Salih Müslim: Suriye demokratikleşirse, Kürt sorunu da çözülmüş olur

Salih Müslim: Suriye demokratikleşirse, Kürt sorunu da çözülmüş olur

Ahval'de “Kürtlerin birlik ve çözüm arayışı” konulu podcast dizisinin konuğu Demokratik Birlik Partisi (PYD) Sözcüsü Salih Müslim. Türkiye ile dolaylı yollardan da bile bir görüşmenin olmadığını belirtti.

A+A-

Haber Merkezi- Türkiye’nin 9 Ekim’de Rojava’ya yönelik başlattığı askeri harekât sonrası, Rusya garantörlüğünde Şam rejimi ile Suriye Demokratik Güçleri (DSG) arasında yapılan askeri anlaşmayı hatırlatan Salih Müslim, “Rusya garantörlüğünde siyasi süreç başlayabilir. Suriye’de Kürt meselesi bir demokrasi meselesidir. Demokratik özerklik olursa Küt sorunu çözülmüş olacak. Ayrı bir devlet hedefimiz yok. Eğer Suriye demokratikleşirse, Kürt sorunu da çözülmüş olur. Bizim önerilerimiz Suriye’nin ilacıdır” dedi. 

PYD Sözcüsü’ne göre bölgesel devletler, sadece bir parçada tüm Kürtlerin kökünü kazımak istemiyorlar. Müslim “Kürtleri her yerde yok etmek istiyorlar. Kendi varlığını Kürt toplumunu yok etmede buluyorlar” diyor.

Siz mevcut tabloya baktığınızda Kürtlerin birlik çalışmalarını nasıl yorumluyorsunuz, nedir durum?

Kürt birliği eskiden beri istenilen bir şey. Birçok güç, bir Kürt nerede varsa bunu istiyor. Bunun yolu, yordamı, örgütlenmesi nasıl olacak diye çok çalışmalar yapıldı. Kürtlerin düşmanları da bunun karşısında durmuyor. Çeşitli yollardan ‘ne kadar dağıtırsak, birbirlerine karşı ne kadar kullanırsak o kadar iyidir’ diye oyunları oluyor. Kürt birliğini isteyen zaten yurtseverler, Kürtler için bir şey elde etmek istiyor ama karşı tarafta düşman var. Düşman da bu dağınıklıktan, parçalanmışlıktan çok faydalanıyor. Güçleri birbirine karşı kullanıyor. Kürtler arasında dağınıklık yaratmak için bazı örgütleri bile kuruyorlar. Öyle oyunlar geliştiriliyor ki, sadece bir parça, bir parti ve bir kişiyle değil, tüm Kürtlerin kökünü kazımak istiyorlar, Kürtleri her yerde yok etmek istiyorlar, bu çökertme planı gibi planlar yapılıyor. Tüm Kürtleri hedef alıyor ve yok olması gerektiğini savunuyorlar. Kendi varlığını, Kürtlerin yokluğunda buluyorlar. Buna karşı Kürtlerin muhakkak en azından stratejik olarak bir hedefleri olmalı. 

Kürtlerinin birliğini istemeyen ‘düşman ‘diye tarif ettiğiniz güçler kimler? Hangi devletleri kastediyorsunuz?

Bazı güçler kendi çıkarları için, dönemsel olarak, bir şeyler isteyebilir. Bazıları da Kürtlerin yokluğunu istiyor. Kürtlerin içindeki güçleri, Kuzey’de, Rojava’da, Güney’de, Rojhilat’ta olanları kastediyorum. Biz kendi birliğimizi, dayanışmamızı sağlayabilmeliyiz. 

Dış oyunlar her zaman olacaktır. Bazıları kendi çıkarları için olacaktır. Bazıları ise stratejik düşman gibi olacaktır. Dış güçler dediniz… Kürt tarihine biraz bakarsak 20. yüzyılın başlarında 1923’te oluşturulan bir Kızıl Kürdistan var. Bu 1929’larda yok oldu. Yok olmasında Türkiye’nin parmağı var, Mustafa Kemal Atatürk’ün Stalin ile ilişkisi Kızıl Kürdistan’ı yok etti. Türkiye’nin Mahabat Cumhuriyeti’nin yok oluşunda parmağı var… Türkiye bu zihniyetle bir stratejik düşmandır, nerede Kürt varsa engelliyor. 

Türkiye’nin içinde de biliyorsunuz, Dersim’de olanlar, Alevi meselesi, asimilasyon, göç ettirme meselesi var. Kendi varlığını Kürt toplumunu yok etmede buluyor. Erdoğan, 1992’deki Güney Kürdistan federe yönetimi kastederek, “92’deki hatayı tekrarlamayacağız” diyor. Ne zaman fırsat bulursa, bu hatayı düzeltmek isteyecektir. Bu, oradaki Kürt oluşumunun yok olması demektir. Herkese ödün veriyor, her şeyden vazgeçiyor, sadece Kürt düşmanlığından vazgeçmiyor. Kürtlerin bunu bilmesi gerekiyor. 

Ortadoğu’da Kürt meselesinin çözümünde en önemli engel Türk devleti, AKP/Erdoğan iktidarı mı? 

Tabii, o başı çekiyor. Bağımsızlık referandumu oldu, Kerkük meselesi çıktı. Bunu karıştıran da Erdoğan’dı. Kerkük’ün durumunu değiştirdi (Irak ordusu kenti Peşmergelerden aldı) ve değiştirmeye çalışıyor. Irak hükümetinin yapması gerekirken, bunun başını Türkiye çekiyor. Hepsini bir araya toplayıp, Kürtlerin üzerine saldırttı.

İran, Kürtler konusunda daha farklı mı duruyor? Rojava nasıl bakıyorlar?

İran’ın politikası stratejik olarak değişik. Ama sonuç olarak o da Kürtlerin demokratik haklarına karşı çıkıyor. Metot ve araçlar farklı ama aynı politika. İran da, Kürtlerin yokluğundan yararlanmaya çalışıyor. Sadece Rojava’da değil, nerede olursa olsun. Üslup değişik ama hedef Kürtlerin yokluğu…

Kürtlerin birlik olamamalarını sadece dış güçlere bağlamak ne kadar doğru? Kürtlerin kendi içlerindeki sorunlar da birliğin önünde engel değil mi? Ya da hataları...

Bizimle ilgili nedenler var, bir de düşmanın yaptığı oyunlar var… Başrolde, bizim içimizdeki etkenler var. İki nedene bağlayabiliriz. Birincisi bizim geri kalmışlığımız, dünya görüşümüzün olmaması, siyasal oluşumları çözememiş olmamız. İkincisi, dış güçlere bağlıdır. Dış güçlerin bizim içimizde parmakları var. Bu düşmanla işbirliği yapanlara biz, tutsakmış gibi bakıyoruz. Bizim üzerimize düşen bu kardeşlerimizi, düşmanların elinden almak. Korkuysa cesaret verelim, fakirse zenginleştirelim, güvensizlikse güven verelim. 

Kürtler arasında bir sorun olmadığı, parti ve oluşumlar konusunda bir ayrım olduğu yorumları var. Siz nasıl bakıyorsunuz?

Bizim partimizin hedefi iktidar değil, toplumu bilinçlendirmektir. Toplumun örgütlenmesi gerekiyor. Toplum bilinçli olursa, düşman tarafından, kendi çıkarları için yaratılan bir parti zaten açığa çıkar. Gerçekten bazı partiler düşmanın elinde oyuncak olmuş, halkı uyandırmaktan ziyade onları uyutuyor. Elinde imkânlar var, para var, “ya benimle olursun, ya da açsın” diyor. Savaşıp da şehit düşen insanların hiçbiri para için bunu yapmadı. Bilinçli olarak bazı değerleri vardı, onları savunuyordu ve canını veriyordu. Erdoğan, Rojava’ya saldırmadan önce “ya yere gömülürsünüz veyahut onursuz yaşayacaksınız” dedi. Halkımız hiçbir zaman onursuz yaşamak istemez. Düşman bunları gözüne batırıyor, sen hala onların kucağında oturuyorsun. Demek ki sen tutsaksın. Bizim üzerimize düşen de bu tutsakları kurtarmaktır. 

Partinize yönelik ENKS çevresinden zaman zaman eleştirdiler yapılıyor. Özellikle siyasetçilerinin Rojava’da engellendiği, hatta tutuklandığını, siyaset yapamadıklarıyla ilgili iddiaları var. ENKS ile bir diyalog var mı? 

Ben eski şeylere dönmeyeceğim. Biz baştan beri onlara ‘bir çatıda birlik olalım’ dedik. 2011’den beri biz hep bu çabanın içerisinde olduk. Bir türlü bir araya getiremedik hepsini. Eğer gerçekten sen birlik istiyorsan bahane aramayacaksın. Birlik istemiyorsan, sudan, havadan bir sürü bahane bulabilirsiniz. Bazı partilerin istedikleri sanki Erdoğan karşımızda oturmuş, ‘şöyle, böyle yapacaksınız, o zaman seni kabul ederim’ gibi. Bu olmaz. Bahanelerle olmaz. 

Nasıl yani? Anlamadım.

Bazı kişilikler İstanbul’da oturuyor. Biz onlarla oturup konuştuğumuzda, sanki Erdoğan karşımızda oturmuş, kendi istediğini dikte etmek istiyor gibi. Bu kabul edilemez. Senin bu tutsaklığından kurtulman gerek. Bunu örnek vermek için söylüyorum. 

Şu anda durum nedir. Diyalog süreci başladı mı?

Diyalog süreci hiç kapanmadı. Bu partilerin içinde de temiz, yurtsever insanlar var, ilişkiler kesilmedi. Ama bu partilerin adına konuşanlar var, bunları başka yöne çevirmek istiyorlardı. Onların sesi duyuluyordu. Daha önce de KNK araya girdi, çabalar oldu. İsterseniz, büro açabilirsiniz, gelip çalışabilirsiniz. Bazıları gösteri yapıyordu, asayişin himayesinde oluyordu, korunuyorlardı. Hataları demiyorum, bazı hatalar daha önce olabilir. Ama bu son zamanlarda yok. Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Rojava için çok çabalarda bulundu. Şimdi DSG araya girdi. DSG ulusal bir kazanımdır, herkesi savunuyor, herkes bunun içindedir. Mazlum başında. DSG, bir PYD meselesi değil, herkesi koruyan ulusal bir kazanım. 

Yeni süreç, DSG Komutanı Mazlum Kobane arabuluculuğunda mı başladı?

Dün yine birçok partilerle görüşme oldu, ‘Koalisyon diye bir oluşum var, bunlardan bazıları TEV-DEM’deydi, diğerleri mesela Yekiti vardı, görüşmelere katılıyor. El Vahde dediğimiz öbür Yekiti, bunların hepsi Mazlum ile bir araya geldiler. Mesele artık PYD meselesi değil. Düşman zaten bunu lanse etmeye çalışıyor. Burada 22 parti var. Bunların biri de PYD’dir. Kürtlerden, Araplardan Süryanilerden, diğer halklardan burada bir sistem oluşmuş. Bunun savunma sistemi DSG’dir. Bir de demokratik ve özerk yönetim var. Hepsi içinde. Burada bir rol almak istiyorlarsa buradaki kurumlarla ilişkide olacaklar. Ama ENKS’nin içindeki İstanbul’da olanlar hiçbir zaman buradaki kurumları tanımak istemiyorlar. PYD onlara göre zaten düşmandır, DSG’yi, buradaki Özerk Yönetim’i, diğer kurumları, asayişi, iç güvenliği de tanımak istemiyorlar. 

Siz İstanbul’daki ENKS’in içindekilerle, Suriye’de olanları ayırıyor musunuz?

Ayırmak değil, bazı kişiler var, başka ses çıkıyor. Buradakilerin bazıları katılmışlar. Birçok parti bu kurumların içindedir. Sanırsam, Özerk Yönetim’den çıkan son bildiri, artık topu onların (ENKS) sahasına atmıştır. Şu ana kadar oradan bir ses çıkmadı. Biz hiç kimseye gelmesin diyemeyiz. Sudan, havadan bahane de yok. Onlar ‘tutuklularımız var’ diyorlar, asayişten soruşturduk. Rojava’da siyasi bir tutukluları yok. ‘Kayıplarımız var’ diyorlar, bazı isimler veriyorlar. Bizim de yüzlerce insanımız kayıp olmuş. Gelin beraber araştıralım. Önünde engel yok, bahane de kalmadı. Umarım önemli şeyler olur. 

Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.