaş alanına inmez. Bu ABD için de rızikolu olur. Mutlak surette uluslararası bazı etkin güçleri de yanına alması gerekiyor. Bunun için Arap yarımadasından bazı güçleri ve İngiltere, Fransa, Almanya'yı ikna etmesi lazım. Rusya ile bölge üzerinde anlaşması gerekiyor. Henüz bu alanda gözle görülür bir netlik yok. Bana göre ABD'nin kurdlere ilişkin „suskunluk" nedenlerinden biri bu.

ABD'nin diğer bir suskunluğu iç-dinamiklerindeki parçalı duruştur. Ortadoğu'ya müdahale konusunda bir siyasi çıkmaz var. ABD bürokrasisinin ardarda „Kurd politikasına ilişkin" yaptığı açıklamalar, Silah sanayisinin başını çeken dışpolika ile Trump ekibi arasındaki anlaşmazlık; Ciddi şekilde Kurd politikasını etkilemekte ve fatora kurdlere çıkmaktadır. Başka yönü ile düşünürsek; İran'nın Kerkuk hamlesine karşı Trump ekibi suskunluğu, Kurd yanlısı lobileri ve siyaseti için bir „motivasyon" amaclı kullanılmiş olabilir mi? Bu mümkün olsa bile, Amerikan kamuoyunun Kurd sorunundaki hasasiyetini düşünürsek, henüz sadece belirtiler olarak önümüzde duruyor. Bu anlamda Amerika siyaseti içindeki iç savaşın kurdler lehine evrimleneceği ipucları var ama sonderece yavaş yürüyen bir durum. Bu da Kurd kamuoyunun ABD'ye ilişkin güvenini ve umudunu günbegün tüketmektedir. ABD, zaman geçirmeden bu konuda netliğe gitme zorunluluğu var.

Dört parçada Sayin Mesut Barzani'nın öncülük ettiği bağımsızlık konsepti ve Referandum sonuçları onurlu bir yerde muhafaza edilmektedir. Bu umut ve cesaret, bölgedeki yeni ataklarda daha net olarak masaya gelecek elbette. Şimdilik moralde bir gerileme gibi görünsede, bu demoralizasyonun uzunvadeli olacağı kanısında değilim. Gelecek günlerin Kurd ve Kurdistan'dan yana daha güçlü bir pilanı ortaya çıkaracağını eldeki verilerle net olarak görüyorum. Önemli olan kurdlerin bu verileri sağlıklı bir şekilde değerlendirme yeteneğini kullanmasıdır.

Gerek referandum süreci boyunca ve gerek referandum sonrası ihanet cephesinde „Kurdistan bağımsızlık stratejisi"ne karşı düşmanlık besleyen Tevgera Goran, YNK'nin Talabani aile kanadı ve PKK ve birtakım hayalcı solcu takımları, tarihe ihanet projesini hayata geçirdiler. Bunun son söz olmadığını net olarak görmek ve ona göre daha güçlü karşı ataklar için hazırlık yapmak gerekiyor.

Bekleyip göreceğiz.

11.11.2017