Abit Gürses

Abit Gürses

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Bir Politik Kültür-6- Nasıl bir hareket veya parti?

A+A-

Nasıl bir hareket veya parti?

6

Anti-sömürgeci bilinci ve duruşu temel alan, daha doğrusu Kurdistan’ın sömürge, TC devletinin de sömürgeci olduğu temel tezinden hareket eden, demokratik, çoğulcu, laik bir kitle partisine olan ihtiyaç gün geçtikçe daha elzem bir hal almaktadır.

Bu gün Kürdlük adına siyaset arenasında yer alan ve kitleleri peşinden sürükleyen parti, (HDP) siyasal hedefleri net olmayan, ‘’Türkiyelilik’’ demogojisi ile kitlelerin bilincini bulandıran ve belli bir örgütlenmenin emir komutasında harekete ederek, her türlü anti-demokratik, despotik ve keyfi metodlara başvuran bir yapı arzediyor. Kürd milletinin geleceği bu parti ve anlayışın insafına terk edilemeyecek kadar ciddi ve hayatidir. Kürd ve Kurdistan sorunundan, mücadelesi ve kazanımlarından beslenen ve çok ağır bedeller ödemiş olmasına rağmen, bu anlayışın mücadeleyi hangi çıkmazlara götürebileceğini görmemek için kör olmak gerekir…

Öte yandan başarısızlıkları defalarca ispatlanmış grupçuklardan kalan enkazların, küçücük tarikatların başaracağı bir görev, kaldırabileceği bir yük değildir Kurdistan mücadelesi…

Parti, ulusu kucaklamayı başarmak zorundadır…

Sömürge statüsünün bütün farklı toplumsal kesimlerden gelen Kurdistanlı bireyler üzerinde yaratmış olduğu tahribatlar çok boyutlu ve kompleksdir.

Sömürgecilerle Kürd milleti arasındaki çelişkiden olumsuz yönde etkilenmeyen Kürd bireyi yoktur. Bundan dolayı herşeyden önce sınıf mücadelesini öne çıkarıcı bir yaklaşımdan ziyade, sömürgeciliğe karşıtlık bilince çıkarılmalıdır. Bu durum, ulusun tümünü örgütlemeyi zorunlu kılan bir görev olarak bütün Kürd hereketlerinin önünde durmaktadır.

Mücadelemiz, hangi araç ve program hedefiyle yürütülürse yürütülsün özünde, varlığımıza ve haklarımıza kast etmiş olan işgalci, ırkçı, inkârcı, asimilasyoncu, katliamcı sömürgeciliğe karşı, ulusal demokratik bir mücadeledir. Kürdistanlı her kadronun bu bilinçle siyaset yapması gerekir.

Kurdistan toplumu da diğer bütün toplumlar gibi sınıflı bir toplumdur. Bundan dolayı elbette toplum içindeki farklı sınıf ve tabakaların çıkarlarını ve menfaatlerini de gözetmek gerekir. Bu anlamda bir yaklaşım sahibi olmak da elzemdir.

Ülkenin kurtuluşu ve ulusun özgürlüğünü önüne amaç olarak koyan bir parti, varolan sömürge statüsünden kurtulmaktan yana olan bütün sınıf ve tabakaları örgütleyerek, mücadeleye katmakla görevlidir. Partinin ulusal görevi budur!

Öte yandan bir o kadar da toplumun yoksul kesimlerinin, işsizin, işçinin, emekçinin, yoksul köylünün küçük esnafın yaşam koşullarının, hayat standartlarının yükseltilmesi için bir mücadele anlayışına ve programa sahip olmak da gerekir. Bunu yaparken bir parti illa ki, mutlaka belli bir sınıfa dayanmak veya onun temsilciliği ile kendisini sınırlamak zorunda değildir ama partinin sosyal politikalara (konut, sağlık, eğitim, işsizlik yardımı, yaşlı ve hastalara bakım, çoc uk bakımı vb.) sahip olması gerekir.

Bütün bu uzun vadeli ve acil görevleri başaracak olan partinin bir kitle partisi olması zorunludur.

Kitle partilerinde dar anlamda ideolojik birlik veya homojenlik aramak veya oluşturmak partinin dokusuna, yapısına aykırı ve gereksizdir.

Önemli ve esas olan; Partinin politik proğramını gerçekleştirmek için demokratik bir örgütsel disiplin içinde hareket edebilmek ve Kurdistanın özgürlüğü uğruna (anadilde eğitim hakkından, kültürel özerklik, otonomi, federasyon, konfederasyon ve bağımsızlık) mücadele veren farklı siyasi oluşumlarla koordineli bir mücadelede yer alabilmek, mümkünse etkin bir rol sahibi olabilmektir.

Bu anlamda hem parti içinde hem de diğer Kurdistanlı güçlerle ilişkilerde vazgeçilmez demokratik prensipleri ve en geniş ve esnek ittifaklar siyasetini uygulamak gerekir. Her kesle, her örgütle azami noktalarda değil en asgari noktalarda beraber olmanın yolları vardır ve hiç çekinmeden en geniş ittifaklara iş birliklerine gidilebilmelidir.

Doğal olarak partinin ulusal ve toplumsal sorunları çözme konusunda net bir programa sahip olması gerekir. Çok yakın, güncel sorunlara bigâne kalmadan, sözkonusu sorunların çözümünü yarına ertelemeden, esas amaç olan Kurdistanın özgürlük hedefinden sapmadan, uzun soluklu bir mücadele sözkonusudur… Esas olan, Kurdistanî, demokratik, çoğulcu, seküler ve kitlesel bir partinin mücadelede başarılı olabilmesi, güncel, yakın, elde edilebilir hedeflerle, temel amacı arasında uyumlu ve biribirini dıştalamayan harmonik bir bağ kurabilmesidir.

Türkiye koşullarında legal, yasal, meşru bir mücadele sürdürecek olan parti belki her zaman, her yerde, her koşulda azami program hedeflerini öne çıkaramayabilir, ama bu, partinin azami isteklerinden ve siyasetinden vazgeçmesi olarak algılanıp, algılatılmamalıdır.

Bu gün mevcut olan legal veya yasal örgütlenme imkânlarından en azami derecede istifade eden ve edecek olan Kürd örgütleri, bu mevcut durumun mutlak ve sonsuza kadar sürecek bir ortam olmadığını hesaplayarak hareket etmek ve tedbirli olmak zorundadırlar.

Şu anda Siyasi Partiler Kanununa göre kurulmuş Kürdistan ismi taşıyan iki parti  (PAK ve T-KDP) ile yine Kürt sorununu merkezine koyarak örgütlenmiş olan DBP, HAK-PAR ve KADEP legal, yasal, meşru bir mücadeleyi esas almış bulunmaktadır. Öte yandan farklı arayışlar ve insiyatifler de sözkonusudur. Bu günkü ortamda legal, yasal, meşru düzeyde kalmak, kalabilmek için en azami gayret gösterilirken, yarın ortaya çıkabilecek farklı koşullara da hazırlıklı olmak gerekir. Kürd ve Kurdistan isimli partiler kurmuş olmak, bunun şimdilik müsamaha veya kabul görmüş olması, Kürdistanı sömürge, TC devletini sömürgeci olmaktan çıkardığı, Türk devletini demokratik bir devlet haline getirdiği anlamına gelmez. Türkiye’deki mevcut siyasi partiler kanunu yürürlükte olduğu müddetçe, Kürt milletinin varlığı ve hakları anayasal bir güvenceye kavuşmadığı müddetçe, bu partiler her gün kapatılma ve cezayi müeyyidelere uğramayla yüz yüzedir. Onun için bu mevcut durumu küçümsemeden, ama aynı zamanda abartmadan/mutlaklaştırmadan hareket etmek en isabetli tutumdur…

Legalite, illegalite

Türk devleti her zaman Kürt hareketlerini illegaliteye itmeye çalışmıştır. Kürt siyasetçilerinin çoğu da bunu bir kader, hatta zorunluluk olarak görüp, illegal örgütlenmelere yönelmiştir. 1960 ve 70’li yıllarda kurulan örgütlerin hemen hemen tümü ‘’illegal’’ örgütlerdi ve birçoğu da silahlı mücadeleyi savunan ‘’çelik çekirdekli Leninist’’ örgüt olduklarına inandırmışlardı kendilerini.

Devletin cezai müeyyidelerle, yasaklarla, hileyle, komployla, Kürd hareketini illegaliteye itme siyaseti son bulmuş değildir. İşte 7 Haziran seçimlerinden sonra HDP’nin başına getirilen budur ve bu gün dokunulmazlıklarının kaldırılması gündemdedir. Devlet, Abdullah Öcalan dolayısıyla PKK ve dolayısıyla HDP’nin ‘’Ortak vatan, demokratik Türkiye’’ söylemine rağmen, bu hareketi marjinalleştirip, kriminalize ederek, illegaliteye itmeye çalışmaktadır. Türk devleti, Türkiyelilik söylemine sahip olsa bile bir örgütün Kürtlerin legitim, meşru temsilcisi olarak Türkiye ve Dünya siyaset sahnesinde yer almasını istemiyor!

Devletin bu siyasetine inat, legalite, yasalite ve meşruiyet de ısrar edilmelidir…

İlk Kürt siyasal örgütlenmeleri 1900’lü yılların başlarında açık ve legal olarak ortaya çıktılar. Kemalist devlet 1924’ten sonra Kürt ve Kürdistan kavramlarını yasaklayıp, dünyanın da sessiz onayı ile, katliam, sürgün ve asimilasyonla Kürtlüğü yok etmek istediyse de başarılı olamadı.

İkinci dünya harbinden sonraki ortamda, yani TC’nin NATO’ya üye olup ‘’çok partili sisteme’’ geçmek zorunda kalmasıyla, 1950, 60’lı yıllarda Kürtler arasında tekrara kıpırdamalar başlar, ama devlet buna mefar (fırsat) vermez. 49’ları tutuklar, 23’leri tutuklar ve böylece Kürt hareketini illegaliteye mecbur eder. Zaten her iki KDP’de bu koşullardan dolayı illegal olmak zorunda kalırlar…

Bu dönemde legal bir faaliyet olarak DDKO’lar sözkonusudur. 12 Mart rejimi bu örgütlenmeyi ağır cezalarla yok etmek istemiş ise de, bundan sonra (1974 genel aaffı) kurulan ilk DDKD’ler aynı anlayışla oluşturulmuştu. Sonradan her illegal yapı veya grup DDKD’yi kendi tarafına çekmek istemiş, sonuçta çok sesliliğini kaybederek, KİP’in kitle örgütüne dönüşmüştü. Böyle olunca TKSP, RIZGARİ, Kawa ve KUK’da değişik adlar altında legal dernekleşmelere gitmişlerdi.

Devlet Kürt hareketlerini Kürt ve Kurdistan’ı konu alan her türlü faaliyete karşı ağır cezai yaptırımlara giderek, Kürt hareketlerini illegaliteye ‘’mecbur’’ etti. Oysa olması gereken legal, yasal, meşru bir zeminde mücadele sürdürmekti, ama maalesef devlet buna şans vermeyerek, Kürtleri çok planlı ve programlı bir şekilde illegaliteye zorladı. Kürtler de legalitede yeterince ısrarcı olmadan genel olarak illegal, gizli örgüt gizine fazlasıyla kaptırdılar kendilerini. Öyle bir şey ortaya çıktı ki, ne tam illegal, ne de tam legal olmayan, hem illegal ve hem de legal diyebileceğimiz bir örgüt anlayışı ile 70’li 80’li yılları geçirdik…

12 Eylül cuntası karşısında, faaliyetlerini ağırlıklı olarak legal dernekler vasıtasıyla sürdüren ‘’illegal, çelik çekirdekli leninist’’ örgütlerimizin birkaç gün veya hafta içinde nasıl bir duruma düştüklerini aklımızdan çıkarmamalıyız. Ve bu gün ‘’yeni’’ adımları atan kadroların çoğunluğunun sözkonusu sürecin hem sorumluları hem de mağdurları oldukları unutulmamalıdır. Bu ve diğer önemli konularda geçmişteki hatalar tekraralanmamalıdır…

Bir sonraki konu
Nedir geçmişten gelen hatalar?

Bu yazı toplam 776 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.