Kürtlerin Polisleri

Kürtlerin Polisleri

Cesim Türköz

A+A-

 Kürtlerin Polisleri

 

Kürtler yüz yıllardır ulusal demokratik haklarını elde etmek için kesintisiz bir mücadele içindedirler. Yenilgiler, hayal kırıkları, katliamlar  ve bunların yanında  kitlesel göçler de yaşadılar. Hala dört cephede savaşmaktadırlar, katliamlar yaşamaktadırlar, Kürtlerin vatanı bombalanmakta, yüz binlerce Kürt kendi yurdundan uzak, mülteci konumundadır.

Bu olumsuzluklar yanında, son on beş-yirmi yıllık dönem Kürtlere çeşitli fırsatlar sunmuştur. Dünya politikasına yön veren güçler, Kürtlerle ilişki içinde ve destek sunmaktadırlar. Dünya kamuoyunda, Kürtlere, muazzam bir sempati duyulmaktadır. Kürt ve Kürdistan meselesi her yönüyle tartışılmakta, bağımsız devlet hakkı meşru bir hak olarak görülmekte ve kimi devletler açık destek vermektedir. Ortadoğu'da Kürtlerin onay vermediği hiçbir planın gerçeklik kazanmayacağı genel bir kabul görmekte. Kürtler kurucu bir aktör olma şartlarını yakalamış durumdadırlar. Yaygın deyişle "tarihi fırsat" Kürtlerin kapısına dayanmış durumda.

Ancak Kürtlerin bu avantajı yeterince kullandıkları söylenemez. Ne yazık ki Kürtler adına politika yapan politik yapılar şu anda bölünme ve parçalanma içindedirler. Yaşadıkları iç çekişme ve anlaşmazlıklarıyla gündemdedirler. Kürtlere destek veren güçlerin çabaları da  Kürtlerin bölünmüşlük problemini çözmeye yetmiyor. Zaman zaman yakınmaları basına yansıyor.

Çok ilginçtir. Kürtlerin yaşadığı bölünmüşlük ve parçalanmışlık  antik Yunan Polislerini (şehir devletlerini) hatırlatıyor.

Bilindiği üzere Antik Yunan dünyası merkezi bir devlet yerine onlarca şehir devletinden meydana geliyordu. Her Polis  hüküm sürdüğü coğrafik sınırlar içinde bir veya birkaç kentin birleşmesinden ve etki alanındaki kırsal alanlardan oluşuyordu.

Devlet olarak da nitelendirilmeyecek  bu özgün örgütlenmeler, kendine ait silahlı ordusu, yurttaşları, ekonomisi, devlet binaları (meclis, mahkeme vs.) ve kendi yasalarına  sahip bağımsız birimlerdi. Antik Yunan dünyasındaki  böylesi çok sayıda sitenin varlığı, beraberinde  amansız  rekabet ve  düşmanlığı da körüklüyordu. Bundan dolayı Polisler kendi aralarında sürekli rekabet, sürtüşme ve savaş halindeydiler. Spartalılar ile Atinalılar arasındaki savaşlar yirmi yedi yıl sürmüştü. Bunun yanında siteler içinde  darbe ve iktidar savaşlarının sonu gelmiyordu. Bu durum Pers akınlarına karşı güçsüz kılıyor ve Persler kimi siteleri işgal ediyor, Yunan coğrafyasını yerle bir ediyordu. Pers akınlarına karşı zaman zaman bir araya gelebiliyorlardı. Ancak akınlardan sonra tekrar iç kavgalarına ve rekabetlerine dönüyorlardı. Bölünmüşlük, iç çatışma  ve savaş hali olanların  sonunu getirdi. Antik Yunan dünyasının egemeni  Makedonya oldu. Büyük İskender'in ölümüyle bir süre daha  özgür kalan Yunan Polisleri Romalılar tarafından varlıklarına son verildi. Böylece bu  özgün Yunan polisleri tarihe karıştı.

