M. Hüseyin Taysun

M. Hüseyin Taysun

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

KÜRD ULUSAL MÜCADELESİNDE MİLLİYETİN VE DİLİN ÖNEMİ…

A+A-

 

Değişen dünya koşullarında Kürd halkının kendi topraklarında bağımsız bir devlet sahibi olma ve özgürce yaşama arzusu her geçen gün daha da yükselmektedir. Sömürgeci dört devlete karşı büyük imkânsızlık ve zorluklara göğüs gererek yaklaşık iki yüz yıldır mücadelesini sürdüren Kürd halkının, bugünden sonra da özgürlük kavgasını inatla ve ısrarla sürdüreceği herkes tarafından anlaşılmaktadır.

Kürd halkının bu haklı ve meşru mücadelesine karşılık, Kürdistan coğrafyasını kendi aralarında paylaşmış olan Arap, Acem ve Türk işgalci devletleri de, Kürd’lerin kendi topraklarında herhangi bir statü sahibi olmalarını engellemek üzere her türden insanlık dışı metot ve yöntemleri kullanmayı mubah görmektedirler. Yıllardır Kürd’lere her türlü zulüm, işkence, sürgün ve katliamı reva gören bu güçler, diğer yandan Kürd’lere yönelik ret, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarını açıktan ve sözde uygar dünyanın gözleri önünde ısrarlı bir biçimde sürdürmekte hiçbir sakınca görmemektedirler.

Bütün bu yaptıklarıyla yetinmeyen sömürgeci devletler, şeytani bir anlayışla Kürd’ler arasında bir takım yapay çelişkiler yaratarak, bir kısım çıkarcı Kürd hainlerini de kullanarak, Kürd’lerin ulusal özgürlük mücadelesini kendi aralarında parçalayıp zayıf düşürerek teslim almaya çalışmaktadırlar.

Görünen o ki Kürd’leri zulüm, katliam ve sürgünlerle durduramayan sömürgeciler, bu seferde bir kısım taşeronları vasıtasıyla Kürd’lerin inanç, sınıf ve ideolojik ayrılıklarını kullanarak birbirine düşürüp zayıflatmanın peşindeler. Örneğin; Kürd’leri Sünni, Alevi, Ezidi, Kakei, Zaza veya sağcı, solcu, liberal, muhafazakâr şeklinde ayırarak sinsi birtakım fitne fesat yöntemleriyle bölüp parçalamaya çalışmaktadırlar.

Sömürgecilerin bu şeytani yöntemlerine karşı, özellikle Kürd’ler adına siyaset yapan parti ve örgütlerin son derece uyanık olmaları gerekiyor. Unutulmasın ki, Kürdistanı işgal eden güçler geçmişten günümüze bir bütünen Kürd halkına karşı zorbalık ve katliamlarda. Sünni’sine, Alevi’sine, Kakei’sine, Zaza’sına ve ayrıca sağcısına solcusuna, dindarına ve hatta dinsizine bakmadan, tümüne sadece Kürd ırkına mensup oldukları için aynı vahşeti uygulamış ve ayrıca yukarıda ki tüm kesimlerin gerçek vatanı olan Kürdistan topraklarını işgal altında tutarak onların hak ve değerlerini çiğneyerek yok saymışlardır.

Bahsini ettiğimiz bu zalimce örnekleri işgal altında ki Kürdistan’ın tüm parçalarında rahatlıkla görmekteyiz, İran’da mücadele eden Kürd unsurları kendilerine yapılan zulümden ya da darağaçlarından ‘Ya Hazreti Abbas’ veya ‘Ya Ebul Feyz’ diyerek feryat edip kurtulmaya çalışırken, zalimler kendilerine hiçbir şekilde acımamışlardır.

Türkiye’de ise ailesi Şeyh, Seyit ya da Mela olan dindar hiçbir mücadeleci unsur düşmanın kurşunlarından veya zindanlarından azade tutulmamışlardır. Sömürgecilerin asıl derdi bu coğrafya da kendilerine dikensiz bir gül bahçesi yaratmak ve yine onlara hizmet edecek köleler devşirmektir. Nihai olarak hedeflenen şey Kürdistan topraklarında Kürd ’süz ve pürüzsüz bir egemenliği sürdürebilmektir.

Bütün bu gerçeklikler karşısında Kürd halkının bağrından çıkmış siyasi yapıların ve yetkin kadroların, kendi milliyetini ve dilini militanca sahiplenerek kendi halkını her türlü zulme karşı örgütleyip korumaktır. Bu tekçi ve şoven anlayışlar karşısında yaşamı ve mücadeleyi sürdürebilmenin yegâne yolu, milli duygularla donanmış ve kendi arasında birliği sağlayabilmiş siyasi çevrelerin hiçbir komplekse kapılmadan ve sözde egemen ulus solcularına da kanmadan, kendi halkının onur kavgasını kendi öz gücüne dayandırarak yeniden inşa edip zafere ulaştırmak olmalıdır.

Sonuç olarak bölgemizde yaşanan olaylara baktığımızda, Kürd’ler açısından birliğin ve beraberliğin kendisini şiddetle dayattığı bu şartlarda, bazı siyasi çevrelerin kendi şahsi ve örgütsel fantezilerini öne çıkararak armudun sapı, üzümün çöpü gibi mantık dışı bahanelerle topu taca atarak mazlum Kürd halkını hayallerinde karamsar bir atmosfere sebep olmalarına hiç kimsenin ne hakkı ne de herhangi bir yetkisi yoktur. Yine bilinmelidir ki, son kırk yıldır kendisini tekrar ederek siyasette ömür tüketenlerin, gelinen bu aşamada Kürd halkına yapacak bir şeyleri kalmadığı gibi, günümüze kadar da halkımızın özgürlük mücadelesine takoz koymaktan başka da hiçbir işlevi olmamıştır.

Yapılacak en önemli şey Kürd milliyetini ve dilini militanca sahiplenmektir…

 

Saygılarımla

M. Hüseyin TAYSUN

02/04/2021 - İST

Bu yazı toplam 2945 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar