Celâl Temel

Celâl Temel

Yazarın Tüm Yazıları >

Cibranlı Halid ve Yusuf Ziya, Kürdistan’ın Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir’i olabilir miydi?...

A+A-

Celâl Temel

       Ulusların tarihinde, sosyal-siyasal olgular kadar, o ulusların liderlerinin gerektiği zamanda, gerektiği şekilde davranmasının da büyük önemi vardır. Bilindiği gibi, Kürdler, büyük mücadelelerine ve bedellere karşın, günümüzde hâlen dünya ulusal topluluğu içinde bir statüye sahip olamadılar. Bunda Kürd liderlerin önemli bir etkisi olduğu bilinmektedir. Özellikle, Osmanlı İmparatorluğunun dağıldığı, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki süreçte, Kürdlerin bir ulusal devlet yapılanmasına kavuşması için fırsat doğmuştu. Bunu sağlayacak olan da elbette, büyük oranda dönemin Kürd önderleri, aydınları olabilirdi.

        Özellikle Mondros’tan Lozan’a uzanan beş yıllık 1918-1923 süreci önemliydi. Aynı dönemde, Seyid Abdülkadir önderliğinde kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti içinde veya dışında, önemli Kürd aydın ve önderleri vardı. Bu sıralarda, Osmanlı subayı Halid Bey (Cibranlı) ile Birinci Meclis’in ünlü mebusu Bitlisli Yusuf Ziya Bey, konumları itibariyle, dönemin en dikkat çeken iki önemli Kürd önderiydi. Dönemde, Türk ulusu için Mustafa Kemal ve Kâzım Paşa’nın (Karabekir) yaptığını, şartlar farklı olsa da Kürdler için, Cibranlı Halid ve Yusuf Ziya yapamaz mıydı sorusunu akla getiriyor.

-002.jpg

       Cibranlı Halid, Mustafa Kemal’le aynı yaşlarda Harbiye’den okul arkadaşıydı. Halid Bey, Birinci Dünya Savaşı sonlarında Erzurum’da miralaydı (albaydı). Aynı sıralarda Marmara bölgesinde görevli olan Mustafa Kemal da albaydı. 1916 yılı başlarında, M. Kemal Diyarbakır’a 16. Kolordu komutanı olarak atanırken generalliğe (paşalığa) terfi ettirilirdi. Aynı konumdaki Kürd kimlikli Halid Bey’in terfisi donduruldu, albay olarak kaldı. Savaşın bitiminde, 1918 Kasım ayında, M. Kemal, pek çok Osmanlı paşası gibi İstanbul’a dönerken Erzurum’da bulunan Halid Bey, Osmanlı Ordusu’nda hâlen albaydı.

       1919 Nisan ayında diğer bir Osmanlı paşası Kâzım Karabekir, Halid Bey’in subay olduğu Erzurum’a 15. Kolordu’ya komutan olarak atandı. Karabekir, Erzurum’daki görevine başlamadan önce, 1919 Nisan başında M. Kemal’i Nişantaşı’ndaki evinde ziyaret ederek, “İstanbul’da kalmanın bir gereği yok, Anadolu’ya geçmek gerekir.” önerisinde bulunur.  Karabekir’in bu önerisinin de etkisiyle Padişah Vahdettin ile arası iyi olan M. Kemal, yaklaşık bir ay sonra Samsun’a çıktı. Sivas’a gitme planları içindeki M. Kemal’in yolu, yine Karabekir’in ısrarıyla 3 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum’a çevrildi ve “Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti” tarafından toplanma hazırlığı yapılan kongreye (Erzurum Kongresi’ne) katılması sağlandı.

        M. Kemal, 3 Temmuz 1919 tarihinden 27 Ağustos 1919 tarihine kadar, askerlikten de ayrıldığı bir dönemde, K. Karabekir’in koruması altında, yazın sıcak günlerinde, serin Erzurum’da, yaklaşık iki ay kalıp yeni bir devletin temellerini atarken Cibranlı Halid’in, Mustafa Kemal’le bir kez görüştüğü bilinmektedir. Cibranlı Halid’in bu kongreye olumlu bakmadığı bilinmektedir. Onun dışında, o iki aylık süreçte, Erzurum’da, kendi halkı içinde bulunan Cibranlı Halid’in, M. Kemal ve K. Karabekir’le ilişkisi, hep merak konusu olmuştur. Bilindiği gibi, M. Kemal, Erzurum’dan ayrıldıktan sonra, Eylül ayında Sivas’ta bir kongre daha topluyor, sonra Ankara’da meclis açıyor ve daha sonra da Osmanlı bakiyesi üzerinden yeni bir devlet oluşturuyor.

00.jpg

      Tüm bu zaman zarfında Cibranlı Halid hep Erzurum’da, bir Osmanlı subayı olarak kaldı. Zaman zaman Palu’ya, memleketi Varto’ya gittiği de bilinir. 1919 yılında, Dersim’de resmi görevle görevlendirilse de bu görevi yerine getirmez. Bir taraftan da çeşitli ilişkilerle Kürdler için bir şeyler yapmanın çabası içindeydi. Kürdistan Teali Cemiyeti ile temasları oluyordu ama gidip İstanbul’da oturmadı, halkı içinde kaldı. Seyid Abdülkadir ve çeşitli ülkelerin yetkilileriyle, Kürd davası için görüşmeler yaptığı da bilinmektedir. 1921’den sonra Azadi Komitesi’nin öncülüğünü yaptı. Mensubu olduğu Kürd halkı için bir şeyler yapmanın çabası içinde uygun zamanı bekledi. İttihat-Terakki ve onun devamı Kemalistleri iyi tanıyordu (yoksa tanımıyor muydu?), tedbirli olmaya çalıştı.

       Bu dönemdeki diğer önemli bir Kürd önderi Yusuf Ziya Bey de M. Kemal’in 1920 Nisan ayında topladığı 1. Meclis’te, Bitlisli Mebusu olarak girdi. Y. Ziya, 1923 Mart ayına kadar devam eden 1. Meclis’te Osmanlının bekası için ateşli konuşmalar yaptı. Sevr-Lozan sürecinde, Osmanlı birliği için hep meclis kürsüsündeydi. M. Kemal’e muhalif 2. Grup’ta yer aldığı için M. Kemal tarafından dikkatle takip ediliyordu. İngiliz Başdelegesi Lord Curzon’un Lozan görüşmelerinde, Kürd haklarından söz ettiği sıralarda, 1. Meclis’in son günlerinde, Yusuf Ziya, hâlâ Türk-Kürd kardeşliğiyle ilgili ateşli konuşmalar yapıyordu. Özellikle Musul’un İngilizlere verilmesi sonucu Kürdistan’ın parçalanmasına karşı çıktı. Buna rağmen, 1923 yılı Nisan başında, 1. Meclis’i dağıtan M. Kemal, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya ve Dersim Mebusu Hasan Hayri gibi aktif Kürd mebuslarını 2. Meclis’e almadı. Onun ajandası vardı, pragmatik davranıyordu, ne yapacağını iyi biliyordu…

       1923 Mart ve 1923 Temmuz ayları arasında, 1. Meclis’in dağıtıldığı, Lozan görüşmelerine ara verildiği süreçte, M. Kemal bir taraftan İngilizlerle gayrı resmi temaslarını sürdürdü, diğer taraftan Lozan’ı imzalayacak 2. Meclis için seçmeler yaptı! Ve M. Kemal’in arkasındaki diğer bir adam İsmet İnönü, 1923 Temmuz ayı sonunda, Cumhuriyet’in tapusuyla, Lozan’dan muzaffer döndü, K. Karabekir değil, o Cumhuriyet’in ikinci adamı oldu. M. Kemal’in yetmediği noktalarda, arkasında hep İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy ve Rauf Orbay gibi paşalar vardı. M. Kemal’le, K. Karabekir’in yolu, cumhuriyetin ilanından sonra ayrıldı. Karabekir susturuldu, hatta idam edilmek istendi ama ulusu için hepsine katlandı.

      O sıralarda, gizli olarak kurulduğu belirtilen Azadi Komitesi Başkanı olan Cibranlı Halid ve 1923 Nisan ayından itibaren meclis dışında da kalan, aynı komitenin ikinci önemli ismi Yusuf Ziya gibi pek çok Kürd önderi, trenin kaçtığını anlamaya başlamışlardı ama zaman kimseyi beklemiyordu; atı alan Üsküdar’ı, Osmanlı bakiyesinden kalan toprakların tapusunu alanlar Lozan’a gidip dönmüşlerdi! O sıralarda, Cibranlı Halid, planlı bir Kürd mücadelesi için bazı hazırlıklar yaparken bir Osmanlı subayı olarak hâlen Erzurum’daydı. Erzurum’da kalmanın daha faydalı olacağını düşünüyordu.

       Çevresindekilerden, Erzurum’da kalmasının tehlikeli olacağı söylemlerine karşın, kendine güvenen Cibranlı Halid, cumhuriyet ilan edildikten sonra bile 1924 yılı sonlarına kadar hep Erzurum’da kalmaya devam etti. Aksine Erzurum’dan ayrılmayı riskli buluyordu. Bu sırada, Ankara’da, yeni Türk Hareketi’nin lideri, okul arkadaşı Mustafa Kemal, onu yakından izliyordu. Onun önemini bilen M. Kemal, ona elçiler gönderip kendilerine katılmasını istiyor, o reddediyor, içindeki yurtseverlik aşkıyla, halkı için bir şeyler yapmanın planlarını yapıyordu.

