Şaban Aslan

Şaban Aslan

Yazarın Tüm Yazıları >

HALEN PETROL KANLA BERABER AKIYOR

A+A-

Petrolün tarihçesi beş bin yıla dayanıyor. Milattan üç bin yıl önce, Mezopotamya da petrolün sızıntılarına rastlanmış.  Ortadoğu da yaşayan kavimler, “bitumen” adını verdikleri çamurlu olan bir maddenin çatlaklar arasında sızdığını görmüşler. Sızıntı kaynaklarının en ünlüsü Babil şehrine yakın, Fırat Nehri üzerindeki Hit bölgesindeydi. “ Bugünkü Bağdat bölgesi.”   

Yunan tarihçi Diotor, asfalt harcıyla yapılan, Babil sarayını coşkulu bir dille anlatıyor. Şimdiye kadar Babil ülkesinde hiç görülmemiş mucizeler arasında büyük miktarda asfalt kullanıldığını yazmış. Asfalt sızıntılarıyla beraber petrol gazının devamlı yandığı görülmüştür.

İran Kralı Zerduşt’tün inancına göre, Kürtler daima ışığı tercih etmişler. Petrol gazının devamlı yanmasıyla, Ortadoğu insanları için ateşe tapma geleneği daha da güçlenmişti. Kürtler halen ateşe, güneşe, ay ışığına, yanan lambaların ışığına ve ışık veren benzeri maddeleri kutsal kabul ederek yemin ediyorlar. “Bir konu hakkında konuşan kişi diyor eğer ben yalan konuşuyorsan yanmakta olan bu lambanın ışığı her iki gözümü kör etsin, diye yemin diyorlar.”

Uzun yıllar sonra Mezopotamya’da olduğu gibi Avrupa’nın farklı ülkelerinde de petrol sızıntılarına rastlandı.  Artık o yıllarda, Ortadoğu’nun belli ülkelerinde petrol çamurlu sularla beraber derelerde akıyordu. Derelerde su ile beraber akan yağlı maddenin ne olduğu bilinmiyordu.

İlk defa 1853 yılında, Galiçya da petrol bulunuyor. Kürt dilinde petrolün adı “Neft’tır.” Galiçya; Polonya’nın, Avusturya’nın ve Rusya’nın bir parçasıydı. Keşif edilen petrolün çok kıymetli bir madde olduğu anlaşılıyor.

O dönem de Amerika ve Avrupa ülkelerinde petrol ilaç olarak düşünülüyordu. Kullanımı tıp alanında kısıtlanmıştı. 

Daha sonra, demir yolları ve hava yolları kıralı olacak, ABD vatandaşı Rockfeller 1860’lerde küçük şişeler içinde romatizma ilacı olarak sattığı ham petrolden kazandığı paralarla güçlenerek, Amerika’da petrol sahalarında çalışmalarına başlar.  

Ham petrolün kıymetli bir madde olduğunu gören; İngiltere, Fransa, Almanya, ABD ve Rusya bütün petrol sahalarını ellerine geçirmeye çalışırken, aynı zamanda da birbirileriyle çetin bir mücadeleye girdiler. Yetiştirdikleri ajanlar, Ortadoğu da bulunan petrol sahalarında adeta cirit atıyorlardı.

Ruslar tamamen kuzeyden İran’ı işgal etmişlerdi. Başbakan Ali Esfer Han sırtını Ruslara dayatmıştı. İran Şahı Nasrettin ile İran Başbakanı Ali Esfer Han’ın araları açıktı. Ajanlar her gün biraz daha Şah ile Başbakan’ın aralarını açıyorlardı. İran hükümeti 1894 Mayıs ayında yapılacak ellinci cülûs (tahta çıkış yıldönümü) yılını kutlama hazırlıkları yapıyordu. Pazar günü cülûs yapılacaktı. Cuma günü Şah, Başbakan’la beraber sıkı güvenlik ünlemleri altında Cuma namazını kılmak için Abdulazim Camiine giderler. Şah namaz kılıp camiden çıkarken beklenmedik bir anda Molla Rıza adındaki kişi elindeki bıçakla Şah Nasrettin’i kalbinden vurarak öldürdü. Şah Nasrettin’in cenazesi kaldırılmadan, Albay Liyakoff, İran Azerbaycan’ı valisi olan Müzafferuddin Han’ı İran Şahlığının tahtına oturtur. İran   petrolleri için Şah birinci kurban oldu.

Şah öldürüldükten sonra Başbakan Ali Esfer Han sıkı yönetim ilan ederek Albay Liyakoff’u geniş yetkilerle donatır. Liyakoff, uyguladığı zulümle, İran da istediği düzeni kurmayı başardı.    

Hiç kimsenin tahmin edemediği gündüz ortası, Şahlık ülkesi İran da Millet Meclisi toplantı halindeyken birdenbire patlayan top sesleriyle Tahran sallanmaya başladı. Top mermileri Meclisin duvarlarını deliyordu ve Meclisin çatısı çüktü. İnsanlar canlarını kurtarmak için gelişi güzel sağa-sola kaçıyorlardı. Gelişi güzel kaçan insanlar, topların niçin patladığını bilmiyorlardı. Topların patlamasıyla beraber, İran’ın Kazak askerleri süngüleriyle delik deşik ettikleri insanların cesetleri, Tahran caddelerini doldurmuştu. Yakaladıklarını zindanlara atıyorlardı.    Rus Albay Liyakoff’un görevi İran askerlerine, askeri eğitim vermekti. İran Şahı Mehmet Ali askeri darbe yaptırma görevini Albay Liyakoff’a veriyor. Hiç kimsenin beklemediği 26 Haziran 1908 günü Rus Albay Liyakoff Şah’tan aldığı emirle Millet Meclisini topa tuttu. İran petrollerini ellerine geçirip kendi hâkimiyetini kurmak isteyen petrol şirketlerinin yaptırdıkları bir askeri darbeydi. Artık İran da petrol kana karışmıştı.

Detaylarına girmiyorum. Birinci Dünya Savaşın tek nedeni petrol paylaşım savaşıydı. İngiltere’nin yetiştirdiği en büyük devlet adamlarından Churchill 1926 yılında İngiliz Avam Kamerasında petrol ve İngilizlerin menfaatleri tartışılırken, tereddütsüz olarak petrolün kıymetini şu cümleyle ifade ediyordu.    “Bir damla petrol bir damla kandan daha kıymetlidir.”

  1980 yılında Hollanda’nın Lahey kentinde gerçekleşen Eurovision Şarkı yarışmasına, Türkiye’yi temsilen, sözlerini Şener Yurdatapan’ın yazdığı ve Atilla Özdemiroğlu’nun bestelediği petrol şarkısıyla Ajda Pekkan temsil etmişti.

Atilla Özdemiroğlu, şarkı besteleme alanında bir sanatkârdır. Ajda Pekkan, şarkı okuyan bir sanatkârdır. Her sanatkâr kendi alanında başarılı oluyor.

Önemli olan Şener Yurdatapan’ın yazdığı petrol şarkısının sözleridir. Petrolün çok kıymetli bir ham madde olduğunu vurgulamak istemiş. Şener Yurdatapan’ı görmemişim ve tanımıyorum. İleriyi gördüğü için onu kutluyorum. 

Gün geçtikçe teknolojinin gelişmesiyle beraber petrolün değeri de artıyordu. Bunu fırsat bilen Arap devletlerin yöneticileri önce OPEK diye bir örgüt kurdular. Hiç kendilerini yormadan canları istediği zaman üç-beş OPEK üyeleri toplanarak ham petrole istedikleri kadar zam yapıyorlardı. 21.ci asıra girdiğimizde ham petrolün varili 150 dolardan 160 dolara çıktı.

Amerikanlı strateji uzmanı Dr. Thomas P.M Brenett’in 2000 yılında petrolle ilgili yazdığı rapor üzerinden çok zaman geçmeden, Arap ülkelerinde halk ayaklanmaları ve protestolar başladı.

Kara petrolün hatırı için, petrol Kralı Yahudi kökenli İngiliz vatandaşı Henry Deterding 1926 yılında Basra Körfezindeki kablo gemisinde karşılıksız olarak 800.000 lik sterlin çekini Suud Bin Abdülaziz’e verdikten sonra, Suudi Arabistan’ın kapıları ardına kadar İngiliz petrol şirketlerine açıldı.  

Petrol pahalılığına tahammül edemeyen batılı devletlerin yöneticileri, Ortadoğu insanlarını iyi tanıdıkları için hiç sıkıntı çekmeden hazırladıkları senaryolarla önce Müslüman Kardeşler, akabinde Arap Baharı, daha sonra Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütlerini kurarak, Ortadoğu da vekalet savaşlarını başlattılar.

18 Aralık 2010 günü ilk defa Tunus’ta başlaya protestolar seri bir şekilde diğer Arap ülkelerine yayıldı. 25 Ocak 2011 tarihinde Mısır da başlayan halk hareketi, Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in devrilmesine kadar protestolar devam etti.  

Dr. Thomas P.M. Brnett yazdığı rapor üzerinde çok geçmeden ileri sürdüğü düşünceler on yıl sonra meydana çıktı. Ortadoğu da bilhassa Arap ülkelerindeki yöneticilerine karşı peş peşe başlayan halk ayaklanmaları başladı.

Ortadoğu da rol alan her devletin ayrı bir hesabı vardı:

Irak

12 Haziran 2014 günü IŞİD Musul’a sadece 1500 militanı ile saldırdı. Bağdat yönetimi askerlerini çekmedi. Saldırdığı anda Musul’da Irak merkezi hükümetine bağlı yaklaşık 50 bin asker ve polis vardı. Saldırıdan önce subaylar üniformalarını çıkararak sivil elbiselerini giyerek kaçtılar. Başıboş kalan askerler gelen emirleri reddederek tankları, helikopterleri ve tüm ağır silahları bırakarak görev yerlerini terk ettiler. Örgüt merkez bankasındaki 430 milyon dolara el koyduğu gibi bütün silah ve cephaneye de el koydu. Burada sorulması gereken soru neden ordu birlikleri ve polis gücü savaşmadı ve Irak’ın ikinci büyük şehri Musul’u 1500 teröriste bırakıldı?

IŞİD teröristleri Musul’u işgal ettikten sonra, Bağdat istikametine yöneldiler. Bağdat’a 60 km. kala terör örgütü IŞİD mensupları (U) dönüşe yaparak Güney Kürdistan’a doğru ilerlemeye başladılar.  Durumu gören ABD yönetimi kargo uçaklarıyla gece yarısı, Erbil Hava alanına ağır silahlar ve cephane indirdiler. ABD ve müttefiklerinin amacı petrol fiyatını düşürmekti. Arap şeyhleri kendi zevkleri için petrolü büyük bir silah olarak kullanıyorlardı. Petrolün varili 150-160 dolara kadar çıkardılar. Irak ve Suriye de IŞİD’ın boy göstermesiyle petrol fiyatları aniden düştü ve halen düşük fiyat ile satılıyor. Bugün bir varil petrol fiyatı 66-67 dolar arasındadır.

 Rusların amacı beş yüz yıldan beridir hayalini kurdukları sıcak denizlere inmekti ve indiler. Artık hiçbir güç Rusları sıcak denizlerden çıkaramaz. 

İran devlet yöneticilerinin amacı Şii hilalini, Ortadoğu da ve Arap çöllerinde güçlü bir şekilde yaygınlaştırarak güçlendirmekti. Halen İran ve Rusya, Suriye de Beşşar Esad’ın rejimini destekliyorlar.   

O günkü Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin amacı, Hilafeti kuruyoruz diyen IŞİD teröristleriyle, Güney Kürdistan’daki Kürtleri yok etmekti. Bunu sormak lazım. Her devletin kendisine göre yasaları var. IŞİD teröristleri Musul’a girdikleri zaman, sivil elbiselerini giyen ve kaçan subaylar hakkında niçin Başbakan Nuri El Maliki soruşturma açmadı. Bu açık olarak gösteriyor ki Nuri El Maliki’nin hesabı kafa kesen IŞİD’liler Güney Kürdistan’daki bütün Kürtleri imha etmekti. Bunun gizli bir tarafı yoktur. 

Suriye’deki iç savaş halen devam devam ediyor.

Suriye de ilk gösteriler 15 Mart 2011'de başladı ve Nisan 2011 tarihinde ülke geneline yayıldı. Nisan 2011 tarihinde Başkan Esad tarafından Suriye Ordusu ayaklanmaları bastırmak için görevlendirilmişti. Askerler ülke genelinde göstericiler üzerine ateş açmıştır. Aylarca süren askeri kuşatmaların ardından gösteriler silahlı çatışmalara döndü. Ülke genelinde yaşanan çatışmalar savaş niteliğindedir. 2013 yılında Hizbullah, Esad'ın yanında yer alarak Suriye ordusu ile beraber savaşa katıldı. Esad yönetimi Rusya ve İran’dan askeri ve para desteği alırken, muhalifler Katar ve Suudi Arabistan’dan destek aldılar.

Birleşmiş Milletler’e göre ölen nüfus Ocak 2015 tarihi itibarıyla 220.000'i aşmıştır. SCPR (Suriye Politik Araştırmalar Merkezi), Suriye İç Savaşı sebebiyle dolaylı ya da dolaysız olarak hayatını kaybeden toplam insan nüfusunu Şubat 2016 itibarıyla 470.000 olarak açıklamıştır.

Kadınlar ve etnik azınlıklar kamu sektöründe ayrımcılığa maruz kalmıştır. 1962 yılında binlerce Kürt vatandaşlıktan çıkarılmış ve onların soyundan gelenler "yabancılar" olarak fişlenmiştir. 2004 yılından itibaren ülkenin Kürt bölgelerinde yaşanan ayaklanmalar tansiyonu yükseltmiştir. Bu tarihten beri Kürt göstericiler ile güvenlik güçleri arasında zaman zaman çatışmalar yaşanmaya başlanmıştır. 2010 yılında dünyada en kötü insan hakları durumunun Suriye'de olduğunu bildirmiştir.

Tüm medya organlarının Baas Parti’sinin kontrolü altında bulunduğu ülkede gazeteciler ve bloggerlar sistematik olarak tutuklanmış ve yargılanmıştır. 2009 yılında Gazetecileri Koruma Komitesi, dünya üzerinde blogger olmak için en kötü 10 ülke listesinde Suriye'ye 3. sırada yer vermiştir.

Aralık 2010 tarihinde Tunus'ta hükûmet karşıtı gösteriler başlamış ve bu gösteriler Suriye de dahil olmak üzere Arap Dünyasına yayılmıştır. Mısır, Tunus, Yemen ve Libya'da devrim yaşanmış ve diğer Arap ülkelerinde hükûmet değişiklikleri, anayasal değişiklikler, sosyal ve politik hayatta köklü değişimler görülmüştü.

 Ocak 2011 tarihinden itibaren küçük gösteriler halinde başlayıp büyüyerek, yolsuzluğa ve insan hakları ihlallerine karşı bir sivil başkaldırı olarak başlamıştır.

Askeri baskıların ardından, pek çok asker göstericilere katılmak için firar etmiş ve pek çok gösterici de silahlanmaya başlamıştır. 4 Haziran 2011 tarihinde ülkedeki ilk silahlı çatışma yaşanmış. Suriye Ordusunun bir cenaze törenine katılan kalabalık üzerine ateş açması üzerine kızgın göstericiler, ateş açılan binayı ateşe vermiş ve 8 güvenlik görevlisini öldürmüştü; ele geçirilen polis istasyonundaki silahlara el konulmuş ve çevre kontrol altına alınmıştır. Göstericiler ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmaları takip eden günlerde de devam etmiştir. Bazı güvenlik görevlileri, sivillere ateş etmeyi reddeden askerlerin gizli servis elemanları tarafından infaz edilmelerinin ardından firar ederek göstericilere katılmış ve muhalefeti büyütmüşlerdir.

13 Haziran 2013 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri, Suriye Ordusu'nun pek çok kez muhaliflere karşı sınırlı kimyasal saldırılar düzenlediğini ve bu saldırılarda 100-150 kişinin hayatını yitirdiğini kesin kanıtlarla duyurmuştur.

IŞİD olarak adlandırılan örgüt, ilk olarak El Kaide'nin Irak ve Suriye kolu olarak ortaya çıkmıştır. Ardından Suriye'de temsil konusunda El Nusra Cephesi ile anlaşmazlığa düşmüş ve El Kaide'den bağımsız olarak hareket etmeye başlamıştır. IŞİD, günümüzde dünya genelinde İslami bir devlet kurmak amacıyla hareket etmektedir. Diğer İslamcı örgütlerden farklı olarak, uluslararası sınırları tanımamaktadır. 2014 yılında Suriye'de savaşa dahil olmuş, 2017 yılının sonunda Suriye'deki son toprağı Deyrizor'u kaybedip Suriye İç Savaşı'nda saf dışı kalmıştır.

 

Çatışmaların başladığı zamandan bu yana, şiddet ve yaşam sorunları nedeniyle milyonlarca sivil komşu ülkelere sığınmıştır. Türkiye, Ürdün, Lübnan, Irak, Ermenistan ve Kürdistan Bölgesi Yönetimi dahil toplam 4.9 milyon   kişi sivil komşu ülkelere sığınmıştır. Ayrıca Suriye içinde 6,3 milyon kişi yerinden edilmiştir. İnsani yardıma gereksinimi olanların sayısı ise 13,5 milyonu buluyor

Türkiye'de yaşayan Suriyeli mültecilerin sayısı 2.000.000'u geçmiş bulunmakta ve bunların 1.700.000'den fazlası mülteci kampları dışında yaşamaktadır.

Suriye nüfusunun yüzde 11'i öldü ya da yaralandı. Birleşmiş Milletler’in açıklamasına göre Suriye iç savaşında 250 binden fazla insan hayatını kaybetmiştir. Birleşmiş Milletler Suriye iç savaşına dair istatistik toplamayı bıraktığı için ölenlerin sayısının daha fazla olduğu düşünülmektedir. Suriye Politika Araştırma Merkezi (SCPR) yayınladığı raporla 2011 Mart ile 2016 Şubat ayları arasında Suriye iç savaşında 500 bin insanın hayatını kaybettiğini, 1.88 milyon insanın ise yaralandığını belirtmiştir.

Petrol kurbanları:

Birinci kurban: İran Şahı Nasrettin camiden çıkarken, Ajanların eğittiği Molla Rıza adındaki kişi elindeki bıçakla aniden kalbine vurdu. Şah yere düştüğü gibi öldü. Tarih 1894

İkinci kurban: 1920’lerde ABD Cumhurbaşkanı Dr. Mr. Harding, Standart Oil petrol şirketinin ajanları yemeğine zehir katarak öldürdüler.

Üçüncü kurban: İngilizler 1932 yılında Irak’a bağımsızlığını verirken petrol gelirinin % 25 Irak’a % 75 İngiliz petrol şirketlerine verildi. 1933’te Irak Kralı Faysal Londra’ya gitti. Petrol paylaşımı %50 Irak’a % 50İngiltere’ye hesabını yapıyordu. Belli görüşmelerden sonra, Petrol Kralı Henrey Deterding, Kral Fysal’ı  İsviçre’nin Cenevre şehrine davet etti. Kral Faysal kısa bir süre Cenevre de eğlendi. 7 Eylül 1933 günü akşam oteldeki Kral odasın gitti.  Sabah kahve altıya gelmedi. Otelin gece müdürü Eggymann telefonla Kral odasını aradı cevap alamadı. Kapıyı açıp odaya girdiği zaman, Kral’ın cansız bedeni yerde uzandığını  görüyor. İki gün sonra İsviçre doktorları, Kral Faysal’ın kalp yetmezliğinden öldüğüne dair rapor verdiler. Olayı kapatmak için otelin gece müdürü de öldürüldü. Yine petrol %25 Irak’a % 75 İngiltere’ye kaldı.  

İnternete göre: I. Dünya Savaşında on milyon asker yedi milyon sivil öldü. Toplam 17 milyon insan ölmüş.

 

Kaynak 1. Daniel Yergin petrol Türkiye İş Bankası yayınları 3. Baskı 2003 İstanbul

Kaynak 2. Bhman Nirumand Hür Dünyanın Diktatörleri Anadolu Yayınları Ankara

Kaynak 3. Raif Karadağ petrol Fırtınası Divan Yayınları İstanbul birinci baskı

Kaynak 4. Sosyal medya

Şaban Aslan

 

Bu yazı toplam 503 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar