Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Futbolcu Kardeşim

A+A-

Biliyorum, size haksızlık ettiğimi düşünüyorsunuz? Diğer futbol yorumcuları gibi, sanatçı ayak bileklerinize övgüler yapmıyorum. Harika şutlarınız ve şahane çalımlarınıza methiyeler düzmüyorum. Bütün bunlar doğru. Ve sanırım ömrümün geri kalan bölümünde de benden böyle arabesk laflar duymayacaksınız. Pasın ve top kontrolünün değerini, en önemli futbolculuk niteliği olarak içselleştirmediğiniz müddetçe, benim gözümde oyunun asli aktörü olarak, var olamazsınız. Adı çalım olan futurist cambazlık yerine, futbol oyununda en iyi ve en yaratıcı çözüm olan pasın kıymetini bilmedikçe, futbolcu kimliği kazanamazsınız. 

Hazır konu açılmışken, gelin bazı meselelerde mutabakat arayalım. Mesela oyunun taleplerini yerine getirmek yerine neden, kişisel olarak oyun oynama arzunuza yenik düşersiniz? Oyun iştahınız neden maçın, sistemin ve oyunun ihtiyaçlarına dönük değil de, sadece sizin arzularınıza bağlı olarak icra ediliyor? 

Mesela size top geldiğinde neden o topu hemen o an istenilen yere havale etmek yerine, o toptan bir türlü kurtulmak istemiyorsunuz? Top niye ağınıza yapışıp kalır? Kendinizi gösterme arzunuz, o anda neden o pozisyonun sizden talep ettiği hareketleri yapmanıza engel oluyor? Eminim bütün teknik direktörler her pozisyonun ömrünü 3 saniye olarak size öğretmişlerdir. Bu kadar kısıtlı zamanı neden oyununuzun akışkanlığı için değil de, kişisel gösteriniz için kullanma eğilimindesiniz? 

Bu davranış ve tutumlarınız her bakımdan yanlış. Her şeyden önce böyle davrandığınız için oyun sisteminiz dumura uğruyor. Ortada sistem mistem filan bir şey kalmıyor. Oysa siz bir kulübün sözleşmeli profesyonel personelisiniz. Yani emeğinizi, iş gücünüzü ve buna bağlı olarak iradenizi birilerine satmış bireylersiniz. Mesleğiniz de bunu gerektiriyor. Birinci öncelikli işiniz sisteme bağlı kalmaktır. Taktiğe bağlı kalmaktır. Oyun stratejisini doğru kavrayıp onun gereklerini yerine getirmektir. Bunu büyük bir iman ile yerine getirdiğinizde zaten bunu siz yerine getirdiğiniz için mutlaka bütün bu olumlu işler sizin hanenize yazılır. 

Tamam hepinizin personel olarak dertleriniz mutlaka vardır. Haklarınızı tam, eksiksiz ve zamanında almıyor olabilirsiniz. Bu bir mağduriyet elbette. Ama bu mağduriyetin çözümü saha içi değil ki. Sahada kendi bildiğini okumak hiç değil. Unutmayın siz sadece kulübünüze karşı da sorumlu değilsiniz, siz aynı zamanda takımdaşınız olan diğer sözleşmesi futbolcu arkadaşlarınıza karşı da sorumlusunuz. 

On bir insanın birlikte bir iş yapıyor olmaları, herkesi herkese karşı etik olarak sorumlu hale getirir. 

Her meslek erbabı gibi siz de, her gün kendinize yeni bir şeyler katarak daha mükemmel hale gelmek zorundasınız. Ezberinizi bozarak yeni şeylere zihninizi açık tutmak mecburiyetindesiniz. Ayaklarınız, kalbiniz olmak zorunda. Ayaklarınız, gözleriniz olmak zorunda. Ekmeğinizi ayaklarınızla kazanıyorsanız, ayaklarınız velinimetinizdir ve ilk işiniz de ayaklarınıza dolanan pürüzleri yok etmektir. 

Hepiniz de çok iyi biliyorsunuz ki, bütün sporların üç temel, vazgeçilemez halkası vardır. İyi çalış, iyi beslen ve iyi dinlen. Bu üç eylem sizi fit yapar. Yani maçın ve oyunun gerektirdiği fiziksel özellikleri kazanmış olursunuz. Geriye ne kalıyor? Geriye teknik direktörünüzün size biçtiği oyun içi rol ve görevler kalıyor. Bu bakımdan sizin işiniz teknik direktörün işinden çok daha kolay ve basit. Siz sadece size biçilen mevki için bir rol ve görevden sorumlusunuz. 

Peki, bu basitleştirilmiş ve daraltılmış rol ve görevleri yapmakta neden bu kadar sıkıntı yaşıyorsunuz? Oysa işe talip olurken ben bir futbolcuyum diyorsunuz ve o sözleşmede bu tanıma bağlı olarak bazı hakları talep ediyorsunuz. Sözleşmeye imza atmak kolay peki ama iş o rolü oynamak ve o görevleri yerine getirmeye gelince neden çatallaşıyor. 

Çünkü, kendi kişisel arzu ve alışkanlıklarınıza yenik düşüyorsunuz. Sözleşmeniz profesyonel ama zihniniz değil. Peki bu işin içinden nasıl çıkacağız? Kim yardım edecek bize? Elbette sizden başka hiç kimse. Siz iş ahlakını hatırlayacaksınız. Evinize götürdüğünüz nafakanın değerini anımsatacaksınız kendinize. 

Bir kere on bir kişilik bir oyunun öznesi olduğunuz için artık özgür değilsiniz. Ayrıca özgür olsanız ne yazar. Çünkü mutlaka bir başkasının size top atmasına muhtaçsınız. Arkadaşlarınızın top kazanmasına ve size tam zamanlı pas atılmasına. Eğer bu doğruysa kendi başınıza da yetenek değilsiniz. Çünkü 90 dakikayı yalnız başınıza oynamıyorsunuz. Demek ki, neymiş, bireysel yetenek değil kolektif yetenekmiş aslında yaptığınız işin özü. Buna inanın buna iman edin ve yeteneklerinizi birleştirin. Oyun zaten birleşmiş yeteneklerin toplamından başka nedir ki... ( Devam edeceğim.)

Bu yazı toplam 522 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.