“3 Fotoğraf, 3 Dönem, 3 Katliam”

“3 Fotoğraf, 3 Dönem, 3 Katliam”

.

A+A-

Ermeni kadınlar 1915'te, Dersimli kadınlar 1937-38'de, Şengalli kadınlar da 2014'te. Tarihler değişikti fakat zihniyet aynıydı, uygulamalar aynıydı. Kadın bedeni üzerinde, kadına yönelik şiddet hiç ismini değiştirmemişti.

Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, Ocak 2021'den bu yana toplanıyor. 10 Nisan 2021'de başlayan panellerin yedincisi Ölü Bedenlere Yönelik Şiddetin Toplumsal Cinsiyetini Konuşmak" idi. 

“Ölü Bedenlere Yönelik Şiddetin Toplumsal Cinsiyetini Konuşmak" paneli 26 Şubat 2022'de gerçekleşti. Mekiye Orman moderatörlüğündeki programda Kayuş Çalıkman' Gavrilof, Fatoş Hacıvelikızı, Meral Danış Beştaş, Aysel Avesta ve Esmail Fattahi katıldılar. Bu dizimizde paneldeki konuşmaların çözümlerini yayımlıyoruz, panelleri kayıttan da izlemek mümkün. 

"Türkiye'de ölülere yönelik şiddet", "Farklı İnançlar cenazelere ve mezarlıklara saldırıları konuşuyor", "Hukukçular Ölüye Saygı ve Adaleti Konuşuyor" , "Basında Ölülere Yönelik Şiddetin Yeri"  ve "Adli Tıp Kurumu Çerçevesinde Ölülere Saygı ve Adalet" , "Yas, Hafıza ve Politika" başlıklı panelleri de buradan okuyup, izleyebilirsiniz.

Fermanlar

Benim anlattıklarım bu topluma dair, belki bu son fermanla birlikte gündeme gelen bir gerçeklik. 73. hatta 74. Fermandan bahsediyoruz maalesef ve bunlar çok fazla bilinmiyor. Vereceğim örneklerle hem bu toplumun hem bu zihniyetin toplumlar üzerinde, inançlar üzerinde, kadınlar üzerinde neler yaptığını açıklayabilir diye düşünüyorum.

Ölü bedenlere saygı meselesi aslında bir toplumsal ahlaki ölçüdür. İnançlara göre bu farklılaşıyor. Mesela doğal toplumlarda ölü, diri diye bir kavram yok aslında. “Elbise değiştirme” (kiras guhertin)  diye geçer, halen de toplumda böyle bir ibare var. Alevilikte  de “hakka yürümek” diyorlar, ölüyle yaşayan arasında saygıda hiçbir fark olmaması gerekiyor. Ölüye saygı diriye saygısızlık da olmaması gerekiyor. Onun için, buna saygı gösterilmesi için.

Cenevre Sözleşmesi'nde insan hakları sözleşmelerinde de aslında ölüye saygı ibareleri var. Bu çok uzun bir konu olduğu için bu vesileyle biraz baktım. Doğal toplumda, insan sisteminin olmadığı, kapitalizmin olmadığı, devletin olmadığı topluluklarda hem ölüye hem diriye gösterilen saygı tecrübe alabileceğimiz, çok güzel birçok örnek sunuyor. 

Zihniyet

Kaybolmaması için devletin kanunlarında bunlara madde madde yer verildiği halde, şimdiye kadar tüm konuşmacıların ifade ettiklerinde görüyoruz ki, bunlar uygulanmıyor. Ölü bedenlere saygısızlık, mezarlara, kadın bedenlerine saygısızlık hepsi bu zihniyetin bir ürünüdür.

Bunların hepsi, bahsettiğimiz toplumsal cinsiyetçi ve kodlarla birlikte, bu devlet sisteminin gelişiyle birlikte, kadınlar şahsında topluma dayatılan bir zulüm, aslında insanları cezalandırma. Çünkü sen, ahlaki bir toplumda, onun ahlak ölçülerine saldırdığın zaman onun aslında her şeyini elinden alıyorsun. Dolayısıyla bu zihniyet kadınlara yönelik, insanlara yönelik, inançlara yönelik, en büyük saygısızlık diyebilirim.

TIKLAYIN- Êzidî Kadınlar anlatıyor. O benim çocuğum

Saygısızlığında ötesinde aslında soykırım, bir toplumun değerlerini yok etme saldırısıdır. Özellikle Ermeni kadınlarının yaşadıkları da  son yıllarda özgürlük mücadelesinde hayatını yitiren kadınların bedenlerine yapılan saldırılar da aynı zihniyetin ürünü. Orada Êzidî Êzidî toplumunda, özellikle 74. Fermanda kadınların başına getirdiklerini çok net gördüm.

Belki biz diğer fermanları bu kadar açık bir şekilde göremedik. Görüntülerini izleyemedik, yaşananları bu kadar canlı tanığı olamadık. Fakat 2014'te saldırılarla birlikte aslında bize şöyle bir imkân da sağladı. Bu toplumdan birey olarak, kadın olarak, kadınların geçmiş fermanlarda yaşadıklarına, toplumun geçmiş fermanlarında yaşadıklarına tekrar dönüp bakma zorunluluğunu hissettim.

Tarihler değişiyor sadece

İnançlara, kadınlara, toplumlara aynı zihniyet saldırdığı için çok fark etmiyor. Sadece tarihler değişiyor, renkler değişiyor. 3 Ağustos 2014 katliamından sonra biraz bu konuyla ilgili araştırma yaptım. Dersim'in kayıp kadınları, Ermeni kadınlar ve Êzidî kadınlar, “3 Fotoğraf, 3 Dönem, 3 Katliam” diye bir araştırma dosyası yapmıştım.

Tarihler değişikti elbette. Ermeni kadınlar 1915'te, Dersimli kadınlar 1937-38'de, Şengalli kadınlar da 2014'te. Tarihler değişikti fakat zihniyet aynıydı, uygulamalar aynıydı. Kadın bedeni üzerinde, kadına yönelik şiddet hiç ismini değiştirmemişti.

Üç ayrı fotoğraf demiştim. Mesela Dersimli kayıp kadınların da yüzlerini değiştirerek, Şengalli kadınları çarşafa büründürerek, Ermeni kadınlara da yine aynı uygulama söz konusu. Direnişe dair de saldırı yöntemlerine dair de çok net karşılaştırmalar yaptım.

Mesela 2014 katliamında Cilan diye bir kadın, belki hepimiz haberlerini okuduk. Hepimiz çok yakinen bunun haberlerini takip ettik. Birkaç ay önceydi onun heykelini yaptılar. Onun bedeniyle daha fazla oynamasınlar diye. Çünkü hepimiz biliyoruz.

Yaralarımızı tazelemek istemiyorum, DAİŞ barbarlığının 5binden fazla Êzidî kadının bedeniyle, diri diri onların bedeniyle nasıl oynadıklarına hepimiz şahitlik ettik. Birçoğumuz belki bunun çalışmasını yürüttü fakat Cilan bir örneğiydi, saldırılara teslim olmamak için kendi canına kıyıyor ve şu an onun heykeli yapılıyor.

Gule ana var, Kalasorda, yine aynı dönemde ve onun çocuklarının heykeli kurulurken, anmasında diyor ben 72 fermandan aldığım cesaretle başımı veririm ama sırrımı vermem, ruhumu teslim etmem. Gulê çok yaşlı bir ana ama barbarlara teslim olmamak için kendi canına kıyıyor.

Ermeni anası heykeli

Buna benzer birçok örnek verebiliriz. Nerede olursak olalım kadın olmak, insan olmak, bu sisteme karşı olmak hiçbir şeyi değiştirmiyor. Mesela ben 2013'te Ermenistan'a gittiğimde, daha Şengal katliamı olmamıştı, aynı hikâyeyi  orada da görmüştüm.

İsmini hatırlayamıyorum özür diliyorum. Ermeni anası diye bir heykel bilenler bilir belki görenler de olmuştur. Ermeni anası gururunu teslim etmemek için, dört çocuğu da düşmana katılmamak için çocuğunu öldürüyor ve alıyor silaha savaşıyor.

En son çocuğunu öldürüyor ve alıyor silahı savaşıyor. En son o da şehit düşüyor heykelini şu an Ermenistan'da yapmışlar. Barbarlığa karşı bir direnişin de olduğunu altını çizmek istiyorum. Bu toplumun inancına, kültürüne, tarihine yapılan saldırılar boyunca, soykırımın yanında kutsal değerlerine de büyük bir saldırı olmuş.

