Diyar Budak

Diyar Budak

Yazarın Tüm Yazıları >

Kurd Siyasetinde Gizlenen Şeytan

A+A-

Hedefine Türk devletini demokratikleştirmeyi koymuş bir Kürd partisi, aslında Kürdün çıkarından ziyade, T.C devletinin bekasını bir Türk kadar düşünendir. Bunlar Kürd şemsiyesi altında devlete hizmet faaliyetlerini ve Kürdün karşılanmamış taleplerini pazarlamaktadırlar. Bu konuda T.C devletinin, teorik ve pratik faaliyetler düzeyinde kendisine yararlı olacak, amaçlarına uygun, işbirlikçi Kürdü yaratmış olduğu görülmektedir. Kürd hareketinin doğru bir kanalda yol almaya başladığında devletler bu “kendi Kürdünü“ devreye koyup, daha radikal söylemlerde bulunup, onları teslimiyetçi bir konuma iter, devlet kurma taleplerinden vaz geçirirler. Böylelikle çok üst perdeden, bağımsız, birleşik Kürdistan talebinde bulunan partiler giderek demokratik vatandaşlık talebine fit olurlar. Son 50 yıla yakın bir mücadele tarihi bize Kürdlerin hep demokratik talepler ile avutulmuş olduğunu göstermektedir. Egemen devletten sadece bir kıl koparmak onlar için büyük bir kazanımmış gibi kitlelere propaganda etmekten çekinmezler.

Başta Kürdistani degerlere saldırarak, bu “kutsallarını” toplumun gözünde düşürerek işlevsiz hale getirirler. Mücadelenin anlamı olan, Kürd bayrağını reddedip benzerini üretip milleti onunla avutmak gibi. Devlet talebinin milliyetçi bir talep olduğu gibi…

Hatta birçok Kürde bu bayrağın, Kuzey Irak’a, Barzanilere ait olduğunu söyleyip ötekileştirme operasyonunu akıllıca yürütürler.

Bilindiği gibi, Güney Kürdistan için Kuzey Irak deyimi sömürgeci T.C devletinin kullana geldiği bir deyimdir. T.C devleti kendi Kürdüne de bunu enjekte etmeyi başarmıştır.

Yıllar önce Kürdistan’da öğrenci gençlik içinde örgütlenmeye çalışan partiler, ‘T.C devletinin asimilasyoncu eğitim ve öğretim politikasını boykot etmelisiniz, ”burjuva kültürüdür” deyip küçümsüyor, sosyalizm adına çocuklarımızı yanlış yola sevk ederek eğitim haklarını kullanmaktan mahrum ediyorlardı. Dün gençlerimizi yönlendiren bu devlet, bugün örgüt ve partilerimizi yanlışa yöneltmektedir.

Cami imamının halka okumak “haramdır” deyip, kendi çocuklarını Avrupa’da okutması gibi. Deyim yerindeyse içi fesatlık ve art niyet dolu olanların, bedenlerinin işe yaramadığını görme zamanının çoktan geldiğini bilmeliyiz.

Kürd örgütlerinin “en büyüğü” geçinen PKK’nin yarım asıra yakındır yürüttüğü silahlı mücadelede geldiği nokta, ” T.C’yi yeneceğiz ama Türkiye’yi böl(dür)meyeceğiz,”noktasıdır. “Filistin meselesinde İsrail’ın işgali vardır. Bundan dolayı onların devlet talebi doğrudur, ancak Kürd halkına devleti dayatanlar ilkel milliyetçi kişilerdir.”

Bu değerlendirmenin ne denli çaylakça ve sömürgecileri razı eden bir anlayış olduğunu görmeyen Kürdün way way haline!

Bunlar, Kürd halkına devlet kurmayı layık görmedikleri gibi, ulus olma ve uluslaşma sürecine karşı da takındıkları Kürdi olmayan duruş ile karşı koyarlar. Hatta zaman zaman devlet olma fikrini çöpe atık, Barzani devlet kurarsa buna karşı savaşırız, deme noktasına kadar getirdikleri bilinmektedir. Bir ulusal Kürd devletinin kurulmasını istemeyen anlayışın, kendi örgütü içinde bir istatistik yapılması halinde çok azınlıkta kalacağına kuşku yoktur. Ancak bu seçilmiş azınlık, kendi taleplerini çoğunluğa dayatmasına demokrasi demektedir.

Unutulmamalı ki, dünyanın her yerinde yönetilenler birbirlerine benzerler. Kendilerini yanlış yönlendiren, yenilgiyi zafer diye gösteren yöneticilerini her koşulda “ulu ve serok” olarak görme miyopluğundan kurulamazlar.

Bu anlayışlar ne yazık ki, Kürd örgütlerinin içine sızmış, gizlenmiş, örgüt ve partileri ele geçirmiş durumdadır. Yani Kürdistan politikası düşmanın elindedir. Kürde devlet bile istemeyen, bu partiler ile Kürd halkının gasp edilmiş haklarını elde etmek mümkün değildir. Kürd sorunu kırık bir cam gibi, üzerinde yürüdükçe canımızı acıtmakta ve her geçen gün hedeften uzaklaklaşmakta, kan kaybımız da büyümektedir.

Kerkük, Afrin, Şengal yani hızlı bir toprak ve demografi kaybı yaşanmıştır. Ne yazık ki Seroklarımız “Afrin’de zafer naraları atan T.C devletinin, halen yenilgiyi anlamadığını “söylemektedirler. Yani bu tür açıklamalara bakıldığında kazanan tarafın T.C değil, Kürdler olduğunu anlamak mı gerekiyor?

Benzer belirlemeler, hendek olaylarında da tekrarlanmıştı. Yani eksikliği kabul etmek öz eleştiri vermekten kaçınmak bize zarar vermeye devam etmektedir. Anlaşılacağı üzere halen parti ve örgütlerimiz ders çıkarmamışlardır. Yenilgi ve hüsranı, zafer cilası ile süslemekte ustalıklarını göstermektedirler.

Afrin’nin talan edilen zeytin yağları İstanbul’un ara sokaklarındaki bakkallarda satılmaya ve Afrin’de açılan okullarda Kürd çocuklarına Türkçe okutulmaya başlandı bile.

Bazen acaba bu yukarıdaki değerlendirmelere bakıldığında, Kandil mağaralarındaki gündüz görülen bir rüyanın yorumumu mu? demekten kendimi alamıyorum!

Aslında yargılamadan, eleştirmeden körce inanmak kulluktur ve zararı haklı davamıza da çoktur. Zayıflıkları, eksiklikleri ve yanlışlıkları çoğaldıkça, taraftar kitlesi de bağnaz bir şekilde dostça eleştirenlere bile ”hain” muamelesi yapmaktadır. Gerçekler, yenilgiler halktan ve taraftarlardan şarlatanlıkla gizlenemeyecek kadar rasyoneldir. Ne yazık ki bizim gibi toplumlar giderek kendilerine zarar veren insanlara yetki ve güç vererek onları putlaştırırlar. Özgürlükler yok oldukça iktidarlar ve yöneticiler büyür, yetkileri sınırsızlaşır. Orta doğuda yaşayan milletlerin kendilerini yöneten diktatörler yaratmaları başka nasıl izah edilebilir?

Böyle olunca bu rejimlerden kurtulmak giderek zorlaşmakta, ağır bedeller ödenmekte ve çözümden uzaklaşılmaktadır.

Kürdistan’da yürütülmekte olan sivil ve askeri politikanın yanlış ve kendi öz denetimlerinden uzak “gizlenen şeytan güçlerin” ellerinin de içlerinde olduğunu göstermektedir.

Son birkaç yıldır binlerce insan ölmüş, mevzilerin bir kısmı kaybedilmiştir. Yerde uçan arıyı bile görüntüleyen bir savaş teknolojisi, giderek elit kadroları yerin altına veya mağara derinliklerinde korunmaya mecbur etmiştir.

Bu teknolojik üstünlük karşısında eski tarz mücadele mümkün değildir. Bu koşullarda, örgütler kadrolarını geri çekmeli, “şehitlik“ mevzisine sürmemelidirler.

Birlik ve beraberlikleri olmayan Kürd partilerinin dağınıklığı devam etmekte ve Kürd siyaseti kendi arasındaki çelişkileri antagonizma düzeyine vardırmaktan vaz geçmelidir. Hiç bir halkı sadece işçi sınıfı, köylülük veya bir avuç devrimci savaşçı kurtarmamıştır.

Kürd halkı tüm dinamiklerini hayata geçirirse başarı mümkün hale gelir.

Eski politik şablonlardan kurtulmak için Kürd politikasına yön veren iblislerden kurtulmak ve yeni bir ruh gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar