Abit Gürses

Abit Gürses

Yazarın Tüm Yazıları >

Fidel Castro Ölmüş!...

A+A-

Kuzeyli Kürt hareketlerinin hemen hemen tümünün on yıllarca ‘’Küba Devrimi’nin karizmatik lideri’’ olarak gördüğü Fidel Castro ölmüş. Toprağı bol olsun, nur yağsın goruna, Allah rahmet etsin diyelim mi demeyelim mi?

1960-70-80-90’lı yıllarda solculuğu, sosyalistliği, komünistliği hiç kimseye bırakmayan, kendilerinden daha sosyalist, komünist kimsenin olmadığını ispat için her kesi hor görüp, küçümseyen, hatta anlamsız bir düşmanlık güderek, sosyalistliği veya komünistliği fanatik bir aşiret veya cemaat üyeliği gibi algılamış olanların bugün Castro hakkında ettikleri laflara bakınca insanın sabrı taşıyor… Bazı insanlar nasıl bu kadar basit, dönek ve pişkin olabiliyor?!

Burada kastım erdemli bir değişim ve dönüşüm değil. Elbette insanların görüşlerinin değişmesi doğaldır. Doğal olmayan dün dediğinin bu gün tam aksini savunurken hiçbir şey olmamış gibi davranabilen yüzsüz anlayıştır!

Fidel Castro’yu dün göklere çıkarıp, bugün ‘’diktatör, Saddam’ın dostu’’ olarak tu kaka etmek bir marifetmiş gibi yarışanlar, aslında bu gün başka güç odaklarına yaltaklanmaktan öteye bir amaç gütmemektedirler…

Bizim kuşağın her sosyalisti gibi ben de Fidel Castro hayranıydım. Ama belki içinden geldiğimiz siyasi hareket olan Rızgari’nin bize kazandırmış olduğu bir özellikten dolayı, öyle diğer siyasi hareketler gibi aşırı bir abartma ile sahip çıktığımız bir lider değildi…

Neydi Rızgari hareketinin bizlere kazandırmış olduğu farklı nitelik?

Kendisini sosyalist olarak tanımlayan Rızgari’nin diğer solcu, sosyalist olduğunu iddia eden Kuzeyli bütün hareketlerden temel bir farkı vardı. Rızgari Kurd ve Kurdistan’ı merkeze koyarak, söz konusu sosyalist liderlerin, devletlerin, odakların Kurd ve Kurdistan sorununa karşı almış oldukları tavırlara göre biçimlenen bir tavra sahip olmaya çalışıyordu. O günkü koşullarda bu tavrını büyük bir cesaretle yeterince dile getirmese de böylesi bir önemli farklılığa sahip idi.

Birçok siyasi hareketin öve öve göklere çıkardığı Lenin Rusya’sının Mustafa Kemal hareketini ve Türk devletini  ‘’ilerici enerjik reformlar yapan’’ bir lider ve devlet olarak desteklemesi ve Komuntern’in yani 3. Enternasyonalin bu yöndeki tavrı Rızgari kadroları arasında eleştirilmekteydi. Stalin liderliğindeki SSCB’nin Mehabad Cumhuriyeti’nin sonunu getiren Yalta, Potsdamm, Tahran anlaşmalarıyla Kurdleri sattığı sık sık dile getirilen bir konu idi…

Aynı şekilde SSCB’nin Irak Kurdistanında Mustafa Barzani önderliğindeki harekete karşı Irak BAAS rejimini desteklemesi Rızgari tarafından eleştirilirken, Kuzeyli bir çok pro Sovyet hareket tarafından savunulmaktaydı! Bu anlayışa göre ‘’Mustafa Barzani gerici, Kurd milliyetçisi, ABD ve Israil ile ilişkileri olan bir hareketin lideri, Irak BAAS iktidarı ise, ilerici reformlar yaptığı için desteklenmesi gereken bir devlet’’ idi!

Bu anlayış sahipleri içinde büyük lider Melle Mustafa Barzani’ye ‘’emperyalizmin, Amerika’nın ajanı’’ diyenler de az değildi! Bakmayın bu gün Hewlêr’de el pençe divan durmalarına! Barzani’nin oğluna, torunlarına methiyeler dizmelerine!

Kurd ve Kurdistan davasından ziyade sosyalizm ve enternasyonalizm adına Rus taraftarlığını kendilerine görev ad eden bu çevreler Sovyetlere duydukları tek taraflı karşılıksız bir aşka benzeyen bu tavırlarını ‘’parça bütün teorisi’’ denilen kargaların bile güleceği bir anlayışla izah etmekten de hicap duymuyorlardı!

Söz konusu çevrelere göre, Şeyh Said Hareketi, Barzani Hareketi gerici hareketler, Sovyet Rusya’nın Mustafa Kemal veya BAAS rejimlerini desteklemesi ilerici enternasyonalist tavırlar idi!

Çin veya Arnavutluk rejimlerini kendilerine kâbe olarak seçmiş olan Mao’cu veya Enver Hoca’cı çevrelerin de mantığının bu Sovyet yandaşlarından özünde bir farkı yoktu! Bir gün olsun ‘arkadaş biz Çin’e Arnavutlık’a toz kondurmuyoruz, oysa bu devletlerin Kurdistanı işgali altında bulunduran devletlerle ilişkilerinde aralarından su sızmıyor. Halkımıza karşı uygulanan zulme herhangi bir devlet gibi sessiz kalıyorlar’ diye düşünmediler!...

Oysa ne Sovyetlerin, ne Çin’in ne Arnavutluk ve ne de Küba’nın bırakalım sosyalist ilkeler veya idealler çerçevesinde, en basit insan hakları prensipleri temelinde bile Kürt ve Kurdistan sorununa dair elle tutulur bir yaklaşımları yoktu!

Kurdler bu güç odaklarının umurunda bile değildi! Ama bir çok Kurd siyasi çevresi, bunları anti-Kurd  tavırlarına rağmen, gıyaplarında sevmek ve onlara yaltaklanmakta hiç tereddüt etmedi!

Peki ya bu sosyalist veya komünist güçler, odaklar böylesi bir tavır sahibi iken, dün bunlara, bu gün ise benzer bir anlayış ile Batı ve ABD’ye yaltaklanmak arasında hiçbir fark var mıdır? Hayır yoktur!..

ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya’nın daha doğrusu bir bütün olarak Batı dünyasının da umurunda olmamıştır Kurd ve Kurdistan meselesi. Sadece umurlarında olmamakla kalmamış, hemen hemen son bir yüz yıl boyunca Kürdistan’ı işgali altında bulunduran devletler, hükümetler, rejimler Batı tarafından sürekli olarak desteklenmiştir…

Batı, Şeyh Said hareketi, Ağrı Hareketi, Zilan Katliamı, Dersim Katliamı, Mehabad Cumhuriyeti, Barzani Hareketi, Halebçe Katliamı ve benzer olaylardan habersiz miydi? Hayır değildi. Mazlum Kurd milleti bütün bu acı olayları yaşarken Batı dünyası şaşmaz bir saat gibi her zaman Türkiye, Iran, Irak ve Suriye devletlerini destekledi veya bunların anti-Kurd eylemlerine sessiz kaldı!...

Doğu ve Batı yani Dünya böylesi bir tavır içinde iken, gözü ABD’ye karşı varlık mücadelesinden başka hiçbir şey görmeyen Küba’dan veya Castro’dan Kurdlerin hamiliğini veya dostluğunu beklemek ne kadar isabetli olabilirdi ki?

Gel gör ki hemen hemen bütün Kürd solcuları ve sosyalistlerinin hayranı olduğu Fidel Castro’nun Kübası BM GK’nin Irak Kurdlerini Saddam’ın saldırılarından korumak amacıyla Nisan 1991’de kabul ettiği 688 Sayılı karara karşı çıkması son damla oldu. Başta Küba’nın Stockholm elçiliği olmak üzere diğer bir çok yerde Kürdler Küba’yı ve Castro’yu protesto ederek, bu tek yanlı Diyarbekir işi kaşılıksız aşklarına nokta koymak zorunda kaldılar!

Sevgili kardeşlerim, biz kendi dilini konuşamayan, varlığı kabul edilmeyen bir milletin çocuklarıyız!

Kurdistan meselesi bir milletin varlığının ve haklarının kabulüne tekabül eden ne kadar basit bir meseles ise, o kadar da kompleks, ağır, ciddi ve önemli bir meseledir. Bu bêçare Castro’nun altından kalkabileceği bir mesele değildi ve değildir. Ayrıca onun ve Küba’nın bütün mazlum halklara karşı olduğu gibi Kurd halkına karşı da böyle bir sorumluluğu olmakla beraber, böyle bir derdi olduğu da söylenemez!

Kurdistan’ın bugünkü bölünmüş, parçalanmış, varlığı inkar edilmiş olan statüsü/statüsüzlüğü üzerine Doğu ve Batı’nın, kısacası dünyanın uğursuz mutabakatı söz konusudur. Bu mutabakat sona ermedikçe veya Kurdler bu statüyü yerle bir etmedikçe, Kürdlerin ona buna yaltaklanması veya tu kaka etmesi beş para etmez! Ve hiçbir devlet veya güç bizim güzel hatırımız için çıkar temeline kurulu dünya düzeni içindeki yerini ve ilişkilerini tehlikeye atmaz! Castro da atmadı.  Fidel ölmüş… Ne diyelim, bizim değil, daha çok Kurd düşmanlarının dostuydu. Kurdler kendisinden bir hayır görmediler, belki ülkesi ve milleti görmüştür. Yine de Allah rahmet etsin!

Bu yazı toplam 1983 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.