Bu sadece Şengal katliamıyla sınırlı değil, bu toplum en eski toplum ve Kürtlerin köküdür diyoruz. Fakat şu an bir milyonun altında bir sayıdan bahsediyoruz. O da parçalanmış, Avrupa’dan, Ermenistan’a, Rojava'ya her tarafa savrulmuş ya da her yerde parmakla sayabileceğimiz bir sayı kalmış. Bütün saldırılarda başta kadınlar olmak üzere onların inançlarına değerlerine en büyük saldırılar yapılmış.

Toplu mezar

Sadece birkaç toplu mezar örneğini ifade etmek istiyorum.  Bu toplu mezarlarla da sadece insan bedeni değil, aslında topluma ait, toplum hafızasına ait olan her şeyi oraya gömmüşler. Mesela Koço köyü, Şengal'in en büyük köyü, kasaba gibi bir yer.

Son 8 yılda, sadece ulaşıldığı ve basına yansıdığı kadarıyla Koço köyü dâhil olmak üzere Şengal'de 80 toplu mezar bulunmuş. Bu toplu mezarların içinde, sadece bir toplu mezarda 104 bedenin Koço köyüne ait olduğunu biliyoruz.

Ölülere ait nasıl bir inançtan kaynaklı ötekileştiriyorsa yine belki birçok platformlarda ifade etmişizdir, başka şeyler de oluyor. Yemeği yenilmiyor, onunla yan yana oturmak, ona selam vermek reddediliyor.

Halen yakın tarihten örneklerini gördüğümüz bir gerçeklik ve Êzidî olduğu için Allah’ın selamı ona haramdır deniyor, elini vermeme olayları hala yaşanıyor. Mezarlıkları da öyle.

Mesela ölüleri birlikte gömmemeye varana kadar, bir topluma ötekileştirme politikası devam ediyor. Aslında bir tarafta toplumun kendi geleneklerine göreneklerine daha rahat ifade etmesine yol açıyor ama diğer taraftan da ötekileştirme politikası olduğundan burada altını çizmek istiyorum.

Israr

Bu kadar katliam yaşayan, bu kadar sözcüklerle ifade edemeyeceğimiz kadar trajedi yaşayan bir toplum, bütün bu saldırılara rağmen, ölülerine karşı saygılarını, her şeye rağmen sürdürüyorlar. Bütün fermanlara rağmen halen inançlarında varlıklarında ısrar ediyorlar.

Kadın şahsında nasıl bir toplum yok edilmek isteniyorsa, kadınla birlikte tekrardan yaşamı, kültürü, inancı yaşatmak için, tüm zorlukları göğüsleyerek, bedeller ödeyerek, onu korumaya çalışıyorlar.

Bugün bunun örneğini Şengal'de görebiliyoruz. Orada bir toplumu, bir inancı yok etmek istediler, en büyük saygısızlığı hem inancına, hem insanlarına yönelik yaptılar.

Ama tüm bunlara rağmen Şengal'de bugün kültüre, köklere, inanca, değerlere dair büyük bir sahiplenme var. Bu da insan için, bir nebze de olsa, yaşanmışlıklar karşısında bir umut oluyor. Umudun bir yaşam umuduna dönüştüğünü görebiliyoruz ve toplumda bir birey olarak da, bir kadın olarak da bu bana gurur veriyor. 

Soru- cevap

Doğal inançların ve tek tanrılı dinler tarafından oluşturulan kodların hem dirilerine hem de ölülerine yaklaşım noktası gerçekten önemliydi. Tarih değişse de, aslında zihniyetin hiç bir şekilde, hem inançlar açısından hem de etkenler açısından değişmediğini görüyoruz. Ermeni katliamı, Dersim katliamı ve Şengal katliamının tarihleri farklı da olsa hem kadın cinsiyetini ele almak için hem de inançlar ve etnik köken noktasında süreklilik var. Aynı şekilde İŞİD vahşetinin doğal bir inanç karşısında yaşatmak istediği şey, aslında kodlara karşı direnen kadın acısı da çok önemliydi. İŞİD bence bütün tek tanrılı dinlerin ve onların oluşturduğu kodların aslında bir bütününü temsil ediyordu. Kendine benzeşmeyen ya da kendisine ait olmayan hangi inanç olursa olsun yok etmek temeli ele alıyor. Bunlar da bizim için önemlidir teşekkür ediyoruz. (Mekiye Ormancı) 

Şengal’deki son soykırımda eşi tarafından zorla alıkonulan ve öldürülen Êzidî kadınların cenazelerine yapılan eziyet örnekleri var mı? Ailelerin aldığı bu türden cenazeler var mı? Yoksa o cenazeler alınmadı mı?

 Bu son soykırımda öyle çok net bir örnek veremem fakat özellikle 3 Ağustos’ta DAİŞ’in eline geçmemek için kendilerini kayalıklardan atan iki tane kadın cenazesi toplum tarafından alındı. Şengal dağında gömüldüler. Ancak DAİŞ’in eline esir olarak kalıp çok büyük işkenceler gören kadınlar kurtulduktan sonra bunları anlattılar, bunların anlatımlarının şahidiyiz.

Bugüne kadar hiçbir kadının cenazesi DAİŞ’in eline geçtikten topluma ulaşmadı maalesef, halen 3bine yakın kadın var DAİŞ’in elinde esir ve birçoğunun akıbeti hakkında her hangi bir bilgi yok. En son bir iki hafta önce, DAİŞ’in eline geçen 11 yaşında olan bir kız çocuğu 19 yaşında ailesine ulaşmıştı.

DAİŞ barbarlığının kadınlara yönelik tecavüzlerini, uygulamalarını onlardan anlatımlarından duyuruyoruz. Ancak ellerine geçtikten sonra cenazeleri topluma ulaşan olmadığı için bu konuda herhangi bir örnek veremem. Dediğim gibi, DAİŞ’in saldırısında yüzlerce kadın, özellikle yaşlı kadın ve erkek sayısı bilinmiyor halen, yüzlerce insan katledilmiş ve toplu mezarlara gömülmüş.

Görüldükçe, araştırıldıkça çıkarılmaya çalışılıyor. Toplum kendi gelenek ve görenekleriyle onları defnetmeye çalışıyor. Halen de, bu 3bin kişiden kaç kişi yaşıyor, neler yaşıyor, onu çok fazla bilmiyoruz çünkü halen bu bir kanayan yaradır. Bütün Êzidî toplumunun, bütün kadınlar ve bütün insanız diyen herkes için aslında tedavi edilmesi gereken bir yaradır, bunu söyleyebilirim.

Türkiyeli muhalif gruplar ya da diğer mülteci gruplarla kurduğunuz dayanışma ağları var mı? Türkiye’deki ırkçılıkla, ayrımcılıkla ilgili olarak, cenazeler ve yas süreçleriyle ilgili olarak, diğer mülteci gruplarıyla bir ilişki ağı var mı?

Beraber olduğum arkadaşlarımla Türkiye feministleriyle, sol gruplarıyla, LGBTİ+ ağlarıyla bu konularda beraber faaliyetler yürütüyoruz. Burada olan sorunlarımız, kadın hakları konusunda mücadele, kesinlikle Türkiye’de olan muhalefetle işbirliği içinde, beraber yürütüyoruz. Baksanıza bizim İstanbul Sözleşmesi konusunda gözaltına alınmamız ve şu anda da sınır dışı kararımız Türkiye’de gruplar tarafından, feministler tarafından sahiplenildi ve bir dayanışma oluştu. Bir sorun olursa da kesinlikle yeniden tanıdığımız gruplar ve kişilerle Türkiye aktivistleriyle ve özellikle de feminist ve LGBTİ+ gruplarıyla aramızda bir dayanışma var. (AA/Lİ/APK/KU)

* 26 Şubat 2022'de webinar olarak gerçekleşen “"Ölü Bedenlere Yönelik Şiddetin Toplumsal Cinsiyetini Konuşmak" paneli  kayıtlarını Leyla İşbilir yazıya döktü, Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi yayına hazır hale getirdi. Metindeki arabaşlıklamayı bianet yaptı. Manşet görseli ve metin görsellerini Korcan Uğur düzenledi. Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi'ne çalışmayı bianet'te yayımlama imkanı verdikleri için teşekkür ediyoruz. e-posta: oluyesaygiveadalet@gmail.com 

 

Aysel Avesta / Bianet

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.