Abit Gürses

Abit Gürses

Yazarın Tüm Yazıları >

27 Yıl Sonra Güney Kurdistan -II-

A+A-

1994-96 arası iç savaş sonrası, iki önemli tehlike (DAİŞ saldırıları, Referandum sonrası abluka ve Kerkük ihaneti) atlatan Güney Kurdistan, bir kaç yıl öncesine göre askeri ve fiziki olarak kendisinden çok daha emin ve rahat görünüyor. Fiziki olarak önemli bir yol kat etmiş olan Güney Kurdistan, bir federe devlet yapılanması için gerekli ve zorunlu olan kurumlaşma, kurumsallaşma sürecine girmiş bulunuyor. Güney Kürdistanı iyi bilen, burada ciddi araştırma ve incelemeler yapmış batılı bazı bilim insanlarının belirttiği gibi, artık Güney Kurdistan federe bir devlet yapılanması için gerekli ve zorunlu olan ev ödevlerini yapmakla yüz yüzedir.

27 yıllık sürecin başarıları, başarısızlıkları, kazanımları ve kayıplarının muhatabı bu dönemlerde hükümet olan KDP ve YNK dir. Kısacası sayın Mesut Barzani, Nêçîrvan Barzani, Celal Talabani, Kosret Resul gibi liderler ve onların çalışma arkadaşları bu sürecin sevabı ve günahının sahipleridir.

Kuşkusuz herkes bu siyasi parti ve siyasi kadroların oynadıkları rolleri yorumlamakta ve istediği gibi takdir etmekte veya etmemekte özgürdür. Bence rahmetli Celal Talabani’nin hastalığından bu yana YNK felç olmuş durumda ve maalesef gün geçtikçe bu durum daha kötü bir hal almakta. İnşallah meşru, demokratik ve temsili bir kongre toplayıp sorunlarını aşmanın bir yolunu bulabilirler.

Barzani ve Talabani ailelerini bir tutmak, kıyaslamak, KDP ve YNK’yı kıyaslamak veya bir tutmak babında değil; elbette her iki ailenin ve partinin biri biriyle kıyaslanmayacak derecede farklı tarihleri ve mücadele geçmişleri var. Umarım, Celal Talabani sonrası Talabani ailesi fertleri arasında ve YNK içinde yaşanan sorunlara benzer sorunlar Mesud Barzani sonrası KDP içinde uç vermemesi için, Parti ve Barzani ailesinin ileri gelen fertleri arasında gerekli hiyerarşik nesil değişikliği düşünülmüştür. Bu konuda sayın Mesud Barzani ve Nêçîrvan Barzani’yle yakın çalışan siyasi kadrolardan her ne kadar olumlu anlamda bir intiba edinmiş olsam da, Kurdistan yönetim kademeleri, parti yönetim kademeleri ve Barzani ailesi ileri gelenleri arasında ileriye dönük bir hiyerarşik silsile konusunda mutabakat sağlanmış olması çok önemlidir.

Güney Kurdistan toplumu İsveç veya İsviçre toplumu değil ve komşuları da Almanya, İtalya, Fransa değil. Daha uzun bir dönem Kürdistanın kendine has sosyolojisi siyasete, idareye ve hükümet etme biçimine yansıyacaktır. Hiç kimse Barzani ailesinin Güney Kürdistan siyasi geçmişindeki yerini yadsıyamayacağı gibi, gelecekteki yerini de yadsıyamaz. Hakeza Kürdistan’da aşiretlerin, tarikatların, bölgesel özelliklerin uzun bir dönem daha siyasete ve idareye yansıyacağını unutmamak gerek… Bu sürecin kısalığı veya uzunluğu Kürt insanındaki, Kürdistanlı bireylerdeki kimlik, aidiyet duygusunun gelişmesi ve değişmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu da toplumsal değişim ve toplumsal dönüşümle orantılıdır. Fazla derinlere girmeden şunu söyleyebiliriz. Özgür birey-ulus, birey-devlet, vatandaş-devlet kimliğinin, hukukunun ve aidiyetinin gelişmesiyle ailesel, aşiretsel, tarikatsal, bölgesel kimlikler, aidiyetler eriyecek ve bu elitlere dayanan yönetme, iktidar etme biçimi de kendiliğinden değişecektir. Ancak siyasi elitler ve hükümet etme anlayışı bu sürecin hızlanmasına veya yavaşlamasına etki edebilir. Ne zorla yaratılabilir, ne de zorla önüne geçilebilir bir doğal sosyolojik süreçtir bu…

KDP ve YNK bazen çatışsalar da, 27 yıl Güney Kurdistan iktidarı bu iki partinin (YNK’dan kopan Goran da dahil) elinde idi. Dolayısıyla atılan önemli adımlar, kastedilen yol, başarılardaki rolleri hususunda ne kadar övgüyü hak ediyorlarsa, eksikler, yanlışlar, yetmezlikler hususunda da eleştirilmeye müstahaktırlar. Her ne kadar bundan gocunuluyorsa da...

 

Güneyi tehdit eden faktörler ortadan kalkmış değil

En önemli zaaf küçük ailesel, grupsal, partisel ve lokal çıkarların genel ulusal çıkarların önüne geçmesi ve bu rekabetlerin Iraklı Kürt düşmanı çevrelere, güç odaklarına, Iran ve Türkiye'nin anti-Kurd uygulamalarına, zemin sunmasıdır...

PKK ve İran Kürt örgütlerinin Güney’de bulunmaları ve birtakım faaliyetlerini buradan yürütmeleri de Türk ve İran ordularının ikide bir bu alanlara saldırılarına gerekçe olmakta.

Ayrıca bazı bölgelerde Kurdistan hükümetinin otoritesini tanımayan PKK’nın tavrı ve neden üstlerine vacip olduğu bir türlü anlaşılmayan Güney topraklarını kantonlara bölüp Irak’a bağlama hevesi ciddi sorun olmaya devam etmekle kalmıyor, Türk ve Irak devletlerinin saldırılarına zemin hazırlıyor.

Güney Kürdistanı içeriden tehdit eden olgulardan biri de, fanatik islam veya siyasi islamdır. Bilindiği gibi Kürtlerde hakim olan geleneksel islam farklılıklara karşı toleranslı bir anlayışa sahiptir. Zaten Güney Kürdistan’da bu gün varolan dinler ve kültürler arası birlikte yaşam anlayışı köklerini biraz da oradan alır. Yani bu günkü Kurdistan hükümetlerinin farklı dinlere mensup topluluklar, farklı dillere ve kültürlere mensup topluluklar arasında ahenkli bir toplumsal yapı oluşması yönünde takdire şayan bir çaba içerisinde iseler, bunu geçmişte bu anlayışı tesis etmek için, egemen kılmak için çok bilinçli ve ciddi bir anlayışa sahip olan Barzani ve KDP’ye borçludurlar. Bu konuda YNK’nın tavrı da olumludur. Tehlike arz eden yanı dışarıdan dayatılan fanatik siyasi islam dır. Bu tehdidin yerel ve bölgesel aktörleri basite alınacak gibi değil...

Çok daha önemli bir tehdit de siyasi rekabetten dolayı ulusal reflekslerin gösterilmesi gereken anlarda, momentlerde, zamanlarda ulusal sorumluluk gereği hareket etme yerine rakibinin yok olması veya zarar görmesi, veya zayıflaması için sinsi bir anlayışa sahip olmaktır. DAIŞ'e karşı verilen savaş, Referandum ve Kerkük faciasında yaşandığı gibi, bir kesim canını dişine takarak Kürdistan'ı korumak için canını, ailesini, malını, her şeyini ortaya koyarken, bazı kesimlerin sanki bu olaylar onların ülkesinde olmuyormuş gibi, sanki ortak oldukları hükümette sorumlulukları yokmuş gibi ince sazdan çalarak "muçe, muçe" diye halkı sokaklara dökmeye çalışmaları anlaşılır gibi değildi. Maalesef bu gün de benzer aymazlıklar devam ediyor.

Tehditler ve tehlikeler sadece harici değil. Küçük bir grup hariç, Güney siyasi elitlerinin büyük bir kısmı ulusal kurumları kurma, inşa etme, ulusu oluşturma, devlet kurumlarına kavuşmanın hayati öneminden bihaber bir duruş sergilemekteler. Oysa gelinen aşama, daha doğrusu Güney’li bazı güçlerin bir türlü gelemediği aşama, (state building, nation building) devleti ve ulusu inşa, oluşturma aşamasıdır... Asıl en büyük tehdit ve tehlike işte bu sürecin ve misyonun  farkında olmamak, bu yönde gerekli ve zorunlu adımları atmamaktır.

Kısacası Güneyi içeriden ve dışarıdan tehdit eden bir çok faktör var ama paranoyak olmaya gerek yok. Bu tehditler başta KDP olmak üzere yurtsever duruşa sahip bütün siyasi partilerin ve toplumun sorumluluğu ile bertaraf edilebilir.

 

Referandum sonucu Kürdistan’ın tapusudur

Her ne kadar BM Güvenlik Konseyi Bağımsızlık Referandumuna karşı muhtıra niteliğinde bir bildiri yayınlamış olsa da, her ne kadar ABD ve batı Kürtleri referandumdan vazgeçirmeye çalışsa da, her ne kadar Iran ve Turkiye tehdit ve şantajlarda bulunsa da, her ne kadar bazı Kürt siyasal güçleri Bağımsızlık Referandumunu kerhen destekler görünüp, karşıt faaliyette bulunsa da, Başkan Mesud Barzani'nin ısrarlı ve kararlı tavrı; Kosret Resul, Nejmedin Kerim, Sadiq Bahaddin, Rebvar Talabani, Mesrur Barzani, Hoşyar Zîbarî, Mela Bextiyar, Şêx Cafer gibi siyasilerin sağlam duruşu sonucu Güney Kurdistan halkı sandıklarda bağımsızlıktan yana çok kuvvetli bir irade ortaya koydu...

Kurdistan Bağımsızlık Referandumu, Irak merkezi hükümeti, İran ve Türkiye'nin bütün tehditleri, başta ABD olmak üzere batılı devletlerin karşı olmasına rağmen yapılması son 200 yıllık Kurdistan özgürlük mücadelesinde bugüne kadar elde edilmiş en büyük kazanımdır.

Bağımsızlık referandumu Kürdistan’a ağıra patladı ama referandum sonucu, kısacası Kürdistanın tapusunun Kurdistan siyasi liderliğinin elinde olması çok büyük bir kazanımdır. Bunun siyasi etkileri zaman içinde çok daha iyi anlaşılacaktır. Kurdistan halkı bağımsız yaşama iradesini özgürce belirlemiştir. Bu hak ne geri alınabilir, ne ilga edilebilir, ne de yok sayılabilir. Ancak bu gün olduğu gibi engellenebilir, bu engelleme de ila nihayet mümkün değildir…

Öte yandan Referandum sonrası oluşan ablukanın ve izolasyonun aşılmasında, Başbakan Neçirvan Barzani takdire şayan bir performans sergileyerek, Irak merkezi hükümeti (Abdulmehdi faktörünü de not edelim), Turkiye ve İran’la ilişkilerin normalleşmesini -tabii ne kadar normalleşebilirse- sağlamış bulunuyor...

 

Kurumlaşma, kurumlaşma, kurumlaşma!

Devletleşme, devletleşme, devletleşme!

Tekrar olsa da yine vurgulamak lazım. Güney Kurdistan siyasi partileri, parlamento, başkanlık, başbakanlık, bütün ilgili ve yetkili kişi, kurum ve kuruluşlar günümüzde artık kalıcı devlet kurumlarına kavuşmaya denk düşen adımları atmakla yüz yüze bulunmaktadırlar.

Bugün iç, bölgesel ve uluslararası koşullar bağımsız devlet ilanına elverişli olmasa da, hiçbir güç federe bir devlet için, federe bir bölge için elzem, gerekli ve zorunlu olan kalıcı kurumlar oluşturmaya karşı duramaz. Durmamalıdır. Bu hayati sürece engel olan güçler kim olursa olsun artık bertaraf edilmeleri gerekir.

Kurdistan devletleşme sürecinin mimarı olarak tarihin şanlı sayfalarında yer almak isteyen liderler ve partilerin kalıcı kurumların oluşturulması hususunda kendilerinden başka görünür bir engel yok. Bu günkü gibi devletle, devletsizlik arası bir yapı arz eden politik partilerin hükümet etme seviyesinde kalınarak zaman mı kaybedilecek, yoksa artık devletleşme yönünde ciddi ve kalıcı adımlar atılarak, yeni bir döneme, yeni bir aşamaya mı geçilecek? Yeni kurulacak hükümetin, yeni seçilecek Başkan’ın, yeni seçilmiş olan parlamentonun, siyasi partilerin önünde böyle bir süreç var… 

Kurumlaşma, kurumsallaşma, devletleşme nedir?