       Cibranlı Halid ve Yusuf Ziya dahil, dönemin bazı Kürd önderleri, Şeyh Said’i de içine alan bir ulusal direniş hazırlığı içinde iken gafil avlandılar. “Bextê Romê reşe” gerçeği bir daha kendini gösterdi. 1924 yılı Ekim ayı başında önce Yusuf Ziya, aralık ayında Cibranlı Halid Erzurum’da yakalanıp Bitlis’te cezaevine konuldular. Cibranlı Halid’le, Şeyh Said arasında akrabalık ilişkisi de vardı. 1925 isyanına giden süreçte, sürecin başında hep Cibranlı Halid vardı ama isyan başladığında, O, kader arkadaşı Yusuf Ziya’yla birlikte Bitlis zindanındaydı. Şeyh Said’in yakalanmasından bir gün önce, 14 Nisan 1925 tarihinde idam edildiler.

        Planlı ve programlı, stratejik çalışılsaydı, tüm olumsuz koşullara karşın bu dönemde, Türkiye Cumhuriyeti gibi Kürdistan Cumhuriyeti de kurulabilir miydi bilemiyoruz. Karamanlı Kazım Karabekir ve Selanikli Mustafa Kemal, Erzurum’da, yeni bir devletin temellerini atarken kendi halkı içinde bulunan Cibranlı Halid ve 1. Meclis’in belki bir numaralı konuşmacısı Yusuf Ziya, dönen entrikaları anlayamadılar. Cibranlı Halid, Yusuf Ziya, Seyit Abdülkadir, Emin Ali Bedirhan, Abdullah Cevdet, Şerif Paşa, Mustafa Yamulki Paşa, Mevlanzade Rıfat gibi dönemin (1918-1923) önemli Kürd aydın ve liderleri; Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay gibi liderlerin Türk ulusu için yaptıklarını, Kürd ulusu için yapamadılar; aynı rolü oynayamadılar. Kendi düşmanına sitem etmenin de bir anlamı yoktur. Kısacası, 1918-1923 Mondros-Lozan sürecinde, Kürd önderleri, aydınları, aldandılar, aldatıldılar. Tabii öncesi de sonrası da öyle…

       Cibranlı Halid ve Yusuf Ziya’nın Bitlis’teki yargılanmaları konusunda fazla bir bilgiye sahip değiliz. Günümüze kadar devlet bu yargılanma ile ilgili resmi bir belge paylaşmadı. Şeyh Said ve arkadaşlarının yargılanmaları hakkında bilgi sahibiyiz ama onların Bitlis’teki yargılamaları hakkında, yargılama savcısı ve yakınlarının bazı sözlü anlatımları dışında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Halkı için canını veren bu iki değerli insanın, bize ulaşan sözleri, günümüz için derslerle doludur. Dönemin Ermeni Taşnaksutyun Partisi yetkililerinden yazar Garo Sasuni, idam öncesi son sözlerini aşağıdaki gibi vermektedir:[1]

       Cibranlı Halid Bey: ”Karşınızda yalnız değilim. Arkamda Mezopotamya ve muazzam bir Kürt Ulusu bulunmaktadır. Bugün beni asıyorsunuz, fakat hiç şüphe yok ki yarın torunlarımız da sizleri yok edeceklerdir.”
     

  Yusuf Ziya Bey: ”Bize mevki ve rütbe bahşetmek suretiyle bizi aldatabilirsiniz endişesi içindeydim. Şükür Allah’a ki bizi mermi ve iple karşılıyorsunuz ve bundan dolayı hiç pişman değiliz. Verdiğin(m)iz ders sayesinde torunlarımız öcümüzü alacaklardır.”
      Tarih’te yaşananları değiştirmek mümkün değildir ama ondan dersler alıp yeni yanlışlar yapmamak mümkün. Hem o süreçten önce ve sonra, hem günümüzde, Kürd önderleri, Kürdler adına politika yapanlar, hep yanılıp, yanıltılırken tarihten ders almadılar. Bu, tarih bilgisi eksikliğinden ve tarih bilinci eksikliğinden kaynaklanabilir. Başka nedenler de olabilir. Belki, sosyolojik olarak daha derin olarak incelenmesi gereken, dikkat çekici bir durumdur…

      Davası için canını veren bu iki Kürd önderini, rahmetle, saygıyla anıyorum…

   


[1] Garo Sasoni, Kürt Ulusal Hareketleri ve 15. yy’dan Günümüze Ermeni-Kürt İlişkileri, Med Yayınları, 1992, s. 278

Bu yazı toplam 389 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.