Kürtlerin bugün yaşadıkları parçalanmışlık ve bölünmüşlük Yunan Polisleriyle paralellik arz etmektedir. Bir tür anakronizma yaşıyoruz. Yine başımızda Persler ve IŞİD gibi terör şebekeleri var. Ve tıpkı Antik Yunanlılar gibi bizim de Hewler, Süleymaniye, Kerkük, Qendil, kantonlar ve Şengal'in de ayrı bir site olarak parçalama niyetini de eklemek gerekir. Farklı Kürt partilerinin kontrol ettiği şehir ve alanların kendilerine ait silahlı güçleri, medyası, bayrakları, yargıları, ekonomileri ve yönetim organları mevcuttur. Her parti veya grup kontrol ettiği alanı tahkim etmekle meşgul. İç çekişme ve rekabet had safhada. Kurdistan'da olan-biten bütün gelişmeler, eğer, kendi  partilerinin çıkarıyla örtüşmüyorsa, bu bağımsızlık dahi olsa, o parti buna karşı bir sürü gerekçeler üreterek karşı bir pozisyon takınıyor. İşgalden kurtarılan toprağın önemi yok, kimin kurtardığı önemlidir. Hatta fanatizm öyle bir boyuta varmış ki eğer kendi partisinin katkısı yoksa, bunu küçümseyip üzülenler bile mevcuttur.

Egemen olan parti diğer partilere hayat hakkı tanımamakta, neredeyse sömürgeci yöntemlerle rakip partilere baskı uygulamaktadır. Ulusal birlik yerine parti ve grup çıkarları ön plandadır. Partilerin amaç için bir araç olduğu ilkesi unutulmuş. Parti çıkarları esas alınarak politikalar belirleniyor. Tüm ulusu kapsayacak bir politika mevcut değil, iç ve dış politikada esas alınan parti çıkarları veya politikalarıdır. Her parti ilişki içinde olduğu devletlerle kendine göre yön tayin etmektedir. Bazen sömürgeci devletler Kürt partileri arasında "arabulucu" rolünü yerine getiriyorlar. GOARAN hareketi Irak devletinden Kürt şehirlerini muhatap alınmasını talep ediyor.

Süleymaniye'de PDK'ye saldırı olmayacağının teminatını İran veriyor. Kimi partiler Kerkük'ün özerk olmasını savunuyor. Şengal "özyönetim" kurma hedefiyle başına buyruk bir birim olarak Kürdistan'dan koparılma çabaları var. YPG diğer parti ve gruplara asla hayat tanımamakta, şehit olan peşmerge cenazelerine tahammül etmemekte. PKK Kuzey'de bir karış toprak özgürleştirmediği halde Güney Kürdistan'da özgürleştirilen alanları özyönetim ilan etme peşindedir.

Herkes kendi medyasında işine geldiği gibi ve sadece parti propagandası çerçevesinde olayları değerlendirmekte. Tutuklanan, haksızlığa, uğrayan veya herhangi bir etkinlikte bulunan partileri veya parti üyesi değilse onları hiçbir şekilde ilgilendirmiyor. Tüm Kürt milletini kucaklayacak tarafsız, parti çıkarlarını kaygısı taşımayacak bir medyadan yoksunuz. Aynı şekilde kültürel, sanatsal ve dilsel çalışmaları da bu anlayış doğrultusunda yapılmaktadır. Bu durum tabana daha sert bir şekilde yansımakta. Özellikle sosyal medyada küfür ve hakarete dönüşüyor. Tüm mesele fanatik parti taraftarlığı yapanların kavgası haline geliyor.

Eleştiri, eleştirileri dikkate alma sayısal güç ekseninde önem kazanıyor. Silahlı güce sahip olmayan partilerin eleştiri, çağrı ve önerileri doğru veya yanlışlığına bakılmaksızın karşılık bulmuyor. Bunun nedeni fanatik parti taraftarlığının egemen olmasıdır.

Oysaki Sömürge bir milletin partilerinin  varoluş sebebi ulus bilincinin taşıyıcısı olmak ve dolaysıyla o halkı ulus olarak inşa etmenin araç ve yöntemlerini bulmaktır. Bayrak, ulusal marş, ulusal kültür vb. değerlere sahip çıkmak başta gelen görevidir. Ulusal dayanışma, ulus çıkarını her şeyin üstünde tutmak, yardımlaşma ve ittifaka açık olmaktır. Böyle bir anlayışın yerleşmesi, aynı zamanda ulusal birlik ve merkezi bir ulusal politika doğuracaktır.

Sonuç olarak, Kürtlerin yaşadığı bu parçalanmışlık ve bölünmenin sorumluluğu bütün partilere aittir. Dolaysıyla hiçbir parti eleştiriden muaf değildir. Partiler bu duruma son vermek yükümlülüğü altındadırlar.

Aksi halde İskenderler ve Romalılar Kürtlerin Polislerini yıkmak için pusuda beklemektedirler.

05.12.2016

Bu haber toplam 2135 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.