Güney Kurdistan bu sürecin neresindedir?

Bu sürece denk düşen adımları atmak isteyen siyasi güçler hangileridir?

Bu sürece engel olan iç, bölgesel ve uluslararası güçler hangileridir?

Ulusal sorumluluk, yurtsever duruş; bütün bu ve benzeri faktörleri hesaplayarak, devletleşme yönünde kalıcı adımlar atmak veya bu adımlardan yana olan iradeye destek sunmak, aynı zamanda bu sürece engel olan anlayışa karşı da net ve kararlı bir tavır almaktır.

Kurdistan Anayasasının yazılıp kabul edilmesi.

Pêşmerge ve güvenlik güçlerinin tek bir merkezi emir kumandaya kavuşması.

Bağımsız bir yargı aparatına ve adalet mekanizmasına kavuşmak.

Vergi sistemi. Genel sağlık sigortası. Askerlik sistemi. Eğitim sistemi. Siyasi partiler yasası. Doğal kaynaklar yasası. Bankacılık sistemi. Yolsuzlukla mücadele yasası ve benzeri.

Kısacası bir devlet ve toplumu ayakta tutacak bütün kurumları ve kuruluşları (temel sûtunları) oluşturma zamanıdır.

Daha önceki bazı yazılarda vurguladığım gibi, geçen 27 yıllık süreçte Kurdistan yönetiminde yer alan siyasi partilerin, liderlerin bu süreyi hakkıyla kullanıp kullanmadıklarını akademisyenlere, araştırmacılara havale ederek, halkın Şingal hezimeti, Kerkük ihaneti gibi büyük felaketlerin artık yargılanabileceği, müeyyideleri olan bir federe devlete ve topluma kavuşmanın beklentisi içinde olduğunu görmek ve söylemek zorundayız...

Evet son seçimlerde en büyük parti olarak KDP başarılı çıktı ama halkın seçime katılma oranı çok düşüktü. KDP kendi seçmeninin neden sandığa rağbet etmediğini görmezden gelemez.

YNK son seçimlerde halktan kırmızı kart gördü. Halk Kerkük ihanetini cezasız bırakmadı. Belki şu anda Pavel, Aras ve Lahor avanesini adaletin karşısına çıkaracak bir mekanizma veya güç yoktu ama halk seçimlerde YNK’yı oylarıyla cezalandırdı.

 

27 yıl önceye göre Kurdistan çok daha ileri ve kuvvetli

Güney Kürdistanın önündeki süreç, parti, aşiret, aile, bölge, şahsi çıkar ve aidiyetleri geride bırakarak kurumlaşmak için, devletleşmek için gerekli ve zorunlu adımların atılması dönemidir.

Kısacası, ulusal kurumları oluşturma, vatandaş-devlet, birey-ulus hukukunu inşa dönemidir.

Bu yönde atılacak adımlar sadece Güney Kürtlerini değil, onlar kadar olmasa da bütün dünya Kürtlerini ilgilendiriyor. Dünya Kürtlerinin üzerine titrediği Güney şu anda Kürt milletinin yer yüzünde kazanmış olduğu tek yasal statüye sahip mevzidir.

Bütün Kürtlerin ve Kürdistanlıların üzerine düşen görev Güney Kürdistanı gözlerinin nuru gibi koruyup, ilerlemesine ve gelişmesine katkıda bulunmaktır.

Güneyli Kürtler gibi artık dünya Kürtlerinin de beklentisi, umudu, parti, grup ve aile çıkarlarının bir kenara bırakılarak, onun bunun ajandasına göre değil, Kürdistan'ın ulusal çıkarları ve geleceğini teminat altına alacak kalıcı adımlar atılması yönündedir...

Güney Kurdistanda her şey mükemmel değil ama kazanılmış çok önemli mevziler, katledilmiş yollar, ve ciddi başarılar var. Bunlar, küçümsenemez, inkâr edilemez, ortak kazanımlardır...

27 yıl önceye göre Güney Kurdistan geleceğe daha umutla bakıyor…

 

Bu yazı toplam 160 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.