Abit Gürses

Abit Gürses

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Bir Politik Kültür -9-Öze dönüş ve kendisi olmak

A+A-

Öze dönüş ve kendisi olmak

9

Kemalist sömürgeci devletin asimilasyonu ve bu asimilasyon sonucu ortaya çıkan ‘’Türkçe kürt solculuğu’’ Kurd siyasi hareketini özünden uzaklaştırmada dolaylı olarak devletin amacına hizmet etmiştir. Bu anlayış, bu gün ‘’ortak vatan’’ ‘’Türkiyelileşme’’ ‘’Demokratik Türkiye’’ vb. kavramlarla ifade bulan bir canavara dönüşmüş bulunmaktadır. Devletin asimilasyon ve integrasyon makinasının kurd milletini öğütmesi yetmiyormuş gibi bunun bir de ‘’Kürt’’ ayağı oluşmuştur…

Osmanlı döneminde ‘’ümmet’’, halife, İttihat Terakki döneminde (Enver Paşa’ca temsil edilen) sonraki yıllarda Türk/İslam sentezi diye adlandırılan çizginin devamcıları olarak, son yıllarda ümmetçilik adına ortaya çıkan veya çıkarılan fanatik İslamcılar da Kürt kitleleri nezdinde belli bir güç toplamış bulunuyorlar.

1800’lü yılların ortalarına kadar Kürd beyliklerinin liderliğinde sürdürülen Kürd milli direniş hareketleri, 1800’ün ikinci yarısından itibaren artık dini önderlikler, (çoğu da Nakşibendi tarikatına mensup yurtsever şeyhler ve diğer dini liderler) tarafından sürdürülmüş, bu durum Koçgiri ve Dersim’de de Alevi din önderleri tarafından sürdürülen mücadeleler (Xoybun hariç) devam etmiştir. Irak ve İran Kurdistanında 1940’lı yıllarda JK (Jiyaneweyi Kurd) ile başlayan modern ulusal örgütlenmeler zaman içinde KDP’ye evrimleşmiştir. Bu evrimleşme sonucu Iran, Irak KDP’leri (1946) kurulmuş, eski bazı Xoybun kadroları tarafından 1956 Surıye KDP kurulmuş, Barzani liderliğindeki Eylül Devrimi’nin etkileriyle 1965’lerde Türkiye KDP kurulmuştur…

Diğer parçalar bu metnin konusu dışında kaldığı için Türkiye Kurdistanı ve bu parçadaki KDP’ye yakından bakmakta fayda var.

Hernekadar 1959 da 49’lar tevkifatı veya 1963’te 23’ler davası olmuşsa da, konumuz açısından 1965’te kurulan TKDP ve onun yapısına yakından bakmak gerek. Kadroları Kurdistani, programı ‘’Türkiyeli’’ olan bu parti, Türkiye koşullarında Kurdlere özerklik talebini programlaştırmış bulunuyordu. TKDP’nin kuruluşunda Kurd aydınlarının rolü ile Barzani hareketi ve Suriye KDP’nin etkilerini görmek mümkün. Tepesinde yer alan bir avuç aydın dışında TKDP kadro ve üyelerinin çoğu geleneksel Kurd medreselerinden gelen hocalar, feqiler, tek tük eşraf ve yurtsever ağalar ve az sayıda esnaf ve köylülerden oluşmakta idi. Henüz geleneksel Kurdistani anlayıştan, Kürd dili, edebiyatı, tarihi ve Kurdlükten kopmamakla beraber, ‘’taktik’’ olarak da olsa Türkiyeli bir siyasi programa sahip idiler.

Aynı dönemde 1960 darbesi sonrası oluşan ortamda Türkiye İşçi Partisi TİP popüler bir güç olmuş, üniversiteli ve solcu Kürd gençliğinin çoğu bu yapı içinde ve ona yakın gençlik hareketleri (FKF, DEV-GENÇ) gibi yer almıştır. İşte hem olumlu hem de olumsuz anlamda ilk kopuş burada başlamıştır…

Barzani hareketini, ‘’sağcı, geleneksel, gerici, emperyalizmin işbirlikçisi’’ gören, gösteren anlayışlar ‘’Kurd solu’’ içinde yer etmeye başlamış ve bu geleneği temsil eden kadrolar yurtsever mellelerin çoğunluğunu oluşturduğu KDP’yi gölgede bırakarak, kitlelerle bağ kurmaya ama, Türkçe ve sol bir söylemle bağ kurmaya başlamışlardır…

