Mehmet Gül

Mehmet Gül

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtlerin eksiği

A+A-

Subjektif Şart

Genel olarak Kürdistan’da, özel olarak Güney ve Güneybatı Kürdistan’da mücadelenin gelmiş olduğu düzey ve uluslararası durum, Kürtlerin tarihsel rüyası olan bağımsızlık fikrinin gerçekleşmesi için büyük bir imkan sunuyor.

Geçici fiili durumları saymazsak Kürdistan’daki mevcut durum, son yüzyıllık süreçte  eşine az rastlanır imkanlar sunmaktadır;. Güney’de  20 yılı aşkın fiili bir bağımsızlıktan söz etmiyorum yalnızca, daha önce bu türden konjontürlerde Kürtlerin özgürlük alanının genişlediğine tanık olmuştuk; Osmanlı İmparatorluğu dağılırken uluslararası güçlerin Kürtlerin kısmi haklarını kabul etmesi ya da II.Dünya Savaşı’nda Mahabad’ın kurulması gibi…

Fakat mevcut durum, konjonktürel olmakla birlikte, tarihsel mücadele deneyimine sahip siyasal bir Kürt hareketinin varlığı ve Orta-Doğu’nun yeniden dizaynında söz sahibi olan egemen devletlerin artık farklı bir statükoya ihtiyaç duymaları  yeni bir gelişmeye işaret ediyor. Orta-doğu’da yeni bir düzen kurmak isteyen güçlerin ihtiyaç duyduğu Kürtler, tarihte ilk kez kendi talepleri doğrultusunda cereyan eden bu şartlardan yararlanabilir ve daha mutlu olabilecekleri bir düzen kurabilirler.

Objektif şartlar

Geride bıraktığımız “devrimler çağına” ait kavramlarla anlatacak olursak, en azından Kürdistan’ın iki parçasında “devrimin objektif şartları” mevcuttur. Klasik tabirle yönetenler yönetemiyor, yönetilenler eskisi gibi yönetilmek istemiyor. Yeni bir ‘’rejim’’in kurulmasını gerektiren bu durum, uzun zamandır “merkez”le problem yaşayan fakat ondan kurtulmak için de yeterli güce sahip olamayan “yerel”in eksikliklerini, devreye giren uluslar arası güçlerin kapatmasıyla hasıl olmuştur ve yine büyük oranda onların alacağı tutum üzere son bulacaktır.

 Güney malum; fiili bir bağımsızlık hali yaşamaktadır. Bu durum, bölgenin yeniden şekilllendirilmesini isteyen güçler tarafından olduğu gibi, Kürdistan üzerinde fiili egemenlik tesis etmiş güçler bakımından da geriye döndürülemeyecek bir aşama olarak kabul edilmektedir. Bulunacak çözüm, mevcut durumu veri almak zorundadır. Üstelik Irak Devleti yasal olarak Güney Kürdistan’ı tanımış, federe yapının eşit haklara sahip bir ortağı olarak kabul etmiştir. Burdaki problem, Irak yönetiminin, yapılan anlaşmalara fiilen uymaması, Kürtlerin kazanılmış haklarını gözmezden gelmesidir.

Güneybatı Kürdistan ise merkezi devletin çökmesiyle birlikte fiilen sahipsiz kalmış, PYD’nin devreye girmesiyle de yerel düzeyde karma bir otoritenin eğemenliği altına girmiştir. Ara kuşakta yer alan islamcı hareketler nedeniyle merkezi hükümet istese dahi, Güneybatı’yı kontrol etme imkanınından yoksundur. Bu nedenle de Şam Yönetimi’nin de oluruyla, Güneybatı’da fiili bir ‘’kendi kendisini yönetme’’ sözkonusudur. 

Şartların somut kısmı ile ilgili söylenebilecek son şey ise uluslar arası durumdur; Orta-doğu ve Kürdistan’ın mevcut durumundan sorumlu olan ve geleceğinden de sorumlu olacak olan dünya ölçekli eğemen devletler, mevcut statükonun onarılmasını değil, yeniden belirlenmesini istemektedirler. Kürtler ya da bölgesel devletler istese bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ama bu ‘’değişim’’in kapsam ve boyutunu güçler dengesi belirleyecektir. Görünür haliyle ABD ve Rusya, ilişkisel olarak başta Avrupa olmak üzere, dünyanın hatırı sayılır yeni gücü Çin, Orta-doğu’nun yeni haritasında söz sahibi olmak isteyecektir.

Etkin devletlerin pozisyonu

Hiç kuşku yok ki uluslar arası güçler, başta ABD ve Rusya olmak üzere, genel olarak Orta-doğu özel olarak Kürdistan meselesinin çözüme kavuşturulmasında kendi çıkarlarını esas alarak hareket edeceklerdir. Birilerinin dediği gibi hiçbir devlet, Kürtlere bağımsız bir devlet hediye etmek için Orta-doğu’ya gelmemiştir; açık ki her bir güç, gerek enerji kaynakları ve gerekse jeo-stratejik sebepler nedeniyle bu kadim bölgede bulunmakta ve önerecekleri çözüm de bununla alakalı olacaktır. I.Dünya Savaşı esnasında İngilizlerin Kürt politikasında geçerli olan şimdi de geçerlidir: Önsel olarak hiçbir devlet Kürt devletinin kurulmasına karşı değildir. Ama yine hiçbir devlet Kürt devletinin kurulması için harekete geçmeyecektir. Bu konuda olumlu veya olumsuz durum, özelde Kürtlerin genelde dünya ve Orta-doğu devletlerinin tutumuyla ilişki içinde şekillenecektir. Kürt devletinin kurulması ya da kurulmaması konusunda her bir devletin tavrı, kendi çıkarlarıyla olan irtibatı belirleyecektir.

I.Dünya Savaşı’nda ‘’Özgür Dünya’’nın temsilcisi ABD’nin siyaseti iki sütun üzerinde yükseliyordu: Politik düzeyde ‘’ulusların kendi kaderini tayin hakkı’’ , ekonomik alanda ise ‘’açık kapı’’ siyaseti... ABD bu siyasetle bir yandan ‘’eski dünya’’nın sömürgecilik anlayışını darbelerken diğer yandan yeni bağımsızlaşan halklarla ekonomik ilişki kurmanın zeminini hazırlıyordu.

Orta-doğu’da dağılan ve yeniden şekillenmekte olan statüko kimileri için bu siyasetin yeniden karşılık bulacağı bir ortam sunuyor.

Kimi devletler bakımından Kürt devletinin kuruluşu, halihazırdaki çıkarları bakımından olumsuz bir gelişmeye yol açacaktır ve bu nedenle karşı olmak onlar için gayet doğaldır.  Fakat kimi devletler için de Kürt devletinin kurulması, belirlenecek olan yeni statükoda söz sahibi olmak anlamına gelecektir ki bu durumda bağımsız Kürt devletini desteklemeleri oldukça doğaldır. O halde durum şudur: Dağılmış olan mevcut statükonun yeniden belirlenmesi için epeyce yol katedilmiş şu günlerde, Kürt devletinin kurulup kurulmaması konusunda Kürtlerin tavrı, en azından, bir zamanlar belirleyici rol oynamış dış güçlerin tavrı kadar önemlidir.

Kürtlerin büyük avantajı

Uluslar arası konjonktür ve Kürt meselesinin çözümsüz kalmasında etkin olan iki devletin fiilen çökmesi, Kürtlerin tarihsel rüyasının gerçekleşmesi için büyük bir imkan sunuyor.  Fakat daha önemli olan, çöken devletlerin yanısıra ayakta kalan Türkiye ve İran gibi devletlerin, gerek siyasal rejim ve gerekse uluslararası hukukla ilişkileri, yönetim ahlakı, insan hakları ve temel özgürlükler konusundaki durumları, Kürtlerin özgürlük ve devlet kurma mücadelesini talebinde bulunmalarını meşru kılan en önemli faktörlerdir.

Geleneksel formel ilişkiler dışında Kürdistanla irtibatı fiilen kopmuş Irak ve Suriye’nin yeniden yönetici konumunda yer almasını artık kendileri bile talep etmemektedirler. Fakat geriye kalan iki devlet, Türkiye ve İran, hala ayakta, açık ve gizli atraksiyonlarla gösterdikleri gibi, çökmüş olan iki devletten daha çok bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını istememektedirler. Bu ciddi bir engel,  fakat tam da bundan ötürü aynı zamanda büyük bir imkandır da. Çünkü bu iki devlet, engelleyici tutumlarına karşın uluslar arası sicilleri nedeniyle Kürtleri yönetmek konusunda gerekli ‘’medeniyet karnesi’’ne sahip değildirler. Yeni bir statükonun oluşturulması bağlamında ‘’gerekli’’ olmalarından çok ‘’reel veri’’ olmaları nedeniyle dikkate alınan bu iki devlet, uluslar arası ilişkilerde artık revaçta olmayan argümanlarla hareket ettikleri için dikkate alınmaktan, Kürtleri çağdaş normlar çerçevesinde idare etmekten oldukça uzaktırlar. Kürtler, daha şimdiden sahiplenmiş oldukları değerlerle dünyanın geri kalanıyla daha sağlıklı ilişkiler geliştirebilecek potansiyele ve siyaset ahlakına sahiptirler. Bu durum, bağımsızlık için dikkate alınacak en önemli veridir.

Fakat bu durumun reel veriden daha önemli olduğunu kanıtlamak ve gelecekte sağlanması için önemini açığa çıkarmak bütünüyle Kürt siyasetine bağlıdır.

Kürtlerin eksiği

Her halde bu konuda söylenmesi gereken fazla bir şey yok; eksiklik olarak tespit ettiğimiz durum oldukça açık bir şekilde gözler önünde durmaktadır. Bağımsızlık için gerekli olan ‘objektif şartlar’ mevcut iken, belirleyici ve etkin faktör ‘subjektif şartlar’ henüz hazır değildir.

Bunun nedeni ise, en azından Güney ve Güneybatı’da mümkün olan siyasal bir hedefin, bir kısım Kürt hareketi tarafından bir takım grupsal çıkarlar nedeniyle ötelenmesidir. PKK-PYD gayet meşru bir talebi “tehlikeli gelişmelerin habercisi” sayıp reddetmektedirler. YNK-Goran cenahı ise, KDP karşıtlığını neredeyse fiilen bağımsızlığı öteleyen bir zemine kaydırmışlardır.

Kuşkusuz Kürdistan’daki bu politik ayrışma, uluslar arası düzeyde olduğu gibi, kimi geçerli sebeplere dayanmaktadır. Mevcut durumda Kürt hareketi, esas olarak iki parçadır: Biri, Kürt halkının menfaatlerini gözeterek yerel güçlerden ayrılmak yerine otoriteye bir şekilde tabii olmayı hedeflemekte ve bu nedenle bağımsızlığa ya da Kürtlerin milli varlığına tekabül eden her hangi bir çözüm biçimine karşı çıkmaktadır. Bu yaklaşım bilmektedir ki, bölgesel güçlerle iş yapmanın asgari ölçütü, onların temel çıkarlarına aykırı bir politika gütmemektir. Diğeri ise, mevcut konjonktürden yararlanarak, politik mülahazalardan uzak, Kürt halkının milli menfaatlerini öne alarak bağımsızlık ya da ayrılma hakkını garanti altına alan, eşitlik temelinde federal çözümü savunmaktadır.

Kuşkusuz doğru olan, Kürtlerin ortak talepleri ve menfaatlerini esas alarak hareket etmektir. Mevcut şartlar altında meşru ve tek doğru politik çizgi, Kürt milletinin kendi kadereni özgürce belirleyebileceği şartların yaratılması için mücadele etmektir. Bu şartlar yerine gelmeden, eşitlik temelinde ve ayrılma hakkını güvence altına alan bir çözüme ulaşıp resmileştirmeden, bağımsızlık talebinin aleyhine çalışmak ya da mevcut statükoyu esas alan, Kürdistan halkının milli çıkarlarını gözetmeyen herhangi bir çözümde ısrar etmek doğru ve meşru değildir. Ayrılmanın ya da birlikte kalmanın meşru temellerde savunulacağı doğru zemin, Kürtlerin ayrılma hakkını garanti altına alan, eşitlik temelinde kurulmuş federe bir yapıdır. Bu temin edilmeden mevcut otoritenin yerel kolu olmaya özenmek siyaseti gericiliktir.

Unutulmamalı ki bugün artık Güney’de bağımsızlık talebi, sadece politik bir hedef değildir, Irak yönetiminin gayri meşru politikası karşısında Kürt halkının kendi milli varlığını idame ettirmek için ihtiyaç duyduğu yegane çözümdür. Buna karşı çıkmak, farklı iki politik çizgiden birini tercih etmek anlamına gelmiyor; yaşam mücadelesi veren bir halkı, giderek yok olmasına yol açacak, ölmekte olan ve artık pratikte  bir işlevi kalmamış bir rejime kurban etmekten başka bir anlam taşımıyor.

Oysa bugünkü konjonktürde yapılması gereken, Kürdistan sathı boyunca, kendi kaderini tayin hakkını esas alarak, Güney’de bağımsız bir Kürdistan devletinin, diğer 3 parçada da federe devletlerin kurulması için halkı aydınlatmak ve uluslar arası düzeyde bu meşru talebin destek bulmasını sağlamaktır.

30.05.2016

Bu yazı toplam 2273 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.