Abit Gürses

Abit Gürses

Yazarın Tüm Yazıları >

-10-Farklı geleneklerden kadroların aynı partide çalışması mümkün müdür?

A+A-

Farklı siyasi geleneklerden kadroların aynı partide çalışması mümkün müdür?

10

Yeni parti arayışı içinde olan kadroların büyük bir çoğunluğu kökleri 60’lı 70’li yıllara dayanan politik örgütlerden gelmedir.

Bunları tek tek sayacak olursak, KDP, T-KDP, Rızgari, Ala Rızgari, TKSP, Kawa, KUK, Tekoşin, KIP,  Pêşeng ve bazı PKK kadroları. Kısacası geçmişte ve bugün Kurdistan’da mevcut olan bütün siyasal hareketlerden kadroları yeni parti arayışı içinde görmek mümkün.

Bu kadroların bir kısmının PAK örneğinde olduğu gibi bir parti program ve tüzüğü etrafında yan yana gelmelerini olumlu ve başarılı bir adım olarak addedip, farklı yapılardan gelen kadroların, birlikte, aynı parti içinde, siyasal ve örgütsel faaliyet yürütebilecekleri kalıcı bir anlayışı oluşturmak ve bunu genişletip, yaygınlaştırmak gerekir.

Bunun için, her şeyden önce, parti içinde yer alan kadrolar geçmişte içinde yer almış oldukları hareketlerin hukuku ve disiplinleri içinde değil, doğal olarak o eski yapılarından birlikte gelmiş ve getirmiş oldukları alışkanlıklar ve arkadaşlıklar hukukuyla değil, eski yapılarının ideolojik ve siyasal tercihleri ile değil, yerel veya farklı amaçlarla öbeklenerek değil, parti proğramı ve tüzüğü çerçevesinde hareket etme konusunda ikirciksiz ve samimi olmak durumundadırlar…

Yani eskiden Rızgari içinde yer alan birisi Özgürlük yolundan gelen bir kadroya oportunist gözüyle bakarsa veya öyle derse, Özgürlük Yolu’ndan gelen Rızgari’ciye ‘’burjuva milliyetçisi’’ derse, bir KDP kadrosu eski bir DDKD kadrosuna ‘ ’Celali’’ gözüyle bakarsa, bir DDKD’li bir Kawacı’ya ‘’maocu bozkurt’’ derse, Kawacı DDKD’liye ‘’sosylal faşist’’ derse, yok efendim aynı hareketten gelen arkadaşımı tercih edeyim derse, ve benzeri anlayışlar sadece göstermelik olarak değil, organik olarak aşılmamışsa, yeni bir parti ve örgüt anlayışından, yeni bir politik kültürden bahsedip birlikte yürümenin hiçbir anlamı olmaz…

Doğal olarak geçmişte aynı hareket içinde yer alıp da bu gün parti oluşturmaya kalkmış olan kadrolar tanıdık arkadaşları ile hareket etmeye daha yatkındırlar. Çok bilinçli bir şekilde bu davranış motifi kırılmalıdır. Bu konuda en önemli görev, geçmişte aynı hareketlerden gelen bütün kadrolara düşmekle beraber, oluşturulan veya oluşturulacak örgütde/örgütlerde ağırlıkta olan aynı ortak gelenekten gelen kadrolara düşmektedir.

Geçmişte Kuzeyli örgütlerin tümü (KDP hariç) bir kısmı siyasi parti olmakla birlikte, daha çok ideolojik gruplardan oluşmaktaydı. Partiler de ideolojik grup refleksine sahipti. Hem de sol, sosyalist, Leninist, Maoist, Stalinist anlayışlara sahip olan bu hareketlerin geçmişte yaptıklarını yargılayacak durumda değiliz. Ama tümünün de aşılması gereken yapılar olduğu konusunda mutabık olmamız ve asla bir daha o tür dar ideolojik gruplara öykünmememiz gerekir. Velhasıl günahı ve savbıyla, başarıları ve başarısızlıklarıyla o dönemi artık tarihçilere bırakıp, ileriye bakmamız lazım.

Hiç kimsenin sosyalistliğinden, sosyal demokratlığından, liberalliğinden, demokratlığından, muhafazakârlığından, dindarlığından, Aleviliğinden, Yezidiliğinden, Müslümanlığından feragat etmesi, bu niteliklerini terketmesi istenemez ama bu özelliklerini dayatmamalarını beklenir…

Bununla beraber, şunu hazmetmek de gerekir: Dün silahlı mücadeleyi esas alan illegal Marksist Leninist çelik çekirdekli sosyalist örgüt ve hareketlerden, bu gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Siyasi Partiler Kanunu’na göre kurulmuş bir parti içinde yer almayı, alabilmeyi,  ideolojik, siyasal ve örgütsel açıdan hazmetmiş olmak gerekir…

‘’Çelik çekirdekli’’, illegal Leninist örgüt üyesi, kadrosu ve yöneticisi olmakla övünen ve bir diğerini böyle olmamakla suçlayan kadroların, Türkiye koşullarında Kurd milletinin kurtuluşu için legal, yasal, meşru mücadele veren bir parti içinde birlikte yer alabilmeleri öyle küçümsenecek bir değişiklik değil niteliksel bir dönüşümdür. Büyük ve muazzam bir değişimdir. Bu değişimi, dönüşümü hazm ederek, bilince çıkarmak, davranış haline getirip özümsemek gerekir. Bunun için parti kadrolarının çok iyi eğitilmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Özet olarak, bağımsız Kürdistan’ı hedefleyen, silahlı mücadeleyi savunan, illegal, Leninist örgüt anlayışından, TC yasalarına göre kurulmuş, sivil siyasal metodlarla Kuzey Kurdistan ve Türkiye’de yaşayan Kürtlerin varlığı ve hakları için mücadele veren yasal bir parti kadrosu olmayı/olabilmeyi içine sindirmek, hazmetmek, bilince çıkarmak gerekir.

Devletin kurum ve kuruluşlarını toptan rededen Anti-Sömürgeci ulusal kurtuluşçu perspektif ve anlayış ile TC kurum ve kuruluşları içinde yer almayı red etmeyen, Türkiye rasyonelleri içinde mücadeleyi savunan legal, demokratik, meşru bir mücadele anlayışı arasında realist bir harmoniyi yakalayabilmek mümkün müdür?

Benim yeni siyasetten ve politik kültürden özet olarak anladığım budur. Daha doğrusu bu tesbite denk düşen siyasal, örgütsel, ideolojik bir konseptin oluşturularak, kalıcı bir politik kültüre dönüşmesidir. Acaba bu işe kalkışmış olan siyasi örgüt, grup, insiyatif ve kadroların da anladığı bu mudur?

Eğer buysa, bu harmoni nasıl yakalanacaktır? Özet olarak TC rasyonelleri içinde Kürt halkının varlık ve hak mücadelesi nasıl örgütlendirilip, sürdürülecektir? Buna denk düşen yeni politik kültürün temel taşları nasıl döşenecektir?

İşte kurulmuş ve kurulacak olan örgütlerin, partilerin, arayış içinde olan insiyatiflerin ve tek tek siyasi kadroların cevabını bulması gereken sorular bunlardır.

Yarın öbürgün eski yapılardan getirdiğimiz politik kültür bazılarımızda nüksederse, bulaşıcı bir hal alabilir…

Onun için geçmişte ülkemiz gerçeğine,  yakınımıza bakmadan, Rusyadan Bolşevikleri, Çin’den Maocuları, Arnavutluktan Enver Hoca’yı örnek alan bizler, bugün yakınımıza bakacak olursak, Irak KDP ve YNK’yı görebiliriz… Irak KDP, 1946’larda Rızgari, Hiwa ve JK kadrolarınca oluşturuldu. İlk yıllarda o zamanki Sovyetlerin pozisyonu, Barzani ve arkadaşlarının SSCB’de olması, Xuruşov döneminde KDP’nin Sovyetlerle iyi ilşkiler içinde olması, bu partide Stalinist etkilenmeler (proğram, tüzük vb.) olmasına rağmen, hiçbir zaman geleneksel bir kitle partisi olmaktan çıkmadı. Ve bu yapılarını koruyabildiler. Hernekadar 1960’lı yıllarda Polit Büro’da ve partide sağ sol ayrımı olduysa da özünde bu sorunlar Irak merkezi hükümetine yaklaşım ve partide iktidar olmaktan kaynaklanmaktaydı. Ama her şeye rağmen Irak KDP gerçek anlamda bir kitle partisi olmayı başardı ve Sosyalist, dindar, sekuler, feodal nitelikli kadroları bir arada tutabildi. Oluşan ilk ve tek fırsatta legale çıkarak Abdulkerim Kasım yönetimi döneminde kısa bir dönemde olsa legal faaliyetler yürüttü.

Elbette Türkiye ile Irak devletlerinin yapısı ve Kürt sorununa yaklaşımları ile Kürt hereketlerinin konumu bire bir benzerlik arz etmiyor. Burada vurgulanmak istenen iki önemli nokta var. Birincisi, farklı ideolojik tercihlere sahip olan kadroların aynı örgüt içinde birlikte çalışabilme deneyimi. İkincisi ise legal imkanlar oluşur oluşmaz hiç tereddüt etmeden legal faaliyete yönelmektir. Aynı şekilde, legal çalışma koşullarının kalmaması ve merkezi hükümetin saldırıları karşısında, savunmaya geçip, silahlı mücadeleyi (Eylül Devrimi)ni başlatabilme kabiliyeti ve kapasitesidir.

 Hakeza 75 yenilgisinden sonra oluşturulan YNK 30 yıla yakın 3-4 ayrı grubu aynı parti disiplini içinde bir arada tutabildi… İşte çok uzaklara gitmeden bu örnekleri iyice inceleyip, tecrübelerinden bize uyanlarını alabilmeliyiz…

Türkiye Kurdistanında ki 1965 sonrası KDP’den başlayarak bütün örgütlere bir bakacak olursak, amip gibi bir bölünme yaşadıklarını görmek mümkün. Tekrar o döneme girme ve boş tartışma yaratmak için değil ama hatırlamakta yarar var 1975-80 arasında 5 yılda kurulan örgüt sayısından çok bölünen örgüt söz konusudur… O zaman böylesi anlamsız bölünmelerin ve kutuplaşmaların önüne geçebilmek için de yeni bir politik ve örgütsel anlayış geliştirmek gerek.

Çok uzun sürmese de, politik bir partiyle kıyaslamak doğru olmasa da, DDKO ve Ankara DDKD veya birinci DDKD tecrübelerine geriye dönüp tekrar bakmakta yarar var…

Çok eskilere ve uzağa gitmeye gerek yok. PAK’ın HAK-PAR’dan farkı nedir?

Gerçekten şu anda Kuzey’de faaliyet gösteren HAK-PAR, KADEP, KDP-T, KDP-B, ÖSP, AZADİ, PSK ve PAK KADROLARININ BİRLİKTE BİR PARTİ İÇİNDE yer almalarını engelleyen nedir?

Eger mesele Kurd milletinin varlığı ve haklarını Türkiye’de yasal temelde elde etme mücadelesi ise, neden bu yapılar bir örgüt içinde yer almasın? Bunu engelleyen, önleyen nedir?  Asıl amaç Kurdistan’ın kurtuluşu ise, sosyalist, sosyal demokrat, muhafazakâr, liberal, dindar olmak aynı örgüt içinde yer almaya engel midir?

Hayır değildir…

O zaman HEP, DEP, HEVGİRTİN KDP, YEKBUN, HAK-PAR neden farklılıkları bir arada tutmayı başaramadı? Nerede hata yapıldı?

Yeni parti, Kuzeyli siyasi kadroların bugüne kadar gerçekleştiremediği farklılıkları bir arada tutmayı başararak, çok sesli, çok renkli, demokratik ama aynı zamanda da örgütsel disiplini olan bir harekete nasıl dönüşebilir?

Bence bizim kafa yoracağımız, yol ve yöntem bulacağımız asıl en önemli sorun ve görev de budur…

Bunu başarabilirsek, Kurdistani, demokratik, pluralist ve sekularist bir hareket olmayı da başarabiliriz!

 

Sonraki konu

Örgütlenme, birlik, örgüt işleyişi

Bu yazı toplam 874 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.