Sözkonusu dönemde (1959 da 49’lar, 1963’te 23’ler, 1965’te KDP, 1968’de KDP davası, 12 Mart 1971’de DDKO Davası, KDP davası gibi) birçok önemli iş başarılmıştır. Ama aynı zamanda Kürd potansiyelinin Türkçe düşünmesi ve konuşması ve Türk dilinin hakimiyeti de sağlanmıştır… Bu sürece devletin 1925 Takrir-i Sûkun Kanunu ile beraber uygulamaya koyduğu tedip, tenkil ve şiddet eşliğinde uyguladığı asimilasyon politikası sonucu oluşan yeni bir nesil de eklenmiştir…

1925-38 arası katliam ve sürgünlerle şiddet eşliğinde asimilasyon ve inkâr sonucu Kurd toplumu güçten düşürülmüş, müthiş bir zulüm altında inin inim inletilerek, Kürdlüğünden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Ve TC devleti önemli bir yol katetmiştir. Kürd olduğunu söyleyemeyecek duruma getirilen bir toplumdan 60’lar ortasında yurtsever faaliyetlerin (KDP’nin kurulması) yükselmesi ve Kurd gençliğinin bütün ‘’sol ideolojik’’ tahribatlara rağmen Türk solundan örgütsel kopuşlar (DDKO’nun kurulması) gerçekleştirmesi çok değerli ve önemli bir dönüm noktalarıdır. Bu olumlu dönüşümler olmakla beraber, ne yazık ki Kurd gençliğinin önemli bir kesimi Türkçe düşünme ve Türk sorunsalı içinde Kürt meselesini ele almadan öteye gidememiştir.

Sürekli olarak Türk soluna karşı kendilerinin ne kadar Marksist Leninist olduğunu ispatlama psikozundan çıkamayan bu potansiyel, KDP’ye ve onun Kurdistani yurtsever tabanına tamamen olmasa da büyük oranda yabancı kalmıştır…

İşte bu dönemler aynı zamanda Kürt hareketlerine Türk dili ve sol kültürün hakim olduğu dönemlerdir. Burada bir paradoks da sözkonusudur. Bu paradoks kendisini 12 Mart dönemi DDKO savunmalarında, Dr. Şıvan’ın (Kuzey Irak Halk Hareketi ve BAAS Irkçılığı) adlı kitabında, Komal ve Rızgari sürecinde göstermiştir. Çok kısaca özetleyecek olursak, Dr. Şıvan ve Rızgari Türk solunun ideolojik hâkimiyetinden çıkmaya çalışmış, az da olsa bunu başarmışlardır. Ama Rızagari’nin dili ve kültürü Kurdçe değil Türkçe olarak kalmıştır. Benzer bir durumu, Türk solunun tasallutu altından çıkma konusunda bir nebze Özgürlük Yolu’nda, Şıvan Sonrası T-KDP’de, Kawa ve KUK’çularda da görmek mümkün. Solculuk konusunda zaten PKK hepsini geride bırakmış ama aynı kültürün bir taşıyıcısı olmaktan kurtulamamıştır. Kurdistan Halk Kurtuluş Ordusus (ARGK) kamplarında Kürdistan’ın diğer parçalarından soranca, hewrami (gorani) kurmanci, zazaki konuşan gerillalara Türkçe öğretilmiştir!!! Bu bölümü açıp, çok uzatmak mümkün burada bir eleştiriden ziyade, kavradığımız kadarıyla Türkçe ve Türk sol kültürünün Kurd hareketini nasıl hâkimiyet altına aldığına dair süreci saptamaktır amaç…

Kısacası Türkçe düşünüp, Kürtçülük yapılmıştır!

Örneğin Güney Kurdistan’da Barzani önderliğinde süren mücadeleye birçok çevre bir Türk solcusu mantığıyla yaklaşmış, bu hareketi sosyalist olmadığı için, SSCB’nin Irak’taki politikalarına uymadığı için, ABD ve Israil’le ilişkileri olduğu için eleştirmişlerdir. Oysa Kurdistani açıdan bakılacak olursa, tarihin en zor döneminde, soğuk savaş döneminde Irak hükümetini 1970 otonomi anlaşmasına mecbur etmiş, başarılı Eylül Devrimine önderlik eden Büyük lider Barzani’yi ancak Kurdistan’ın diğer parçalarına yönelik siyasetinden dolayı eleştirip/eleştirmemek veya takdir edip etmemek gerekirdi. Kuşkusuz o dönem öyle bir dönemdi ki artık her parça kendi derdine düşmüş, ulusal düzeyde bir stratejiden ziyade kendilerini mücadeleyi sürdürdükleri parça ile sınırlandırmışlardı. Diğer bir ifade ile, Azadi, Xoybun, JK dönemlerinin Kurdistani anlayışı, yerini parça anlayışına bırakmıştır artık. O dönemin en son Kurdistani adımı Barzani’nin silahlı güçleriyle Doğu Kurdistan’a, Mehabad’a Cumhuriyetin yardımına gitmesi; Kurdistan Cumhuriyet’i ilan edildiğinde her dört parçadan siyasi temsilcilerin yapmış olduğu ‘’Peymana sê Sînor’’ (Kadri Cemilpaşa, Zınar Sılopi’nin Doza Kurdistan 1969 Beyrut kitabında mevcuttur) anlaşmasıdır.

Bugün artık hemen hemen Kuzeydeki bütün Kürd hareketlerinin dili Türkçe, kültürü Türk sol kültürü ve perspektifi Türkiyeli hale gelmiştir!

İşte bu vahim durumdan kurtulmak ve öze dönmek gerekir!

Nedir öze dönmek?

Ulusal düşüneceksin, kendi dilini konuşacaksın, yurtsever olacaksın, erdemli bir kişiliğe ulaşmaya çalışacaksın,milletinin kurtuluş davasına yürekten bağlı olacaksın, tarihini öğrenip, ona sahip çıkacaksın, kültürünün önemli ve yararlı unsurlarını yaşatacaksın, farklı siyasal görüşlere karşı hoşgörülü olacaksın, her kesin ve her kesimin örgütlenme ve düşünce özgürlüğüne sahip çıkacaksın.

İnsan hakları prensipleri ile BM’nin ulusların kaderlerini tayin hakkı ilkelerine sahip çıkacaksın,

Irkçılığa, cinsiyet ayrımına karşı olacaksın,

Kadın ve çocuk haklarını savunacaksın,

İnsanlığın ortak serveti olan doğaya, çevreye ve tarihe sahip çıkacaksın,

Dünya barışına sahip çıkacaksın,

Ulusal birliği temel alan, Kurdistani, demokratik, çoğulcu ve sekuler bir anlayış yaratmak için çalışacaksın!

Bunları başarmak, aynı zamanda halen ulusal olgunluğunu sağlayamamış olan ve bir millet refleksi gösteremeyen, tarih dışı kalmış olan Kurd milletini layık olduğu yere oturtmanın da önkoşuludur.

Yani ulusal birliğin ve millet olabilmenin de ön şartıdır.

Bunun adına milliyetcilk, yurtseverlik, vatanseverlik, milletseverlik, patriotizm, nıştımanperwerlik, Kurdperwerlik ne derse densin, bugüne kadar modern ulusal devletini kuramayarak, çağın ve tarihi gelişmenin dışında kalmış bulunan Kürd milletinin siyasetçileri en az bir Alman kadar, bir Rus kadar, bir İsveçli kadar milletperver olmak zorundadır. Bundan gocunmamak gerekir. Tam aksine bu başarılmış olsaydı, Kürd milleti ve Kurdistan ülkesi bugünkü bölünmüş, parçalanmış, sömürge durumundan kurtulmuş olurdu. Sırf desinler için, gereksiz, aşırı bir milliyetçi vurguya ihtiyaç duymadan, ama milletini ve ülkesini sevme ve kurtarma temelinde bir duyguya düşünceye sahip olunmadan Kurdistan kurtuluş mücadelesine kalkışmamak gerekir.

Siyasi kadrolar milleti ve ülkeyi her yanıyla seven, onun için canını, malını, emeğini esirgemeyen bir anlayış sahibi olmak durumundadırlar. İşte o zaman öze dönülmüş olur.

Kadrolar hangi ideolojik, siyasi, etnik ve dini anlayıştan gelirse gelsin, bu amacı düstur edindikleri ölçüde başarılı olacaklardır ve bugünkü karamsar ortamı yerle bir edeceklerdir…

Farklı ideolojik, dini ve siyasi yaklaşım ve tercihlere sahip olan kadroların aynı parti çatısı altında birlikte çalışması mümkün müdür? Bu konuda ısrarcı olmak gerekli midir? Bence mümkün ve gereklidir.

Bir sonraki konu:

Farklı siyasi geleneklerden kadroların aynı partide çalışması mümkün müdür?

Bu yazı toplam 924 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.